PERİŞAN GİRNE
Hüseyin MÜMTAZ

Meraklısı 1974’de başlayan 45 yıllık Kıbrıs aşkımı bilir, arşivdeki yazılarım da şahittir, onun için lâfı fazla uzatmayacağım.
Bu yaştan, bu saatten sonra bizden ne köy olur ne kasaba, en ufak bir beklentim yok ama çocuklarım, torunlarım orada…
Onların geleceğini, 10, 20, 30 yıl sonraki hâllerini, kurdukları-kuracakları düzeni, geleceklerini; torunların hangi üniversiteyi nerede bitirip nerede iş bulacaklarını, nasıl bir Kıbrıs’ta yaşayacaklarını düşündükçe uykum kaçıyor.
Bazen yıllar önce geçtiğiniz bir yerde yürürken etrafı görür, eski halini hatırlayıp dalar, “Neden o zamanki bir fotoğrafını çekmemiştim” diye hayıflanırsınız ya şimdi ben de işte öyleyim.
45, 40 hatta 30 yıl önceki yazılarıma bakarken Lefkoşa, Mağusa, Girne ne hâle gelmiş, nasıl bu hâle getirmişiz diye düşünüyorum.
Özellikle Girne…
Girne daracık ama “temiz” sokakları, güzel Türkçe konuşan, yürürken tanımadıklarına bile selam verip hatır soran güleryüzlü insanları ile öyle bir Akdeniz kasabasıydı ki Portofino halt etmiş.
Ya şimdi?
Beraber okuyalım…
“Ülkemizde mafya kılığına bürünen bazı isimler, savcılık, polis ve yeraltı üçgeninde, kapalı kapılar ardında bazı iş insanlarının hayatlarını karartmak için düğmeye basıyor… Ve buna ne yazık ki bazı medya patronları da el uzatıyor… Türkiye’nin yer altı dünyasından ülkemize uzanan isimlerin, KKTC’den bazı mafya adamları ile işbirliği yaptığı ve polisin buna seyirci kaldığı öne sürüldü. Ülkemizde en köklü firmalar bile bu çirkin saldırılardan nasibini alırken, polisin içerisine sızan karanlık isimlerin, firma sahiplerini polis kimliğiyle tehdit ettikleri de iddia edildi. Mafya üçgeninin, kurdukları sistem ile sadece kendilerinin kazanç elde etmesini ve diğer iş insanlarının nefes borusunu kesmek istediği de öne sürülüyor”.

Linç ediliyoruz


“Suçtan kırılıyoruz.Ülkede son yıllarda suç ve suçlulardaki büyük artış, ‘bu suçları kimler işliyor’ sorusunu da gündeme getiriyor… Uyuşturucu suçu yaş ortalamasının gittikçe düştüğü bildirilen Merkezi Cezaevi’ne 2013-2017 yılları arasında en verimli yaş olarak kabul edilen 26-50 yaş arasında toplam 4 bin 994 mahkûm veya tutuklu girdi. Yaş ortalamalarının gittikçe düşmesi ve insanların en verimli çağlarında tutuklu olarak cezaevine girmesi çeşitli sorgulamaları beraberinde getirirken, gözleri de ülkedeki suçlu profillerine çevirdi… Beş yılda cezaevine girenlerin içerisinde yüksekokul mezunlarının oranının okur-yazar olmayanlardan daha çok olduğu da gözler önüne serildi. 5 yılda demir parmaklıklar ardına giren 411 okur-yazar olmayan kişi kayıtlara yansırken, neredeyse okur-yazar olmayanları ikiye katlayan 893 kişilik bir yüksekokul mezunu suçlu profili ortaya çıktı. Beş yıllık sürede cezaevine 2 bin 327’i ilkokul mezunu, bin 687 ortaokul mezunu, 2 bin 746 da lise ve dengi okul mezunu girdi”.

