Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

SURİYE, YENİ DÜNYA VE TÜRKİYE // Ahmet Kılıçaslan Aytar

II. Dünya Savaşı, Milletler Cemiyeti’ne son verdi.
Rus Çarı II. Nikola ve Fransız siyasetçi Leon Bougeois’nın ilkelerine dayanan yeni bir uluslararası örgüt Birleşmiş Milletler doğdu.
Dünya uluslararası tröstler arasında paylaşıldı ve tüm topraklar en büyük kapitalist güçler arasında bölüşüldü..
Küreselleşme; oyunun kurallarını değiştirmiş, şirketleri güçlendirmiş,  artık devlet gücü  ulusötesi devlet-şirket ilişkilerinde realize olmuştu..

*
Ancak bu durum dünyadaki mevcut milliyetçi ve korumacı tepkilerle birleşince, küresel rekabetin negatif canlanmasına yol açtı.
Devletler giderek düşmanca bir çevrede jeopolitik hedeflere ulaşmak için daha güçlü stratejiler kullanarak daha fazla agresifleşti..
Üstelik hiçbiri  Amerikalıların çıkarlarına hizmet etmedi..
Aksine ABD devletinin imkanlarını  çıkarlarını en yüksek düzeyde tutmak için araçsallaştırdılar…

*
Bu yüzden uluslararası dengeler ABD, Rusya ve Çin’in gerek ekonomik, gerekse siyasi alanda hem bölgelerinde hem de küresel bazda artan güçleri beraberinde,
Yeni askeri ve ekonomik birliktelikleri ortaya çıkardı.
Tek kutuplu bir siyasi sistemin var olduğu yapı çok kutuplu bir yapı ile tehdit edilmeye başlandı.
Dönüşümde üreyen türlü tehdit küresel barışı tehlikeye attı.

*
Şimdilerde Başkan D.Trump, mali kapitalistlerin talepleri yönünde hem gelişmiş ve istikrarlı ülkelerin, hem de mali kapitalistlerle bütünleşmemiş istikrarsız devletlerin;
ABD ekonomisine yeniden yatırım yapmasını sağlamayı kurguluyor.
Dünyanın nirengi noktalarıyla oynuyor…
ABD’yi  uluslararası ticaret anlaşmalarından geri çekiyor.
Eski düzeni belirleyen hükümetlerarası yapıları tasfiye ediyor, dünyanın orasında-burasındaki askerlerini çekiyor, “Ticaret Savaşları”nı başlattı!
İşte şimdi mali kapitalistlerin emriyle ABD’nin Suriye’den çekilmesiyle birlikte yeni dünyanın son ayarlarını düzenliyor.

*
Ancak “güvenlik” konusu uluslararası düzenin kilididir.
Bugün ABD dünyanın en büyük askeri gücüdür ama  kıyamete yol açacak dünya silah gücünün karşısında,
Dört ana açmaz yaşıyor:

*
1- Düşük başarı olasılıklı askeri merkezli stratejiler seçme eğiliminde olması gerekiyor.
2- Bilişsel engeller, iç sorunlar ve ev sahibi ülke hükümetindeki kullanıcı-müşteri zorluklarıyla kaybedilen ya da  etkisiz olan stratejileri değiştirmekte yavaş kalıyor..
3- Savaştan yorulduğu için çekilmeyi seçtiğinde, pazarlık asimetrileri başarılı geçişleri ya da müzakereleri engelliyor.
4- Bir çok kriz oyalanmaya ve gecikmeye bırakılıyor.

*
Bu noktada Başkan Trump yönetimi dünyaya yeni bir yön verirken dayandığı biricik garanti;
ABD’nin nükleer caydırıcılık ve savunmasına yönelik ana politikası Nükleer Doktrinidir.

