2015’te BM Güvenlik Kurulu’nun  2254 no’lu kararı ve Türkiye, Rusya ve İran’ın Astana süreciyle Ankara Zirvesinde;
Suriye Anayasa Komitesini oluşturacak isimler üzerinde uzlaşıya varıldı.

*
2254 no’lu karar; B. Esad rejimi ile muhaliflerin 30 Ocak 2018’de Soçi’de Ulusal Diyalog Kongresi’nde Anayasa Komitesinin kurulması kararını esas alıyor.
Buna göre Suriye Anayasa Komitesinin en temel hedefi, 2011’den beri devam eden Suriye iç savaşını bitirmektir.
1- Siyasi geçiş sürecinde yeni anayasanın yapılması ve iç savaşın sürdüğü ülkede sivil hedeflerin vurulmasının durdurulmasını öngörüyor.
2- Tarafların müzakere için toplamasını ve uluslararası kurumların gözetiminde temiz ve adil seçimlerin yapılmasını istiyor.

*
Anayasa Komitesi, rejim ve muhaliflerce belirlenen 50’şer kişi ile Suriye sivil toplum temsilcisi 50 kişiden oluşuyor.
Tüm listenin garantörler ve BM Suriye Özel Temsilcisi’nin nihai onayını almasının ardından süreç, BM gözetiminde  Cenevre müzakerelerine evrilecektir.

*
Anayasa Komitesinde, Özerk Yönetim ve Demokratik Suriye Meclisi’nin temsilciliğini yaptığı Kuzey Doğu Suriye’deki Kürt siyasi güçlerine yer verilmedi.
Bu durum komitenin Suriyeli tarafların görüşü doğrultusunda değil Türkiye, Rusya ve İran’ın görüş ve önerileri doğrultusunda kurulduğunu gösterdi.

*
Nitekim Halkın Koruma Birimlerini (YPG), Kuzey ve Doğu Suriye’deki siyasi parti ve örgütler olarak Suriye’de siyasi çözümden yana olduklarını açıkladı.
Suriye anayasanın formüle edilmesi ve yazılması çalışmalarından uzak tutulmayı protesto etti.
“Bu temelde, komitenin çalışma sonuçları olumsuz olacaktır ve Suriye krizini derinleştirecektir” denildi.

*
Halbuki İslam Devletinin yenilgisine rağmen ABD, hâlâ yasadışı YPG’yi silahlandırmayı ve korumayı haklı çıkarıyor.
Çünkü Washington;
1- Irak ve Suriye’de yirmi ilâ otuz bin kadar İŞİD savaşcısı olabileceği,
2- YPG’nin İran’ın Ortadoğu’daki etkisini geri almanın etkili bir aracı olacağı,
3- Suriye’de YPG  tarafından yakalanan IŞİD’li yabancı savaşçıların Rojava’da mahkemeye çıkarılmasıyla yargı sürecinin başlayacağı,
4- Kuzey ve kuzeydoğu Suriye’de ABD, Rusya, Fransa ve İngiltere’nin Kürt nüfuzu üzerinden oluşturacağı petrol şirketleri devletiyle federal Suriye’nin oluşturulacağı,
5- Başkan D. Trump ve İsrail’in Suriye Kürtlerini  ” Orta Doğu Barış Planı ” ya da yeni  Sykes-Picot anlaşmasında önemli bir aktör olarak öngördüğü,
6- Bu çerçevede Türkiye’ nin Batı’ya olan uyumunun belirlenerek Orta Doğu’nun yeni baştan şekilleneceği senaryosunu takip ediyor.

*
Rusya’nın Suriye politikası  ise sahayı ABD’ye kaptırmamak  noktasından şekilleniyor.
Bu çerçevede Rusya Kürtlerle ilişkisini Astana görüşmelerinin ilk turunda sunduğu esaslarda  tutuyor.
Buna göre Rusya,
1- Kürtlere  kültürel özerklik verilmesini,
2- Ama Kürtlerin dış politika, savunma, güvenlik ve enerji alanlarında Şam rejimine tam bağımlılığını  öngörüyor.
Bu  PYD’nin diğer ülkelerle Şam’dan bağımsız ilişkiler geliştirememesi:
Kendi ordu ve polis teşkilatının bulunmaması:
Silah anlaşmaları ile doğalgaz ve petrol anlaşmaları imzalayamaması anlamına geliyor.

*
Rusya, ABD’yi Fırat’ın doğusu ile Irak arasında devlet benzeri bir oluşum kurmaya çalışmakla suçluyor.
Yeni bir  Sykes-Picot anlaşmasının  bölgeyi karıştıracağını,
Kürtlerin bulundukları ülkelerin sınırları içinde eşit haklara sahip olması gerektiğini savunuyor.
Bu çerçevede Rusya’nın PYD konusundaki tutumunun değişmeyeceği düşünülüyor.
Çünkü Kremlin, askeri çatışmalar arttıkça siyasi sürecin arka planda kalacağını ve askeri çatışmaların yeni talepleri gündeme getireceğini öngörüyor.

*
Türkiye ise NATO’nun bir müttefiki olarak terör örgütü olarak tanıdığı Marksist bir hareketi  Washington’un tercih etmesini,
Bu sırada Suriye’deki yerel sosyopolitik farklılıkları kışkırtmaya devam etmesini haklı görmüyor.
Erdoğan “Suriye’nin istikbali için en büyük tehdit kaynağı PKK ve onun uzantısı olan YPG/PYD’dir.
Bu ülkedeki PKK/PYD varlığı devam ettikçe ne Suriye ne de bölgemiz huzura kavuşabilir.” düşüncesindedir.
Bu düşünce ile durmadan Suriye sınırı boyunca bir terör oluşumuna rıza gösterilmeyeceğini ifade ediyor.

