Salı günü New York’ta  Birleşmiş Milletler (BM) 74. Genel Kurulu çalışmalara açıldı.
İklim değişikliği, eşitsizliğin artması, nefret ve hoşgörüsüzlük, barış ve güvenlik sorunları, bölgesel  çatışmalar, Orta Doğu’da tüm gezegende dalgalanabilecek bir anlaşmazlık;
BM’deki yıllık toplantıların açılışına  katılan 193 üye ülke ve 3 gözlemci ülke liderlerinin karşı karşıya kaldığı zorluklardı.

*
BM çok taraflı bir dünyayı teşvik etmek için tasarlandı.
Ancak ABD’nin savunduğu küresel birliğin işbirliği markası üzerinde  tek taraflılığı artırma mücadelesi verdi.
Pek çok ülkeyi hayal kırıklığına uğrattı  hatta usandırmış görünüyor…

*
Çünkü küreselleşme ile devlet iktidarları, münhasır yönetim ilkelerine göre değil  küreselleşmenin icapları doğrultusunda bir yapıya kavuşmuştur.

Bu durum dünyadaki mevcut milliyetçi ve korumacı tepkilerle birleşince, küresel rekabetin negatif canlanmasına yol açabiliyor.
Devletler giderek artan düşmanca bir çevrede jeopolitik hedeflere ulaşmak için daha güçlü stratejiler kullanarak daha fazla agresifleşebiliyor..
Esasen  bu durumun düzeltilmesi gerekiyor.
*
Ama bu noktada güvenlik konusu giderek uluslararası düzenin kilidini oluşturuyor.
ABD başta olmak üzere dünyanın en büyük askeri gücleri  kıyamet gibi dünya silah gücünün karşısında açmazlar yaşıyor.
Bu olumsuz imaj,  BM’nin son dönemde tehlikeli bir gidişat gösteren krizler karşısında siyasi bir aktörden ziyade bir izleyici görüntüsü çizmesine yol açıyor.

*
Bu sırada doğal bir kural işliyor; bir kere üstünlük sağlayan bir güç kendi gücünü başka devletlerle paylaşmak istemiyor.
Diğer devletler de bu duruma tahammül edemiyor ve revizyonist davranarak mevcut statükoyu değiştirmek istiyor.

*
ABD, SSCB’nin çöküşünden sonra kendi lehine oluşan düzenin korunması için Rusya ve Çin gibi kendisine rakip olabilecek devletlerin statükoyu delecek davranışlarını istemiyor.
Latin Amerika’da ABD karşıtı söylemlerin yükselmesinden ve bu ülkelerin Rusya’ya yakınlaşmasından,
Çin’in Doğu Asya ile yetinmemesi ve Afrika kıtasında nüfuz bölgesini genişletmesi gibi bir çok gelişmeden,
Rus ve Çin liderlerinin sürekli olarak dünyanın artık çok kutuplu olduğu söylemlerinden rahatsız oluyor…

*
Öyle ki, ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi “Uluslararası Düzen” bölümünde,
BM’nin  bugün halen devam eden uluslararası düzenin ABD ve ona benzer değerleri savunan ülkeler tarafından 2. Dünya Savaşı sonrasında kurulduğuna,
ABD’nin bu alandaki sorumluluğunun daha fazla olduğuna dikkat çekiliyor.

*
Revizyonist ülkelerin son dönemde sıklıkla dile getirmeye başladığı BM’i yeniden yapılandırma görüşünün doğru olmadığına,
Dünya ülkelerinin büyük çoğunluğunun Amerikan liderliği ve BM yapısı altında bu şekilde bir düzenle hayatlarına devam etmek istediklerine vurgu yapılıyor.

*
Aksi halde?
ABD’nin uluslararası anlaşmalar ve sözleşmeler gereğince üzerine düşen sorumlulukları yerine getireceği,
Bu değerlere saygılı olmayan ülkelerin ekonomik ve siyasal yaptırım mekanizmalarıyla cezalandırılacağı ifade ediliyor…

*
Ama revizyonist ülkeler Genel Kurulda dahi BM’nin meşruiyeti ve güvenilirliğini tartışıyor.
ABD’nin ulusal çıkarları için ayrıcalıklı pozisyonunu dünya siyasetinin belirleyicisi yapan “mevcut statüko” nun değişebileceğini,
Bugünün dünyasını düzenleyen NATO, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve AB gibi;
Gerek ekonomik gerek siyasi gerekse askeri kuruluşlarla uluslararası sistemin yeniden düzenlenmesini,
Bu suretle bugünün paylaşım kavgasının karşılıklı olarak “paylaşımın dengelenmesi”ne dönüştürülmesi isteniyor…

*
İşte BM 74. Genel Kurulu’da ev sahibi sıfatıyla kürsüye gelen ABD Başkanı D. Trump,
Küreselleşme, serbest ticaret, göç, Çin, İran ve Venezüela’yı hedef alıyor.
Trump, “ABD dünyanın en güçlü ulusudur.
Umarım asla bu gücü kullanmak zorunda kalmayız.
ABD tüm ortaklarından savunma yükünün adil paylaşılmasını bekler” diyor…

*
Trump,  Orta Doğu’da tüm gezegende dalgalanabilecek bir anlaşmazlık ile ilgili olarak da,
” Orta Doğu’da ülkelerin aşırılıkçılıkla mücadele etmesi ve İsrail ile komşuları arasındaki ilişkilerin normalleşmek zorunda olduğu giderek daha fazla kabul ediliyor” diye konuşuyor.