Suçtan kırılıyoruz


“Ülkede 43 yasal bet ofisine karşın, her geçen gün polis bültenlerine yansıyan ‘yasa dışı sanal bet’e ilişkin operasyon ve tutuklamaları giderek artıyor. Önceki gün polis tarafından gerçekleştirilen operasyonda 7’si erkek, 3’ü kadın toplam 10 kişi yasa dışı bahis oynatmak suçundan yakalanarak mahkemeye çıkarıldı. Gözler, son yıllarda ülkede gerçekleştirilen yasa dışı bahis operasyonları ve tutuklu sayılarına çevrildi. Polis Bültenleri’ne yansıyan rakamlara göre 2018 yılından bu yana düzenlenen 20 operasyonda, toplam 69 kişi tutuklandı. İçinde olduğumuz 2019 yılının ilk sekiz ayında sekiz ‘sanal bet’ operasyonu yapıldı, bu operasyonlarda toplam 29 kişi tutuklanarak mahkemeye çıkarıldı. Geçtiğimiz yıl ise Polis Müdürlüğü’ne bağlı ekiplerin düzenlediği 12 ‘sanal bet’ operasyonunda toplam 40 kişi tutuklanmıştı”.
http://www.yeniduzen.com/2-5-yilda-20-operasyon-69-tutuklu-118353h.htm
Ve…işin özeti Girne, Mehmet Moreket yazıyor;
“Özellikle Girne bölgesinde çıkıyor skandallar. Emlak skandalı, polis skandalı, siyasi skandal, sanal bet, dahaları. Neden acaba? Çünkü Girne rantiyeye teslim edilmiş bir kenttir. Dönen paranın miktarını da kaynağını da, yaşayan nüfusun ne olduğunu da bilen yoktur. Paranın, hem de kaynağı belirsiz paranın getirdiği bir ahlaki çöküş var ülkede. Başlatılan soruşturmaların sonuna kadar gitmesi en büyük dileğimiz. Dibe vurmadan kurtulmayacağımız belliydi”.

