Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

KÜRESEL COVID- 19 PANDEMİSİ VE LİBERAL DÜZEN // Ahmet Kılıçaslan Aytar

Koronovirüs enfeksiyonlarının pandemik yayılımına büyük kısıtlayıcı önlemler alınıyor.
Önlemlerin verdiği kümülatif zarar;
Uzun zamandır Batılı ülkelerin egemen forumlarında tartışılan,
Ve Batı’nın yaşamaya nasıl devam edeceği konusunda endişeli olan Çin ve Rusya gibi revizyonist ülkeleri,
Liberal dünya düzeninin geleceğine ilişkin bir bileşkede buluşturuyor…

*
Batılı dünya liderleri isteklerini ve taleplerini mükemmel bir şekilde yansıtabiliyor.
Pandemiyi önlemek için yüzyüze iletişim durduruluyor.
Ancak herşeyi çevrimiçi hale getirmek imkansızdır, bu yüzden bu durum da geçicidir.
Bu noktada kitlesel izolasyonun ana kurbanı,göreceli istikrar zamanlarında yaratılan “kural ve normlar” oluyor…

*
Nitekim koronovirüs enfeksiyonları pandemisi, ilk küresel salgın olan 1929 Büyük Bunalımı ile karşılaştırılabilir.
Büyük Bunalım en çok sanayileşmiş şehirleri vurmuş, bu kentlerde işsizler ve evsizler ordusu yaratmıştı..
Buhran, Kuzey Amerika ve Avrupa’yı merkez almasına rağmen dünyanın geri kalanında da yıkıcı olmuştu.
Alınan dersler son 15 yılın tüm şoklarına bir egzersiz oldu…

*
Kurallar ve normlar Soğuk Savaş’ın sonuçlarını takiben ve seyri sırasında ortaya çıktı.
Az ya da çok adil davranıldı.
Çünkü hem nesnel küresel güç dengesinde hem de bloklar arasındaki bir çatışmanın ortasında;
Uluslararası uygulama yoluyla oluşturulan kural ve normlara güvenildi.

*
Her zaman kural ve normlar, egemen devletler arasındaki ilişkiler tarihinin bir yönü olan güçlü ve zayıf uluslar arasındaki ilişkilerde idealdir.
Nitekim Güç; ABD ve müttefikleri: Uluslararası Hukuk ve BM Güvenlik Konseyi tarafından keyfi olarak sınırlıydı.
ABD’nin bu hakkı tekrar tekrar ihlal etmesi ise aslında onu yönetemediğinin kanıtıydı.

*
Elbette bu durum sonsuza kadar devam edemezdi.
Güçlü olanlar kaçınılmaz olarak zayıflarken, diğerleri yeteneklerini arttırdılar.
Giderek uluslararası politikada istikrarsızlık nedeniyle gerekli güç ve ahlak denge yok edildi.
Ahlak;güvenilir bir düzenleyici olarak hareket edemezdi…

*
Bugün tüm küresel oyuncular arasında;
Askeri gücün önemli olmadığı bir dünyada,
Kalkınma açısından eşi görülmemiş seviyelere ulaşan Avrupa, radikal bir değişimin  adayıdır.

*
Çünkü birliğe rağmen Avrupa ülkelerinin sınırlarını birbirlerine kapatması,
Ulusal egoizmin daha önce hayal bile edilmeyecek bir ölçekte geliştiğini gösteriyor!
Şimdi “Koronavirüs pandemisi, Avrupa entegrasyonuna dayanamayacağı bir darbe mi vuruyor” sorusu gündeme yerleşiyor…

*
Genel olarak AB kurumlarının dramatik koşullardaki iktidarsızlığına ek olarak, bugün koronovirüs pandemisi  birliği tehdit ediyor.
İçsel çöküşün başladığı bu noktada;
AB Yürütme organı  Avrupa Komisyon Başkanı Alman Ursula von der Leyen,
Avrupa Konseyi Başkanı Belçikalı Charles Michel,
Avrupa Parlamentosu Başkanı İtalyan David Sassoli ve daha bir çok önde gelen yetkili,
“Kriz boyunca Avrupalılar ve birlik şirketlerini desteklemek için her şeyi yapacağımıza söz verdik
İnsanlara ve şirketlere yardımcı olacak en esnek destek ve yardım kurallarını uygulamaya koyduk.
Bugün, hükümetleri  bütçe kurallarını gevşetmesi için tetikliyoruz” noktasında pozisyon gösteriyor!..

*
Ama Avrupa’nın gerçekten ortak bir pozisyon alma arzusu dünyadaki imajını değiştirebilir mi?
Ya da AB yabancı ortaklarına daha ciddi davranabilir ya da davranmaya zorlayabilir mi?

