Kategoriler
Ahmet K. Aytar Dünya Haberler Politika Türkiye Yazarlar

GEÇİMİN YARISI GELECEK DÜŞÜNCESİNDEDİR // Ahmet Kılıçaslan Aytar

Virüs  sonrası dünyadayız.
Bu dünyaya geçiş bir aydan daha kısa süre önce aniden geldi.
Bir “Nuh Tufanı” yaşıyor gibiyiz.
COVID-19’un gelişinden önce bildiğimiz dünya asla geri dönmeyecek…
Doğrusu o dünya çok kötüleşmişti…
Şimdi daha iyicesini umud ediyoruz.

*
Yeni dünyanın gerçekliği ile nasıl bağdaşacağımız, mevcut saldırıya nasıl direneceğimiz,
Bekleyen karanlık günlere karşı nasıl güçleneceğimiz,
Ekonomimizi nasıl yeniden açacağımız da dahil, birçok soruya verilecek yanıtlar arıyoruz.
Sonuçta herşeyi; anlayış, daha fazla esneklik ve daha adaletle uygun şekilde yeniden inşa edebileceğimiz umudundayız.

*
1950’den bu yana, ekonomik küreselleşme dünya ekonomisini dönüştürdü, yaşam standartlarını yükseltti.
Ancak birçok ülke ve birey kaybedenlerle eşit olmayan bir şekilde ilerledi.
Küreselleşmenin kapsamı, mal ve hizmet ticaretinden uluslararası emeğin göçüne ve finansmana kadar uzandı.

*
2000’den sonra küresel ekonomik entegrasyonu artırma konusundaki politik itici güç, eşitsizlik endişeleri arttıkça yavaşladı.
Küresel ticaret müzakereleri anlaşma sağlayamazken,
Avrupa ve Amerika’daki sağcı popülist partilerin yükselişinde göçe karşı tepkiler önemli bir rol oynadı.
Finansal küreselleşmenin maliyetleri ve faydaları 2008 mali krizinde belirginleşti.

*
Küreselleşmenin hızı yavaşlamış ve siyasal desteği zayıflamış olsa da, dünya her zamankinden daha bağlantılıdır.
Amerikalı çiftçiler ve otomobil üreticileri için Çin en büyük pazardır.
İngiltere’nin küresel finans merkezi olarak rolü, ekonomisinin temel noktasıdır.
Bangladeş ve Vietnam gibi ülkeler giderek daha fazla giyim ihracatına bağımlı durumda.
Göçmenlerin dövizleri, Filipinler’den Nepal’e, Orta Amerika’ya kadar birçok fakir ülkenin ekonomisi için hayati önem taşıyor.
Dünyanın en büyük iki ekonomik bölgesi ABD ve AB’deki keskin yavaşlama;
Küresel ekonomi boyunca yankılanacak ve büyük olasılıkla fakir ülkeler üzerinde en büyük etkiye sahip olacaktır.

*
Şu noktada COVID-19 salgınıyla toplumun, hükümetin rolü ve ekonominin sonsuza dek değiştiği,
Artık hiçbir şeyin aynı olmayacağına dair yaygın bir inanç var.
Bazıları daha fazla dayanışma gösteren bir toplum ve herkes için çalışan yeni bir ekonomik model,
Belki de daha büyük bir uluslararası işbirliği ruhu göreceğimizi tahmin ediyor.

*
Yeni dünyanın başlangıcındaki işaretler ise;
Virüs sonrası rahatsızlıklı dünyanın var olandan daha fazla servet eşitsizliğine sahip olacağını gösteriyor.
Milyarderler hükümetlerinin kurtarma politikalarına dahil edilmeyi talep ediyor.
Onlar kendi ülkelerinde yasama meclisindeki politikacıların kariyerlerini finanse etmektedir,
Bu yüzden hükümetlerin bu taleplere uyması neredeyse kesindir!