*
“Artık Suriyelilerin ülkelerine güvenli ve gönüllü bir şekilde geri dönüşlerine yoğunlaşmamız gerekiyor.
Fırat’ın doğusundaki barış koridoru mülteciler için de korunaklı bir liman olacaktır.
Ülkemize sığınan en az 2 milyon Suriyeli kardeşimizi bu bölgeye yerleştirilebileceğimizi düşünüyoruz.
Geri dönecek Suriyeliler için yeni yerleşim alanları inşa edilmesi mümkündür.
Türkiye olarak bu konuda her sorumluluğu almaya hazırız” diyor.

*
Yoksa? “PYD konusunda ABD ile uzlaşamazsak, kendi harekât planımızı uygulayacağız” diyor.

*
Halbuki Erdoğan’ın eline hem Astana Sürecinin ortakları, hem de ABD ve BM’in kabul ettiği bir çözüm planı verilmiştir!

*
Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı H. Rouhani ve Rusya Devlet Başkanı  V.Putin arasında Ankara’da  Suriye gündemli  üçlü zirvede;
Rusya ve İran bir defa daha  Suriye’nin topraklarının tamamında kontrol sağlamasını meşru hakkı olduğunu savundular..
Ve Türkiye’nin pozisyonu ile ilgili olarak; Erdoğan’a;
1- Türkiye’nin kuzey Suriye kaynaklı güvenlik kaygılarının ancak Kürtlerle sorununu diyalogla çözmüş bir Suriye’nin egemenliğini tüm topraklarında kurmasıyla giderilebileceği,
2- Türkiye’nin güvenlik kaygılarını gidermek ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamak üzere  Adana  Mutabakatı’yla  hukukî bir  zemin oluşturmasını,
3- Bu mekanizma aracılığıyla Suriye ile siyasi ilişki kurmayı hedeflemesini,
4- Sonuçta Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyi ve Fırat’ın doğusu ile ilgili olarak ABD ile güvenli bölge pazarlığını sonlandırmasının planını verdiler…

*
Ne ki, Erdoğan can düşmanı olan B. Esad ile diyalog zemini yaratmaya çalışan Putin’i dışlamadan bu zemini hâlâ sabote ediyor.
Tanımadğı ve savaştığı  B. Esad rejimine  rağmen,
“Bizi birilerinin davet etmesine gerek yok. Biz 1998’de Adana Mutabakatı’yla zaten bunu imza altına aldık.
Bu imza, Türkiye’nin herhangi bir olumsuz gelişmede o topraklara girmesinin önünü açıyor.
Bölücü terör örgütü mensuplarının da bize teslimini gerektiriyor” diyor!
Bir türlü Esad’a barış eli uzatmıyor…

*
Öte yanda PKK terör örgütünün çok etkili  lideri Abdullah Öcalan,
Türkiye halkının nefreti üzerinde terörizm ve ihanet suçlamalarıyla 1999’dan beri  ömür boyu hapis cezasında ve 8 yıldır izolasyon altındadır.
2 Mayıs’ta izoılasyon kaldırıldı ve avukatıyla görüştürüldü.
Öcalan, ABD destekli PKK’ya bağlı YPG’nin Türkiye’nin meşru çıkarlarına saygı göstermesini istedi.
Suriye Kürtlerinin, YPG’yi Şam’la pazarlık etmeye çağırması için birleşik, demokratik bir Suriye ulus devletini destekleme gereğinin altını çizdi.

*
İzolasyon sona mı eriyordu?
Gözlemciler Erdoğan’ın Kürt azınlığından daha fazla oy almak için potansiyel bir plana geçtiğini ileri sürdüler.

*
Belki de Erdoğan’ın değerlendirmesinde, PKK ile olan ihtilafların çözümü ve Suriye’nin kuzeyindeki YPG ile ilgili zor soruları eşzamanlı olarak belirleyecek,
Daha büyük bir anlaşma  yapılması gerekiyordu.
Çünkü Ankara, Öcalan’ın  hem Türkiye- Suriye sınırının kuzeyi hem de güneyi  üzerinde sürdürdüğü etkiyi kabul ediyor…

*
Öyleyse,  Erdoğan gelecekteki muhtemel PKK / YPG müzakerelerinde bu etkiden yararlanmanın kapısını aralamıştır.
Bence de Öcalan’ın birleşik bir Suriye çağrısı, YPG’yi Suriye’nin kuzeyindeki bağımsız bir Kürt devleti kurma konusundaki arzularını bırakması yönünde etkili olur…

*
Neden Türkiye’nin istihbarat teşkilatı yetkilileri;
Son zamanda Suriye’nin kuzeyinde Öcalan’a yakın Suriye Demokratik Güçler komutanı Mazlum Kobane ile bir araya geliyor?

*
Öcalan YPG’nin Suriye Arap Ordusu’na potansiyel entegrasyonunu takiben, Ankara ile Şam arasında bir anlaşma yapılmasını kolaylaştırır.
Bu diplomatik atılımlar, Ankara’yı geçen yıl Zeytin Dalı ve 2016’da Fırat Kalkanı Operasyonu ardından,
YPG’ye karşı üçüncü bir Türk askeri kampanyası başlatmanın gerekli olduğuna inanmasını engelleyebilir….

27. 9.2019

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.