Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

SANKİ BABANIN ÇİFTLİĞİ // Ahmet Kılıçaslan Aytar

16 Ekim’de ABD Temsilciler Meclisi, Türkiye’nin  Barış Pınarı Operasyonu’nu,
Sivillere zarar verdiği, Kürtleri zorlayarak demografiyi değiştirdiği ve  cihatçıların gelişmesi koşullarını sağladığı gerekçesiyle,
Ezici bir oy çokluğuyla (354-60) kısıtlamaya çağırdı.

*
29 Ekim’de, ABD Temsilciler Meclisi bu defa,  (403-16) oy çokluğuyla, Suriye’deki harekâtın durdurulmasını istedi.
Operasyonla ilişkilendirilen Türk yetkililere ve savunma sektörüyle ilişkilendirilen bankalara yaptırım uygulanması:
Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın almasına yönelik yaptırım uygulanması:
Amerikan silahlarının, Suriye’de operasyon yürüten Türk Silahlı Kuvvetleri’ne satışının engellenmesi:
Operasyona dâhil üst düzey Türk yetkililerinin ABD’ye girişlerini engellemek ve tümüne yaptırım uygulamak:
Erdoğan ve ailesinin (eşleri, çocukları, anne-babası ve kardeşleri) tahmin edilen mal varlığı, bilinen gelirleri ve yatırımlarına dair rapor hazırlanması  öngörüldü.

*
Kongre kısa sürede Ankara’yı hedefleyen yaptırımları yayınlayabilir.
Türkiye- ABD arasındaki gerginliklerin yanı sıra potansiyel bir tekrarlama endişesinin de olduğu işbu sırada,
Erdoğan, Başkan D.Trump ile 13 Kasım’da planladıkları yüzyüze görüşmeler için Beyaz Saray’a hareket etmiştir.

*
Akut politika farklılıkları her iki ülkede kurumları arasındaki güveni aşındırırken,
Trump-Erdoğan ilişkisi;
Hâlâ iyi durumda olan birkaç ikili kanaldan biri gibi görünüyor…

*
Ancak Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunlar yalnızca ABD ile ilgili değildir.
İşte, Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanları da,
Kuzey Suriye’deki  Barış Pınarı operasyonunun yeni bir göç ve terör dalgasına yol açabileceğinden endişelidir.
Türkiye’yi doğalgaz sondaj çalışmaları nedeniyle Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesindeki haklarını ihlal etmekle suçluyorlar.
Doğu Akdeniz’de yetkisiz gerçekleştirilen hidrokarbon faaliyetlerine karışan sorumlu kişi ve kuruluşlara yaptırım uygulanması için bir yasal çerçeveyi onayladılar…

*
Türkiye’nin, ABD ve AB’ye karşı Yavuz sondaj gemisini,
İtalyan ve Fransız şirketlerinin keşif haklarına sahip oldukları Güney Kıbrıs sahiline göndermesi,
Yaşanan gerginliklerde keskin bir artışa neden oldu.
Barış Pınarı operasyonu gerginliği pekiştirdi.
Washington’dan sonra Brüksel’in de Türkiye’yi bu eylemler için açıkça eleştirmesine, hatta yaptırımlarla tehdit etmesine yol açtı.

*
AB- Türkiye ilişkileri, son bir kaç yıldır inişli çıkışlı bir seyir izliyor.
Brüksel ve Ankara arasındaki ilişkiler görülmemiş bir düşük seviyeyi gösteriyor ve yapısal hasara yol açıyor.
Bir çok Avrupa başkenti ve daha geniş olarak Avrupa kamuoyu Türkiye’nin dış politikasını kınıyor…

*
Çünkü, AB’nin “Enerji Güvenliği” politikası, enerji kaynaklarının çeşitlendirilerek Avrupa pazarlarına ulaşımını öngörüyor.
Avrupa ülkelerin enerji alımlarının büyük kısmının Rusya’ya bağlı olmamasını sağlamak istesi;
Aynı zamanda ABD’ nin gelecek stratejisine işaret ediyor…

*
Bu yüzden  Doğu Akdeniz zengin doğalgaz kaynaklarının jeostratejik, diplomatik ve ekonomik etkisi;
Hem ABD’nin gelecek stratejisine,
Hem de Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, Mısır, İsrail ve Türkiye’ye  fırsatlar yaratıyor.

*
Ama Doğu Akdeniz ve Ege devletleri de sosyo-politik beklentileriyle ilgili bir belirsizlik döneminden geçiyor.
Bölgedeki gündemde Türkiye’nin deniz yetki alanları konusundaki hakları tartışılıyor.
Doğu Akdeniz’deki olaylar, Hobbes jeostratejik koşullarında;
Etkili hukuk çözümlemesi için uluslararası hukukun uygulanmasının olanaksızlığını kanıtlıyor…

*
Bölge, büyük oyuncular arasında böylesi  derin bir rekabet dönemine tanık olmamıştır.
İsrail, Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan ve İtalya, AB’nin desteklediği projeler arasında yer alan,
Doğu Akdeniz gazının Avrupa’ya Akdeniz altından yapılacak boru hattından gönderilmesiyle ilgili işbirliği anlaşmasını imzalamasıyla birlikte,
Bölgenin ilerideki zorlukları ve artan tehlikeleri ön plana çıkmış bulunuyor.