*
Avrupalı liderlerin, 2013 Euro krizinin üstesinden gelmek için İtalya, İspanya ve Yunanistan yetkililerini,
Sağlık maliyetlerini önemli ölçüde azaltmaya teşvik etmesinin ardından,.
Bugün bu liderlerin koronovirüs pandemisini kavramaları olası mıdır?

*
Her durumda, bunun nedeni siyasi eylem ile sonuçlarının sorumluluğu arasındaki boşluktur.
Ancak bu Avrupa devletlerinin hatası değildir.
Onlar II.Dünya Savaşı’nda yenildiler ve bağımsız bir güç politikası hakkından uzaklaştırıldılar.
Askeri gücün merkez olarak kaldığı tüm güvenlik sorunları;
ABD ve Rusya arasında kurulan ve daha sonra Çin’in de katıldığı nükleer süper güçlerin bir yansıması şeklinde değişti.

*
Bu durumda devletin doğasını ve vatandaşlara karşı sorumluluklarını değiştiremeyeceğine yönelik makul bir itiraz olabilir.
Ancak bu sorumluluklar, aslında vatandaşların genellikle bir devlet için ihtiyaç duydukları şeydir.
Şimdi Avrupa devletleri, uluslar topluluğunun bazı üyelerinin ölümcül durumda kalmasına rağmen bu görevleri yerine getirmeye çalışıyor!

*
Fransa veya Almanya’nın daha az egoist davranması garip olurdu.
Çünkü Avrupa entegrasyonunun tüm inşası bencilliğin doğasında var olduğu hipotezi üzerine inşa edilmiştir.
Avrupa siyasi bir cüce olarak kalırken, “ekonomik bir dev haline gelmesinin” sonuçlarıyla ilgili uyarıların çok daha ciddi olduğu ortaya çıkmıştır,
Ama bu, işte birlik içinde bir kargaşaya da yol açmıştır…

*
Nitekim Avrupa’nın kaderi, insanlığın geri kalanı için gittikçe daha az sonuç veriyor.
Bu bakış açısı Rusya için geçerlidir.
Çin hükümeti de Avrupa devletlerine veya AB’ye bir örgüt olarak yardım etmiyor!

*
İtalya’da salgının reddedilmesinden sonraki gün, Başbakan Çin ticaretini hedefleyen kısıtlayıcı tedbirler için oy kullandı.
Halbuki Çin, adalet vizyonunun doğruluğuna ikna olmuş her ülke için iyi işler yapmıştı.
Son olarak koronovirüs pandemisiyle mücadelede gösterdiği inanç, lehinde çok güçlü bir desteğe neden oldu..
Fakat Avrupa’nın kendisi için edindiği “cücelik”, teknokratik kararlara tabi olmayan bir alanda yıkıcı oluyor!
Uluslararası siyasetin değerlendirilmesinde matematiksel yöntemlerin kullanılması, insanların duygularıyla yaptıkları eylemlerden dolayı anlamsız kalıyor..
Bu duyguların en devrimcisi haksızlık duygusudur.
İtalya vatandaşları şu an bu haksızlığı yaşıyor.

*
Halbuki Avrupa, II. Dünya Savaşı’nın ardından güç potansiyellerinin farkından kaynaklanan adaletsizlik sorununun üstesinden gelmişti.
Bununla birlikte bu sorunun çözümü sadece resmi kurumları değil,aynı zamanda halklar arasındaki ilişkilerde özel bir politik kültürü de gerektiriyordu.
Ne ki, genel gelişime katkısında zayıfların temel haklarının garanti edildiği daha yüksek sosyal organizasyon biçimleri için çabalaması gerekiyordu ki;
Son 10-15 yılın pratiğinin gösterdiği gibi Avrupa bugün dahi bu bariyerin üstesinden gelemiyor..

*
Avrupa devletleri, vatandaşlarının güvenliğini sağlama yeteneklerinin risk altında olduğu koşullarda,
İnanılmaz egoist davranışlarının, entegrasyonun ana başarısını yok etmeyeceği açıktır.
Ancak tarih, gerçek hayatta siyasi kazanımların her zaman ekonomik kazanımlar üzerinde egemen olduğunu defalarca kanıtlıyor…

*
“Liberal dünya düzeni” son derecede çalkantılı günler yaşıyor.
Bu kargaşaya bir dünya savaşı eşlik etmiyorsa iyi olacaktır.
Herhangi bir yeni düzenin daha iyi veya daha adil hale gelmesi olası değildir.

*
Şimdi Çin ve Rusya’yı da  kapsayan güçlü devletler;
Çözümlerinin zayıf devletleri kapsayacak, haklara ve duygulara katılacak büyük problemleri ele almalıdırlar..
Ne yazık ki, hiçbir zaman insani bir cennet inşa edemeyen Avrupa,
Bugün en azından ütopya ve gerçekle evli çok uluslu bir düzenin ilerlemesinde hâlâ bir örnektir.

*
Evde kalınız, Efendim…
22.3.2020

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here