Ana sayfa Yazarlar Ebru Oğuzhan Yeter

DAĞ ÇİÇEKLERİ !!

Sıdıka AVAR 1939-1959 yılları arasında, Tunceli, Elazığ, Bingöl yöresinde yirmi yıllık bir sürede hayatını Dağ Çiçeklerim” dediği kız çocuklarına adayan bir eğitimcimiz.
Sıdıka AVAR, Gazeteci yazar Banu AVAR’ın babasının ilk eşi.

Sıdıka hanımın kızı,  BAHU hanım  ise iki yıl önce İstanbul’da hayatını kaybetti.
Cumhuriyetin zorlu yıllarında, Sıdıka AVAR’ın  başlattığı mücadele, o dönemde büyük ilgiyle, takdirle karşılandı .

Sıdıka Avar bir çok zorlukla, yoklukla, hastalıkla, imkansızlıkla mücadele ederek, kız çocuklarının okuması için emek verdi.
İşte o dönemde Sıdıka Avar’ın köy köy gezerek, yatılı okullara taşıdığı kız öğrencilerden biri olan Güllü teyze, bir yakını tarafından Banu Avar’a ulaşıyor ve onu görmek istediğini söylüyor. Banu Avar’ın  benimde katılmamı istediği bu görüşmede Güllü teyze ile karşılaşmak hepimizi hem mutlu etti, hem de gözyaşlarımıza engel olamayacak kadar duygusallaştırdı.
Güllü teyze 88 yaşında. Kızları ile Fethiye’de doğayla iç içe huzurlu bir yaşam sürdürüyor.

Tek ilgi alanı okumak ve çocukluğundan itibaren anılarını aldığı  notlar üzerinden yazmak.

Banu AVAR’ı görünce gözleri doldu defalarca sarıldı ve öğretmeninin, ve abla dediği Bahu hanımın kokusunu aldığını söylerken, sesi titriyordu.
Güllü teyze büyük bir heyecanla hatırladığı her şeyi Banu Avar’a anlattı.

O günleri anlatırken, öz güveni, gururu, umutları sesine yansıyor.

Sıdıka Avar Elazığ’da yaşadıkları köye geldiğinde kendisi henüz 10 yaşında.  Annesini bebekken kaybetmiş, hasta babası ile yaşayan yoksul bir kız çocuğu olduğunu söylüyor.

Babası gitmesine izin vermiyor, babasının ciddi hastalığı, fakirlik  ve kimsesizlik elini kolunu bağlıyor.

Ama Güllü teyze yılmıyor günlerce ağlayıp babasına yalvarıyor. Okumak istediğini söylüyor. Babası dayanamıyor, ”amcanla konuşalım haber salsın tekrar geldiklerinde seni de alsınlar” diyor.

O günü hiç unutmamış. Anlatırken hala o gün gibi gözlerinin içi parlıyor. Sıdıka Avar köye onu ve başka bir kaç kızı daha almaya  tekrar geldiğinde, ayağında elde örülmüş bir yün çorap, babasının diktiği çarıklar ve üzerinde  nenesinin  bez torbadan diktiği eski bir elbise ile yola çıkıyorlar. (Devamını video yayınlandığında kendisinden dinlemenizi öneriyorum)

O günleri öğrenirken, o çocukların duygularını, o babanın çaresizliğini, ve Sıdıka öğretmenin çabasını. emeğini anlamak için önce Türk olmanın nasıl bir gurur olduğunu kavramak gerekiyor.
Ağalık sisteminin acımasız etkilerini, içerideki işbirlikçileri, ayrımcılığı, bölücülüğü, eğitimci bir kadının zorlukla, cehaletle mücadelesini yeniden okumak gerekiyor.

Tarihin yaşayan tanığı Güllü teyzenin, şu sözleri çok önemli; ”Sıdıka AVAR öğretmenimden anne sevgisini aldım, başımızda ki bitleri elleriyle ayıkladı. Bizden büyük kızlar ona yardım ederken alay etmeye kalktıklarında onları sessizce uyarırdı. O kızlar yaptıklarından utanır bir daha asla alay etmezlerdi.
Bize insanlığı, bize vatan sevgisini, üreten insan olmayı o öğretti.”

Sıdıka Avar, ATATÜRK‘ün huzuruna geldiğinde kendisine şu talimat verildi;

”Git, memleketin içine gir, dağ köylerine, uzan; orada bizden ışık bekleyen yarının annelerini göreceksin”  dedi.

Ve Sıdıka AVAR,  bugün tanıştığımız Güllü teyze gibi yüzlerce dağ çiçeğine dokundu..

Bugün ise o yılların eğitimini alan çocukların, Sıdıka Avar gibi eğitimcilerin özlemini daha çok duyar olduk.

Güllü teyze hala okuma sevgisini, heyecanını yaşıyor. En büyük hayali yaşadıklarını yazmak, elindeki siyah beyaz fotoğraflarla tarihi bizlere canlı canlı anlatabilmek.

Eğitim sisteminde gelmiş olduğumuz son noktada okuduğunu anlamayan, üniversite sınavında sıfır çeken, 4+4+4 sitemine kurban edilen gençlerimizin,  özellikle kızlarımızın sayısı o kadar çok ki.

Tarih,  Cumhuriyetle birlikte dağlardan çiçekler toplayan eğitimcilerden, şehirlerde çiçekleri solduran bir eğitim sitemine tanıklık ediyor.

Tarihimize iz bırakan Dağ Çiçeklerinin anılarına saygıyla,

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here