Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

YENİDEN KIBRIS MÜZAKERELERİNE DOĞRU // Ahmet Kılıçaslan Aytar

Doğu Akdeniz sularında hidrokarbon yatakları keşfinin jeostratejik, diplomatik ve ekonomik etkileri,
Kendi Özel Ekonomik Bölgelerinde Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan, İsrail ve Mısır arasında;
Güçlü ekonomik bağları teşvik etmek: Barış: Güvenlik: Çevresel istikrar ve ilerleme arzusunu desteklemek üzere “Doğu Akdeniz İttifakı”nı ortaya çıkardı.
ABD, AB ve Rusya’nın yanı sıra Doğu Akdeniz’de tarafsız olan ülkelerin de bölgenin siyaseti, ekonomisi ve güvenliğine ilgi duymasına yol açtı.

*
Ama hepsi bölgeyi bozan terör unsurlarına ve Erdoğan’ın Türkiye’de  bir araya getirdiği ” İslamcı Süper Güce”e,
Bu güçle Ankara’nın, Doğu Akdeniz’de haklı olduklarını alma iddiası ve taahhüdüne karşı birleşti.
Artık Suriye ve Doğu Akdeniz  bölgesinin jeopolitiği birlikte anılıyor.
Bu durum ilerideki zorlukları ve tehlikeleri de artırıyor.

*
Türkiye’nin hakları bölgenin en ağır gündemidir.
Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi ile arasındaki Ege Denizi ekonomik alanında;
Karasuları ve kıta sahanlığı ile ilgili sınırlandırmaları kapsayan deniz yetki alanlarının belirlenmesi:
Belli coğrafi formasyonların hukuki statüsü:
Ege’deki statükoyu belirleyen anlaşma hükümleri çerçevesinde bu formasyonlar üzerindeki egemenlik aidiyetinin belirlenmesi,
Kıbrıs’ta Türklerin siyasi eşitliği ve Lozan Anlaşması çerçevesinde Türk-Yunan dengesi sorunlarıyla karşı karşıyadır…

*
Bu yüzden Kıbrıs adasının siyasi statüsü özel önem taşıyor.

*
25 Kasım’da Lefkoşa’da Türk ve Rum sivil toplum örgütlerinin organize ettiği yürüyüşte Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi çağrısında bulunuldu.
O akşam Almanya/Berlin’de Kıbrıs’ta müzakerelerin canlandırılması için BM Genel Sekreteri A. Guterres, Türk ve Rum liderlerle bir araya geldi.

*
Guterres, Rum lider  N.Anastasiades ve Türk Lider M. Akıncı’nın;
BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde “Siyasi eşitliğe sahip, iki bölgeli ve iki toplumlu federasyon” hedefine ulaşmada kararlılık ifade ettiğini söyledi.
İki liderin de Kıbrıs’ta kapsamlı bir çözüm öngören 11 Şubat 2014 tarihli ortak açıklamadaki taahhütlerine,
BM tarafından sunulan 30 Temmuz 2017 tarihli altı maddelik plana bağlı olduklarını teyit ettiklerini kaydetti.

*
Bu bağlamda Kıbrıslı tarafların yanı sıra garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin katılımıyla,
Aşamalı, anlamlı ve sonuç odaklı mümkün olan kısa zamanda başlayacak müzakerelerle,
Kıbrıs’ın federasyon olarak yeniden birleşmesi yönünde yeni bir Kıbrıs konferansının planlandığı belirtildi.
Beşli görüşmenin tarihine ilişkin açıklama yapılmadı.

*
Görüşmeyi, Rum lider N. Anastasiades  müzakerelerin yeniden başlaması yönünde olumlu ilk adım olarak nitelendirdi.
Türk lider M.Akıncı ise ” raydan çıkmış görünen barış sürecinin yeniden rayına oturtulması” olarak değerlendirdi.
Ağustos’ta Lefkoşa’da bir araya gelen Akıncı ve Anastasiadis, barış müzakerelerinin yeniden başlaması için aşama kaydedememişti…

*
28 Haziran -7 Temmuz 2017’de BM tarafından İsviçre/ Crans Montana’da;
Kıbrıs Türk ve Rum kesimleri ile üç garantör ülke Türkiye, Yunanistan, Birleşik Krallık ve AB temsilcileri;
BM ve AB üyesi, tek uluslararası hukuki kimliğe, Kıbrıslı Türkler ve Rumların eşit ve tek egemenliğe sahip olacağı,
“İki toplumlu, iki bölgeli federasyona ” dayalı Birleşik Kıbrıs için müzakereye oturmuşlardı.