Gazete mi, şirket bülteni mi belli olsun


Açalım…
Girne’de şimdi her yer, canlı-cansız her çeşit, her şeyin açık açık pazarlandığı/satıldığı “kâr”hane dolu.
Karşıyaka/Alsancak-Girne arasında adanın tek toplu taşımacılığı yapılıyor. Ama patates çuvalı taşımak üzere imâl edilmiş minibüslere insan yüklüyorlar. Şoförler ya Kuzey-Orta-Güney Mezopotamyaca’nın her çeşidini yahut Mezopotamya ağzıyla Türkçe konuşuyor. Araç sürerken “elektronik sigara” içip dumanı içeri üflüyor. Duraklar ve araç yolcu kapasitesi keyfe göre…
Çarşıda, pazarda, divanda, dergâhda, bargâhda hep Mezopotamyaca’nın her çeşidi konuşuluyor. Bir dükkâna girerken satıcı konuştuğunuz Türkçeyi anlayacak mı diye şüphe ile yaklaşıyorsunuz. Hele Girne “antik” liman sirk/panayır yeri olmuş. (Aynı Bodrum’daki gibi) Lokantaların önünde “görevli”ler zor anladığınız bir lehçe ile dolmuş kâhyaları gibi bağıra çağıra içeri müşteri davet ediyor, yanılıp da girerseniz oturduğunuz masanın başına dikilen garson çabuk yiyin, boşaltın gidin diye gözünüzün içine bakıyor.
Bütün lüks araçlar, delik deşik yollarda “sarhoş” geziyor.
Limanda geceleri işsizler, kaçaklar, sarhoşlar banklarda yatıyor.
Ve koro halinde herkes “Sakın MOBESE kameraları koymayın özel hayatımızın” gizliliği bozulur” diyor.
Bir kaçı hariç denkliği şüpheli/şaibeli merdiven altı üniversitelerin öğrenci kılıklı Afrikalı kara para aklayıcı, “gannavuri” satıcılarını saymıyorum.
Ve işte en can alıcı noktaya geldik.
“Neyin” kara parasını aklıyorlar?
Yasal Bet/Sanal Bet rezaleti…
Siz sadece onbeş yıldızlı ultra lüks otellerin “kazino”larında oynanıyor zannediyorsunuz değil mi kumar?
Ne diyordu yukarıdaki haber; “Ülkede 43 yasal bet ofisine karşın, her geçen gün polis bültenlerine yansıyan ‘yasa dışı sanal bet’e ilişkin operasyon ve tutuklamaları giderek artıyor. Önceki gün polis tarafından gerçekleştirilen operasyonda 7’si erkek, 3’ü kadın toplam 10 kişi yasa dışı bahis oynatmak suçundan yakalanarak mahkemeye çıkarıldı”.
Kıbrıs’ta, hele Girne’de her üç dükkânın biri berberse her iki binanın altı da “bet ofis”tir. Futbol yoksa at/köpek yarışları ve canlı bahisler.
Bunlar “yasal” olanlar… Bir de “sanal bet” ofisleri var”mış”. Her apartmanın/sitenin üç/beş katı son model elektronik haberleşme cihazları ve bilgisayarlarla donatılmış. Uzay kontrol merkezi zannedersiniz. Genç beyinler, üniversite öğrencileri vardiyalar halinde bu kumanda merkezlerinde çalışıyorlar. Gelen giden paranın hadi hesabı yok. Devlete verilen vergi de devede kulak.
İlkokula başlayan çocuk önlerinden geçerken perdeleri kapalı ama sabaha kadar ışıl ışıl yanan pencereleri gösterip “İçeride ne var?” diye sorduğunda ne cevap vereceksiniz, neyi, nasıl anlatacaksınız?
Şu anda Kıbrıs’taki en büyük ve öldürücü salgın hastalık yasal yahut sanal “bet” meselesidir.
Neresi, ne kadar “yasal”?
Ve herkes seyretmektedir.
Otellerin, kumarhanelerin borcu dururken faşist elektrik sendikasının Maliye Bakanlığının elektriğini kesmesini anlatmıyorum bile.
İçim neye acıyor biliyor musunuz?
“Maraş” açılacak”mış” ya, herkes bir şey söylüyor!
Bir yazar da şöyle diyordu dün köşesinde:
“5,3 kilometre karelik terk edilmişlik içerisinde ziyaret ettiğimiz sınırlı alanlardı ancak gördüğümüz şeyler, böyle bir potansiyelin heba edildiğini görmek açısından da ibret vericiydi doğrusu. Maraş ile ilgili bilgi verilirken, ilginç bir benzetme dikkatimi çekti.
‘Bugünün Dubai’si ne ise, 1974 öncesinin Maraş’ı da oydu’ dendi.
Dubai’ye gidenler ya da Dubai ile ilgili bilgi sahibi olanlar, bunun ne demek olduğunu daha iyi anlayacaklardır…
1974 öncesi, bugünün Dubai ayarında hareketliliği olan Maraş’a yaşam lazım…”
Güldürmeyin insanı.
Yazının başından beri yaptığımız alıntıları okumadınız, anlamadınız mı?
Hangi ülkede, nerede yaşıyorsunuz?
Memleketin her tarafı zaten Dubai olmuş…
Farkında değil misiniz?
Bari bırakın Maraş, Maraş kalsın.
Çocuklarıma veremediğim/veremeyeceğim cevaplar uykularımı kaçırıyor.
Ve siz…Merak etmeyin, sıyrıldığınızı zannetmeyin.
Size de soracaklar.
Yörük/Türkmen sürgün fermanı ayrı bir konudur ama 1571’de Sarhoş/Sarı Selim’in bile yaptığı “meslekî ve ahlakî seçiciliği” 1974’de beceremeyip ipini koparana kapıları açmış olmamızı bir türlü kabullenemiyorum.
2 Eylül 2019

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.