*
İşte ABD!
Cumhuriyetçiler, 1980’den sonra oluşan servet eşitsizliğinin büyümesi konusunda endişe duymuyor.
Ama  Demokratlar servet eşitsizliğine vurgu yapıyor.
Bu yüzden virüs günlerinde ve seçim öncesinde iki taraf da ABD Kongresi’nde dengeli bir kurtarma faturası çıkarıyor.
Hem milyarderlerin mega şirketlerine  hem de Amerikalılara ve özellikle çalışanlara muazzam destekler veriliyor.

*
Ancak açık harcamalar kontrolden çıkmaya yazıyor.
Sonuçta değer düşüyor, 1929 Büyük Buhran’dan bile daha kötü küresel bir depresyona yol açılması paniği yayılıyor…
Bazı hükümetler ise halkın devam eden ihtiyaçlarını finanse etmek için milyarderlerin ve belki de yüz milyonerlerin servetini kamulaştırmanın yollarını bulacaktır.
Ama zenginlerin çoğu da birikmiş servetleri için güvenli sığınak olacak ülkelere yerleşecektir.

*
Ancak hâlâ yol gösterici ilke olarak değişim değerine güvenmeye devam ediliyor.
Yol gösterici ilke olarak bir metanın üretilmesi için gerekli olan ortalama toplumsal emek zaman miktarı esas alınıyor.
Bu yüzden şimdi salgın ve işsizlik nedeniyle piyasalar iyice kitlenince henüz görmediğimiz bir durum ortaya çıkacaktır..
Piyasalarının onları koruyacak mekanizmaları olmadığı için çalışanlar aç kalacaktır…
.
*
Bu durum çok olasıdır.
Hata, bir hükümetin salgının en kötüsü sırasında yeterince büyük adım atamamasıdır.
İşletmelere ve hane halklarına destek sunulabilir.
Ancak bu, yaygın salgın karşısında pazarın çökmesini önlemek için yeterli olmazsa kaos ortaya çıkacaktır.

*
Çünkü politik, sosyal ya da bir salgının neden olduğu bir yıkım döneminden sonra refah sistemi çökmüştür.
Ülkelerin tepki verme yeteneği etkilediğinden kararsız bir durum yaşanmaktadır…
Ekonominin ve toplumun daha sonraki olası başarısızlığı ise siyaseti ve istikrarlı bir huzursuzluğu tetikleyecek,
Başarısız bir devlete ve hem devlet hem de toplum refah sistemlerinin çökmesine yol açacaktır…

*
Bu noktada virüs öncesi dünyadan alınan en büyük ders;
Küresel yönetimin ulusal hükümetlerden daha başarılı olacağını düşünmemizi gerektirecek hiçbir şeyin olmadığıdır.
Nitekim bu düşüncede olanlar;
Milyarderler, bankacılar, askerler vd’i  kendi çıkarları için halka düşünme zamanı bırakmadan iktidarı değiştirmeye kalkışırlar.
Onlar en kötüsüne hazır durumdadırlar.
Salgın onlara harekete geçmek için gerekçe sağlar.

*
Ve modern ekonominin; küresel tedarik zincirleri, ücretler ve verimlilik  temelleri üzerinde,
Bu defa ekonomik dinamiklerin;
İklim değişikliğinin çalışanlar arasındaki düşük zihinsel ve fiziksel sağlık gibi zorluklara nasıl katkıda bulunduğuna da dikkat kaydıyla,
Toplumsal olarak adil ve ekolojik olarak sağlam gelecekler inşa etmeye yönelinir.
Bu insanlığın COVID 19 salgınına ve diğer sosyal ve ekolojik krizleri yönlendiren dinamiklere vereceği tarihsel yanıttır.

*
Bu noktada yaşanan kaos üç olası geleceğe işaret ediyor;
Sağlam bir devlet kapitalizmi:
Radikal bir devlet sosyalizmi;
Karşılıklı yardım üzerine kurulu büyük bir topluma dönüşüm.

*
Hepsi için temel değerleri; Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk 1927- 1931’de  belirlemiştir.
Cumhuriyetçilik: Halkçılık: Milliyetçilik: Laiklik: Devletçilik ve Devrimcilik!

*
Dünya “Nuh Tufanı” gibi bir şeyden geçerken, bütün sistemler bu değerleri örnek almalıdır.

1. 4. 2020

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.