Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

3-4 ARALIK NATO ZİRVESİ // Ahmet Kılıçaslan Aytar

Kuruluşunun 70. yılında NATO liderleri 3-4 Aralık’ta Londra’da  bir araya geliyor.
Bu  zirve marjında Türkiye, Almanya, Fransa ve İngiltere dörtlü zirvesinde Suriye’de izlenecek adımlar da değerlendirilecek.

*
Zirve öncesi Fransa Cumhurbaşkanı E. Macron’un, İngiliz The Economist’e  verdiği röportajda;
Suriye’nin kuzeyine düzenlediği askeri operasyondan bahisle Türkiye’yi  “eşgüdümsüz ve agresif” olmakla suçlayan,
Bu yüzden “Stratejik kararlarda ABD ile NATO’daki müttefikleri arasına hiç bir şekilde eşgüdüm kalmadı.
ABD, Avrupalı müttefiklerine sırtını döndü.
NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” ifadeleri kesinlikle tepkileri ve yorumları tetiklemiş bulunuyor.

*
Avrupa’nın güvenliği ile ilgili Başkan B.Obama’dan başlayan ve D.Trump ile devam eden kayda değer bir askeri yeniden yapılanma yatırımlarına rağmen,
ABD’nin Avrupa’nın savunucusu ve istikrar sağlayıcısı rolüne olan güven güven neredeyse yok olmak üzeredir.
Sonuç, Avrupa istikrarında bir gerginlik ve belirsizliktir…

*
Çin ve Rusya gibi aktörler Avrupa’yı  bölüşme, bölünme ve hükmetme  için  büyük yatırım yapıyor.
Bazı ülkeler en iyisini umuyor ve Almanya gibi pasif kalıyor.
Polonya ve Baltık ülkeleri Washington’dan ikili güvence istiyor.
Türkiye ise zamanının geldiğine ve liderliğe aç olan politik pazarda bazı stratejik baskınlıkların elde edilebileceğine inanıyor.

*
Son rol, Fransa’nın gelişmekte olan dünya düzeninde Avrupa’yı seçkin bir yere götüreceğini açıklayan Başkan E.Macron’a düşüyor.
Macron, Avrupa’da pek çok şeyin aşırı derecede yozlaştırıldığına,
Stratejik özerklik ve Avrupa egemenliği gibi büyük hedeflere yönelmeye ihtiyaç duyulduğuna inanıyor.

*
Ancak Fransa’nın bu sorunları çözme konusundaki gücü son derece sınırlıdır.
İlk olarak, V. Putin’in yönettiği bir Rusya’nın taktiği,Avrupa’da genişlemek için  Avrupa gerçeğini ve Fransa dahil olmak üzere politik süreci  çarpıtma girişimlerine dayanıyor.
Bu yüzden yeni bir güvenlik mimarisi inşa etmek imkansız görünüyor.
İkincisi, Macron’un bozulan Avrupalıları bir araya getireceğine iilşkin düşüncesi de bir hayalden öteye gitmiyor.
Çünkü Avrupa’nın az güvenilen siyasi ortamında, baskı altındaki ulusların içgüdüleri,
Geleneksel olarak “hadi güçlere katılalım” değil, “herkes kendine” doğrultusundadır.
Entegrasyon bir Avrupa içgüdüsü değil, kazanılmış bir tatdır.
Üçüncüsü, ABD’nin Avrupa’dan çıkması ve Avrupa’da Almanya’nın egemen olması gibi Fransa’nın da egemen olmasından korkan pek çok Avrupalının olmasıdır.
Bunun neden Avrupa gücünün güçlü liderliğinin, kıyaslama yapmaya değil, dengelemeye yol açması düşüncesidir
Bu noktada güvensizlik sisteme sızmış, kötü niyetli dış oyuncular küçük farklılıkların narsisizmini  gündeme getirmektedirler.
Dördüncü olarak, stratejik topluluğun büyük bir kısmı, tüm bunların  Avrupa’nın iyiliği için ve yeni Avrupa hırsı adına yapıldığını umarak kendilerini pekiştirirken,.
Rusya’nın orta ve doğu Avrupa’yı, Polonya’yı ve Avrupa’nın kuzeyindeki bölgelerini yabancılaştırmasından korkuyor.