*
Doktrinin ana teması, stratejik nükleer silahların büyük ölçüde aşağı çekilerek projeksiyondan ayrılması,
Dünyada giderek artan nükleer silah tehditlerine karşı nükleer silahların yayılmasını önleme ve nükleer silah sayısını azaltma taahhüdünü kapsıyor.
Ama düşük verimli, daha kullanışlı nükleer başlıkların konuşlandırılması çağrısını içeriyor.

*
Başka bir ifade ile ABD; ekonomik, politik, teknolojik ve askeri alan eğilimleriyle insani çabanın büyük ölçüde arttığı, mekanın devrildiği bu süreçte;
Stratejik karar vermeyi  “Uzay’dan Alan Kontrolüne ” taşımaktadır.
İşte, ABD Hava Kuvvetleri Uzay Kuvvetleri Komutanlığı kurulmuş, “Yıldız Filosu” oluşturulmaya başlanmıştır.

*
Bu sırada 24 Ekim’de, Brüksel’de başlayan NATO savunma bakanları toplantısında,
Türkiye’nin Barış Pınarları harekâtı gündemi belirliyor!

*
NATO, Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’deki askeri harekâtından kaynaklanan ayaklanmalarla başa çıkmakta zorlanırken,
Yaşanan bu krizin ittifakın tabutunda başka bir çivi olabileceği ihtimaliyle sarsılıyor.
Halbuki Soğuk Savaş’ın ardından NATO’nun geleceğinin Avrupa’daki geleneksel nüfuz alanı dışında hareket etme kabiliyetiyle belirleneceği iddia ediliyordu…

*
Ama NATO; Afganistan ve Libya’da  Balkanlar’da olduğu gibi barış ve istikrar getirme konusunda başarılı olamadı.
Suriye krizinde de  fazla etkili olma potansiyeli bulunmuyor.
Bu noktada Erdoğan’ın harekâtın başlangıcından itibaren PYD unsurlarının güvenli bölge dışına çıkmadığı sürece operasyonu durdurmayacağı kararlılığı daha etkin görülüyor.

*
Türkiye’nin harekâtına başlamasından  iki gün sonra, 11 Ekim’de NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg , İstanbul’da  Erdoğan ile bir araya geldi .
Stoltenberg, Türkiye’ye askeri eylemini durdurmasını söylemek yerine “kısıtlama” istedi!
“Türkiye bu bölgede büyük bir güç ve büyük bir güç büyük sorumluluk getirir” dedi…

*
Dün Brüksel’de ABD Savunma Bakanı Esper, Türkiye’nin yanlış yönde ilerlediğini belirtti.
Operasyona atıfla, “NATO müttefiki Türkiye ile savaşacak değiliz. Hep beraber Türkiye ile ortaklığımızı güçlendirmek için çalışmalıyız.
Türkiye’nin eskiden olduğu gibi güvenilir ve güçlü bir müttefik olmasını sağlamalıyız ” ifadelerini kullandı.

*
Türkiye’nin, Rusya ile özellikle yakın askeri bağlar geliştirmesi,
Ege Denizinde Yunanistan ile yaşanan anlaşmazlık,
Avrupa kapılarını İŞİD savaşçılarına ve mültecilere açma tehditleri,
Ardından Suriye  harekâtı  NATO üyeleri arasında endişelere yol açmıştır.
Bu çerçevede  NATO’nun şu anki meselesi, Türkiye’yi ittifak içinde tutmanın siyasi ve stratejik maliyetinin değerli olup olmadığıdır…

*
Ancak Türkiye, ABD’nin arkasındaki ittifakta en büyük ikinci ordusuna sahiptir.
Avrupa, Orta Asya ve Orta Doğu arasındaki bir kavşakta olmasıyla Türkiye’nin stratejik önemini inkar edemiyor.
NATO müttefikleri de Türkiye’nin Suriye sınırına 110 km. mesafedeki İncirlik üssüne güveniyor.
ABD nükleer silah stokuna ev sahipliği yapan üs, geleneksel olarak Orta Doğu’ya NATO’nun erişim noktası olarak kullanılıyor.