*
O sırada Erdoğan, Instagram hesabından  son 15 yılın fotograflarından oluşan,
“Nasıl ki yıllardır  BM kürsüsünden tüm dünyaya gerçekleri ve hakkı haykırdıysak, bugün de aynı inançla, daha güçlü bir şekilde haykırıyoruz:
Dünya 5’ten Büyüktür!” dediği  bir gönderi paylaşıyor…
Halbuki, Erdoğan 15 yılda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini hiç bir ülkeye tanıtamamıştır!

*
Çünkü Erdoğan, açıkca Batı’nın tüm Müslümanlara karşı düşmanlığı olduğunu iddia ettiği şeylerden dolayı kahrediyor.
İslamcılığın şampiyonu olarak kendini icat etmeye çalışıyor.
Arap dünyasında hayranlık kazanabilmek için Türkiye’nin gurur verici laik geleneklerini geri almaya kararlıdır…
Ağırlıklı olarak İslam din ve gelenekleri ile uyumlu bir ekonomik ve siyasi düzeni teşvik ediyor…
Türkiye’yi AB ve ABD’ye kapatabilecek bir orta sınıf süper güç olarak düşlüyor…

*
15 yıl sonra BM 74. Genel Kurulunda yine bilinen tiradını atıyor:
“Sizlerin huzurunda tekrar ediyorum.
Dünya 5’ten büyüktür.
Zihniyetimizi de, kurumlarımızı da, kurallarımızı da değiştirmenin zamanı gelmiştir” derken,
Aslında aşırılıkçı siyasi İslamcılığının meşruiyetini arıyor!

*
Aşırılıkçı siyasi İslamcılığını;
” Bugün adaletsizliğin en çok yaşandığı yerlerden biri, İsrail işgali altındaki Filistin topraklarıdır.
Ben merak ediyorum bu İsrail neresidir?
Bu İsrail’in toprakları nereleri kapsıyor? 1947’de neresiydi, 1949-67’de neresiydi ve şu anda İsrail neresidir? İsrail doymuyor!
BM’nin İsrail’le ilgili aldığı kararları uygulamıyor. O zaman BM ne işe yarıyor?
Türkiye olarak bizim bu konudaki tavrımız nettir, çözüm 1947 anlaşması temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulmasıdır.
Yüzyılın anlaşması denen girişimin amacı Filistin’i tamamen ortadan kaldırmak mı?
Bunlar dünyayı kana mı bulamak istiyorlar?
BM başta olmak üzere, uluslararası camianın tüm aktörleri vaatlerin ötesinde somut destek vermelidir.
Türkiye, mazlum Filistin halkının yanında yer almaya devam edecektir ” ifadesinin derinliklerinde patlatıyor…

*
Ah! Erdoğan ABD’den Fethullah Gülen’i teslim alsa kendisini ve irredantizmini meşrulaştıracaktır.
Yunanistan’dan Batı Trakya ve On iki Adaları, Kıbrıs’ı,
Suriye’den İdlib, Halep ve Haseke dahil Kuzeyi,
Musul dahil Kuzey Irak topraklarını talep ediyor.
Balkanlarda, Kafkasya’da, Güney Asya’da, Afrika’da  İslamcılık sürümünde bulunuyor.
Bu sürümü peşinde Doğu Akdeniz’de fırtına estiriyor.
Rusya’dan satın aldığı S-400 Hava Savunma Sistemi ile ABD ve NATO’ya başkaldırıyor.

*
Bir çok devletin uluslararası güç dengelerinde açık kamplaşmadan yana tavır aldıkları bu zamanda,
Aslında Türkiye’nin yapması gereken şey;
Küresel mekanizmayı çalıştıran ve çalışmasını devam ettiren;
Yeni tüketim maddeleri, yeni üretim metotları, yeni ulaşım metotları, yeni pazarlar, yeni endüstriyel örgütlenme tiplerinde durmadan yenilenmedir.
Çünkü yaşam  devamlı olarak eski faktörleri yok ediyor ve yenileri oluşturuyor.
Bu küreselleşmenin temeli olan “Yaratıcı Yıkım Gelişimi”dir.

*
Türkiye  dünya insanlarının özgür akıl ve vicdanla ilerlediği,

Demokratik hukuk devletine giden zahmetli yoldan geçerken edindiği,
Yaşam kültüründen ve demokratik geleneklerden kopmamalıdır.
25. 9. 2019

Sohbete katılın

1 yorum

  1. Kendi inançlarını kendinde tutan biri için, özümseme, uyup, adapte olarak iş becermeye çalışma yerine, illada başka olduğunu ilan eden bu din satanların, dincilerin simgesi olan turbanlarla bizi utandırıyor.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.