*
Berlin, şu ana kadar  sersemlemiş olduğu için  sessizdir.
Macron’un, gerçek bir Avrupalı entegrasyonisti olduğuna inanılıyor,
Şimdiyse Amerika’nın Avrupa ruhunu satmaya istekli olmasından ve  Macron sıkı bir Gaullist olduğundan korkuyorlar.
Almanya’nın sorunu, Macron’un önderliği hakkında şikayette bulunma konumunda olmamasıdır
Çünkü liderlik için diğerlerini suçlamak Alman geleneğinde bulunmuyor.

*
Avrupalılar Macron’un, ABD’nin Avrupa’yı yönetmeye devam etmesine ilgi duyduğu zamandaki düşünceleri yönünde olması,
Böylece Avrupalı dostlarına Fransız gücü ve hırsını daha büyük bir Avrupa kazancı için hizmete soktuğunu göstermesi gerektiğine inanıyor.
Avrupa’nın ihtiyacının ayık stratejik değerlendirme, cömert teklifler, güçlü sevgi ve bütün kıta ihtiyacına karşı bir ulusun ihtişamına oynamayan bir tutum olduğu vurgulanıyor
Avrupalıların korkularını tetikleyerek liderlik yapılamayacağnın altı çiziliyor.

*
Bu noktada Almanya Başbakanı A.Merkel, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 30 yılında,
The Economist’e verilen röportajın ardından bir akşam yemeğinde Macron ile  bir araya geldi.
Merkel, Macron’a “ Politikalarınız  konusundaki arzunuzu anlıyorum..
Ama parçaları toplamaktan bıktım. Tekrar tekrar kırdığınız bardakları birbirine yapıştırmalıyım, böylece daha sonra oturabilir ve birlikte bir bardak çay içebiliriz ” dedi…
Macron ise ABD ile Türkiye’nin Suriye’deki ortak çıkarlarda bulunduğunu iddia ederek kendini savundu,
“Hiçbir şey olmamış gibi davranamıyorum” dedi.

*
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise “ABD’nin  güvenlik garantisi olmadan Almanya ve Avrupa’nın yeniden birleşmesi imkansız olurdu.
NATO’nun sağladığı güvenlik şemsiyesi altında daha fazla Avrupa entegrasyonu sağlandı.
Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri için NATO üyeliği Avrupa-Atlantik ailesine entegrasyon için ilk adımdı.
NATO ve Avrupa Birliği aynı madalyonun iki yüzüdür, Avrupa’da barış ve refah için vazgeçilmez ortaklardır.
Kuzeyde Norveç’ten güneyde Türkiye’ye, Batı’da ABD, Kanada ve İngiltere’ye, hepsi Avrupa’yı güvende tutmanın anahtarıdır.
Avrupa’yı Kuzey Amerika’dan uzaklaştırma girişimleri yalnızca Atlantik ötesi İttifak’ı zayıflatmakla kalmayacak, aynı zamanda Avrupa’yı bölme riskini de taşıyor.
Konsensus her zaman kolay değildir.
Ancak birliğimiz ortak güvenliğimiz için şarttır.
Birleşik kalmak her birimizin ulusal çıkarlarınadır, hem Kuzey Amerika için hem Avrupa için iyidir.
Bu nedenle, bugün farklılıklarımızın üstesinden gelme sorumluluğumuz var.
Çünkü daha öngörülemeyen bir dünyayla karşı karşıyayız. NATO gibi güçlü çok taraflı kurumlara ihtiyacımız var” dedi.

*
Bu noktada büyük bir güç olan Türkiye, NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahiptir.
Resmi olarak Türkiye, standart bir NATO üyesi olmaktan hâlâ gurur duymaktadır.