*
Batı, Rusya’nın Orta Doğu’daki artan gücünden endişelidir,
Ama NATO’nun Türkiye’yi Suriye’deki ihlali için cezalandırması hali, Ankara’nın Rusya’nın yörüngesinde ilerlemesine neden olabilir…
Rusya, Başkan D.Trump’ın ABD askerlerini Suriye’den geri çekme kararıyla Rusya bölgedeki konumunu sağlamlaştırmıştır.
Amerika’nın geri çekilmesiyle ihanete uğramış hissinde olan Kürtler, korunmaları için Suriye’de Esad ile bir anlaşma yapmaktan başka çare bulamamışlardır.
Anlaşmadan sonra Rus destekli Suriye hükümet güçleri Suriye’nin kuzeydoğusundaki Menbiç’e ve son zamanlarda ABD destekli Kürt kuvvetleri tarafından tutulan diğer bölgelere yönelmiştir.
Bu durum  Rusya’yı, Kürtler ve Esad rejimi arasında olduğu kadar Türkiye ile Kürtler arasında da aracı olarak krizde çok daha önemli  rol oynamaya zorluyor.

*
NATO, Kuzey Suriye’de ABD’ nin desteği olmadan harekete geçmek için çok az olanağa sahip olduğunu görmüştür.
Başkan Trump NATO’ya destek vermeyince, müttefikler  ABD’nin NATO’nun yükünü taşımama kararında samimi olduğuna inanmışlardır.
Trump ve Esper,  14 Ekim’de ABD’nin Suriye’deki askeri harekâtı nedeniyle Türkiye’ye karşı savaşmayacağı kararını açıkladığında,
Üstelikı NATO üyelerini bölgedeki yabancı İŞİD savaşçılarının sorumluluğunu almaya çağırdığında daha da  şaşırmışlardır.

*
Türkiye’nin harekâtı, Orta Doğu’daki ittifakları değiştirmeye yazıyor
Rusya ve ABD kendilerini diğer Avrupa ülkeleri gibi Türkiye’ye karşı daha sert adımlar atma girişimlerine karşı uyumludurlar.
Bu Rusya ve ABD’nin 11 Ekim’de BM Güvenlik Konseyi’nde veto ettiği 5 Avrupalı NATO üyesi İngiltere, Almanya, Fransa, Polonya ve Belçika’nın,
Suriye’deki Türk operasyonunu kınamalarını veto ettiğinde açıkça ortaya çıkmıştır.

*
Türkiye’nin NATO’dan çıkarılması ya da NATO üyeliğinin askıya alınması olasılığı çok zayıftır.
Antlaşmada Türkiye’nin üyeliğini sonlandıracak hiçbir mekanizma bulunmuyor.
Ve temel olarak, Türkiye’yi üyeliğin içinde tutmak NATO’nun çıkarlarına yarıyor.

*
Ancak son Suriye krizi, NATO’nun Suriye’deki müttefikleri arasındaki sürtüşmeyi pekiştirmiştir.
Bu Avrupalıların  tehdit algısını ya da bu tehditlerle başa çıkma politikasıyla ilgili fikirlerini Amerikalı müttefikleri ile paylaşmadıkları anlamına geliyor.
ABD’nin desteği olmayınca kollektif politika geliştirmek elbette yetersiz oluyor!

*
Başkan Trump, Amerika’yı Büyük Güç Yarışması için hazırlıyor.
Oyun planı, baskıyı arttırmak ve uygun şartlarla aşağı çekmektır.
Bir gün var olabilecek tehlikelere hazırlıklı olmak istiyor.

*
Hey! Dünya değişiyor.
Ve Erdoğan oluşan yeni dünyada, iş yapmanın zannıyla Türkiye’nin kas gücünü gösteriyor
Farkında değildir ama Türkiye’yi mali kapitalistlerle bütünleşmemiş istikrarsız devletler düzlemine yerleştiriyor.

Ama afra tafrasından da geçilmiyor…

25. 10. 2019

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here