*
Ve Suriye; Doğu Akdeniz  bölgesinin jeopolitiği ile birlikte anılıyor.
ABD’nin Suriye’de;
Suudi Arabistan ve BAE gibi Sünni Arap bloğu ile yakınlaşmak:
İŞİD ve İran milisleri ve güçlerine karşı  terörle mücadele etmek :
Mültecilerin geri dönüşünü sağlamak, Avrupalı cihatçıların ülkelerine geri dönüşünü engellemek:
Fransa ve İngiltere ile birlikte Kuzey Suriye’ye oluşturulan  koridorda hidrokarbonu uluslararası firmaları üzerinden;
Suriye’de merkez hükümete bağlı Kürt tabanı üzerinde  çokuluslu ve uluslararası hukuk garantisinde bir şirketler devleti oluşturmak:
Suriye’nin yeniden inşasından  pay almak:
İsrail  savunma güçleri için savunmacı bir duruş sergilemek:
Doğu Akdeniz hidrokarbonları bölgesine nezaret etmek için bulunuyor..

*
Suriye Demokratik Güçleri (SDF), ABD’nin bu görevlerinde vekil güçtür.
Bu görev  bölgede AB  çıkarlarını da suluyor.
SDF’nin duyurulan işbu  misyonu IŞİD ve İran milis ve güçlerine karşı  terörle mücadele etmek olmakla birlikte,
Milislerin çoğu Kürtlerden oluştuğundan, Türkiye hükümeti onlara ve onlara destek verenlere karşıdır.

*
Erdoğan hükümet güney sınırlarına yakın Kürt gücünden korunmak için İran, Rusya hattâ  Esad rejimi kampına politik olarak daha yakın hale gelmiştir.
Ancak Türkiye güce dönük ve zorlayıcı diplomasiye dayanan taktik anlayışı nedeniyle tutarlı bir strateji izleyemediği için,
Bölgede  yaşanan kakofoniye önemli  bir katkıdan başka hiçbir şey sunamıyor…

*
Halbuki, terörle mücadelede ABD ve koalisyon güçleri ile SDF arasında sıkı bir taahhüt anlaşması bulunuyor.
Bu anlaşma çerçevesinde ABD;
Dışarıdan saldırı ve tehditlere karşı SDF’nin savunulması ve korunmasından:
SDF güçlerine  lojistik sağlamaktan:
Askeri güçlerin entegre edilmesinden:
Anlaşmanın aşamalı olarak her iki yılda  bir yenilenmesiyle  SDF’nin her periyodta finanse edilmesi için sabit bir bütçenin oluşturulmasından sorumludur…
Bu durum, uluslararası koalisyon tarafından hazırlanan bir program ve yürütme mekanizması ile SDF’ye yönelik okkalı bir  desteği gösteriyor.

*
Bu noktada İsrail’de “Ortadoğu bir kavşakta ve bölgedeki yeni yaklaşımların göz önünde bulundurulması gereklidir”düşüncesindedir.
Ortadoğu’ da Türkiye ve İran’ın  karşı bir ağırlık olarak muhalefet ettiği,
Ancak Türkiye’nin demokratik bir yapısının olduğu ve gelecekte konumunu değiştirebileceği kaydıyla,
Ayrı ayrı Suriye ve Irak’ta  konfederasyon yapısını destekliyor.

*
Batı dünyasının geleceği, transatlantik umutların güçlendirilmesine bağlıdır
Atlantik’in iki kıyısı arasında her düzeyde etkili bir işbirliği ve aralarındaki kurumsal yaşam tarzının derinleşmesi çok önemlidir.
Bu durum küresel ekonominin, teknolojinin ve diplomasinin gelecekte nasıl gelişeceğini  büyük ölçüde etkileyecektir.

*
Bunun için Türkiye’nin bölgesinde  güce dönük ve zorlayıcı diplomasiye dayanan taktik anlayışından vazgeçmesi,
Tutarlı bir strateji izleyebilmek için Doğu Akdeniz, Ege Denizi ve Suriye’nin ayrı bir alt sistem statüsüne yükseltilmesini müzakere etmesi,,
Ve transatlantik işleyişin derinleşmesinde bölgede yapıcı bir rol oynaması  gerekiyor.

*
Aslında bu rol Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ile birlikte Türkiye’ ye;
Transatlantik dönemin bölgesel öncüleri olarak hizmet etme, geleceği şekillendirme fırsatı sunuyor…

Din ve etnik milliyeçilik ilkelliğinde boğulmakta olan Erdoğan, işte bunu anlamıyor!

12. 11. 2019

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here