*
Ancak Erdoğan,  NATO müttefiklerinin endişelerine saygı duymadığını ve kendisine dost olarak davranmadığını düşünüyor.
Çok geç olmadan Washington ve NATO’nun tek taraflılık ve saygısızlık eğilimini tersine çevirmesini,
Aksi taktirde Türkiye’nin kendisine yeni müttefikler arayacağını söylüyor.

*
Bu tavır ABD kongre üyeleri, AB bakanları ve diğer yetkililerin, Türkiye’nin NATO üyeliğinin askıya alınması ya da kovulması çağrısında bulunmasına yol açıyor.
Bununla birlikte, NATO Anlaşmasının 13.Maddesi; “Antlaşma 20 yıl boyunca yürürlükte kaldıktan sonra herhangi bir Taraf,
Ayrılma bildirimini ABD Hükümeti’ne vermesinden bir yıl sonra Taraf olmaktan çıkabilir” hükmü dışında,
NATO’nun bir üyesini askıya alması ya da kovması için bir mekanizması bulunmuyor.

*
Bir çoğu Türkiye’nin çıkıp gideceğini umuyor.
Birçok kışkırtıcı sorular soruluyor.
Mesela, Esad rejim ordusu Türkiye’ye saldırırsa, NATO’nun diğer 28 ülkesi 5. madde de belirtildiği üzere Türkiye’nin savunmasına katılmalı mıdır?
Bu sorunun yanıtı resmen “evet” tir.
Ama Türk kuvvetleri ve bağlı Özgür Suriye Ordusu milislerinin Suriye Kürtlerine karşı operasyonlarında,
NATO’nun 5.maddesini işletecek, bunu sağlayacak araçlarının olmadığı görülmüştür.
Tam tersi üye ülkeler istihbarat paylaşımını durdurmuş, teknolojiyi paylaşmayı bırakmış ama Türkiye’yi de marjinalleştirmişlerdir!

*
Bu noktada en dikkat çekici tepki ve yorum Erdoğan’dan geliyor.
Erdoğan, Barış Pınarı Harekatı ile ilgili olarak ABD ve Türkiye’nin tutumunu eleştirerek “NATO’nun beyin ölümüne tanık oluyoruz” diyen,
Fransa Cumhurbaşkanı E. Macron’a sert bir yanıt veriyor.

Bununla birlikte Türkiye, NATO’nun müttefiklik hukuku gereğince kendisine yöneltilmiş terör tehdidi başta olmak üzere sınır güvenliğiyle ilgili endişelerine yanıt verilmemesi durumunda Baltık ülkeleriyle ilgili planı onaylamama kararı alıyor.

*
Erdoğan, “Hiç risk almayan, hep kazanmaya alışmış kimi ülkelerin Türkiye’nin hakkını, hukukunu, egemenliğini koruma çabalarına tahammül edemediğini söylüyor.
“Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Macron, bak Türkiye’den sesleniyorum, NATO’da da söyleyeceğim, önce sen kendi beyin ölümünü bir kontrol ettir..
Türkiye’yi NATO’dan çıkarmak, çıkarmamak… Bu senin haddine mi? Böyle bir şeyin kararını senin verme yetkin var mı?” diyor.

*
Bu sırada Alman Savunma Bakanı  Annegret Kramp-Karrenbauer de dahil olmak üzere bir dizi Alman yetkili,
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen,
ABD’nin NATO Büyükelçisi  Kay Bailey Hutchisoni NATO’yu destekliyor.

*
Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas ki, NATO’da yaşanan gerginliği hafifletme planı için bir uzman grubu atamıştır.
Almanya’nın NATO’nu Avrupa güvenliği için vazgeçilmez olduğuna inandığını söylüyor.
Yine de  Macron’a hakkını teslim ederek “NATO son zamanlarda zor stres testlerinden geçiyor” diyor.

*
Londra’da NATO’yu sonuçları sonradan görülecek zor bir zirve bekliyor.

    1. 2019

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here