*
“Birleşik Kıbrıs” başlığında “Garantiler ve Ülke Güvenliği ” konusu ile birlikte,
Yönetim ve Güç Paylaşımı: Ekonomi ve AB ile ilişkiler: Mülkiyet: Harita ve Yüzdelikler: Toprak ve Güvenlikler  başlıklarını ele aldılar…

*
A.Gutarres’in hazırladığı plan doğrultusunda yürütülen müzakerelerde,
Katılımcılar; “Garantiler ve  Ülke Güvenliği” başlığının her iki toplum için de hayati öneme sahip olduğu,
Kaydedilecek ilerlemenin, kapsamlı bir çözüm ve gelecekte her iki toplum arasında güvenin oluşturulması yönünde kritik öneme sahip olduğunda hemfikirdiler…

*
Ancak müzakereler sırasında taraflara sunulan  Gutarres Planı’nında “Garantiler ve Ülke Güvenliği ” başlığının;
“Müdahale hakkının geçerli kalacağı bir sistem sürdürülebilir değildir.
Garanti Anlaşmalarının kapsadığı alanların yerini, iki tarafça üzerinde mutabık kalınan ve çeşitli boyutları içeren yeterli uygulamayı izleme mekanizmaları alabilir.
Bunların bazılarına garantör güçler de katılabilir.
Güvenlik Sistemi her iki toplumun da Birleşik Kıbrıs’ta kendisini güvende hissetmesini temin etmeli ve bir tarafın güvenliği diğerinin güvenliği pahasına olmamalıdır.
Asker konusu Garanti Anlaşmasından farklı bir konudur ve farklı bir formatta ele alınmalıdır”  biçiminde düzenlenmiş olduğu görüldü…

*
Bir tarafta, Küreselleşme’nin  oyun kurallarını değiştirdiği, ittifakları ve şirketleri güçlendirdiği,
Artık devlet gücünün  ulusötesi devlet- ittifaklar- ulusötesi şirket ilişkilerinde realize olduğu gerçeğinden hareketle;
İngiltere, Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi ve AB  işbu  plandaki ” Garantiler ve Ülke Güvenliği” başlığını;
1- Kıbrıs için Avrupa hukuku ve ilkelerine, AB müktesebatına, tüm Kıbrıslıların insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygılı olan istikrarlı ve yaşayabilir bir çözüm bulunması,
2- Kıbrıs vatandaşlarının güvenliğinin ve Kıbrıs sorunun çözümünün sadece AB tarafından garantiye alınması,
3- Başarı için gerekli olan ön koşulun yabancı askerlere ihtiyaç olmayacak, Kıbrıs’ın ve vatandaşlarının güvenliği ve bağımsızlığının sağlanması için üçüncü ülkelere ihtiyaç duyulmayacak bir çözüm olarak ele aldılar.

*
Diğer tarafta Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı ise;
1960 Ankara Anlaşması’nın Kıbrıs’ta Türklerin siyasi eşitliğini : İdareye etkin katılımını: Aynı toplumsal statülerle hak ve özgürlükleri:  Lozan Anlaşması çerçevesinde Türk-Yunan dengesini:
Yunanlı olduğunu iddia eden Rumlarla Türkler arasında bir ortaklık devleti olan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni garantilediğini,
Türkiye, Birleşik Krallık ve Yunanistan’ın garantör ülkeler olduğunu,
Ankara Anlaşmasının sömürge dönemi kalıntısı olarak kabul edilmesine  razı olmayacaklarını ileri sürdüler…

*
Türkiye, Rumların uluslararası tanınmışlıklarını kullanarak avantaj elde etmek için kendi egemenliğini kabul ettirme konusunda direndiklerini,
Halbuki Rum egemenliği kabul etmenin Kıbrıs sorununun ortadan kalkması, 1963 Akritas Planının uygulanması ısrarı anlamına geldiğini,
Akritas Planı’nın ise Rumların Türkleri zayıflatarak Kıbrıs’ın Yunanistan’a birleştirilmesini yani ENOSİS’i amaçladığını savundu…

*
Türkiye, Rumların Birleşik Kıbrıs için siyasi mülkiyet konusunu “Türkiye’nin Kıbrıs’ta İşgalci” olduğu noktasına taşıma gayretinde,
Türkiye’ye daha fazla baskı yapılması için garantörlük konusunu uluslararası alana taşıma ve askıya aldırma çabasında olduklarını iddia etti.
Kıbrıs sorunun çözümüne AB ya da başka uluslararası kuruluşların müdahil olmasının adımlarının atılmasına itiraz etti.

*
Sonuçta Crans Montana müzakereleri başarısızlıkla sonuçlandı.

*
Bir müddet sonra Rum lider Anastasiadis, bu defa gündeme “Gevşek Federal Sistemi” sürdü.
Gevşek Federal Sistem, kurucu devletlerin kendi içlerinde güçlü ama merkezi devletin daha zayıf olduğu bir konfederal sistemdir.
Bu noktada da Rumlar; temelde iki kurucu devletin değil, Merkezi Hükümetin güçlü olmasını öngördüler.
Çünkü Rumlar siyasi yetkilerin Merkez’de “Azınlık- Çoğunluk” esasına göre değil “Siyasi Eşitlik” esasında dağıtılması halinde zarar göreceklerine inanıyorlardı…

*
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ise Türkiye’nin  “Gevşek Federasyon” tezini reddetmediğini,
Ancak Rum tarafının “sıfır asker sıfır garanti” önkoşulunu, “Güvenlik meselesini peşinen görüşmemiz doğru değil. Başka konular var, sorun sadece asker değil” diye kesmişti.

*
Kıbrıs adasının siyasi statüsü çözüm bekliyor.

*
Ama artık Batı’nın Türkiye’de bir liderin, Avrupa ve Orta Doğu’daki Batı çıkarlarını baltalamasına izin vermeyeceği bir sürece girilmiştir…
Şimdi Türkiye’nin Kıbrıs politikaları yeniden müzakere masasına getirilmeye hazırlanılıyor.

27.11.2019

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here