Hong Kong, 1898’de imzalanan kira sözleşmesiyle uzun yıllar Birleşik Krallık hakimiyetindeydi, 1997’de Çin’e devredildi.
Devir anlaşmasıyla Hong Kong, 1980’lerin başında Çin lideri Deng Xiaoping tarafından oluşturulan,
“Tek Ülke, İki Sistem” modeline uygun bir anayasa çerçevesinde Pekin ile 2047’ye kadar sürecek bir beraberliğe girdi…

*
İlkeleri uyarınca, Çin’in her bölgesi kendi hükümet sistemine, ekonomik ve finansal bağımsızlığa, yasal sisteme ve dış ticaret ilişkilerine sahip olmaya devam edebilir.
Ancak geçen yirmi yıl boyunca, bu modelin Hong Kong’da uygulanmasında büyük zorluklar yaşandı.
Çünkü Deng Xiaoping “Tek Ülke, İki Sistem” modelini  büyük ölçüde bu eski koloni için değil, Tayvan için öngörmüştü.
Tayvan, esas olarak Çin ile  müzakere ettiği herhangi bir anlaşmaya  son tarih koymazdı,
Fakat Birleşik Krallık  Hong Kong müzakerelerinde  istişare etmeden anlaşmaya bir son tarih belirlemişti!
Bu durum Pekin’de Hong Kong’un Çin topraklarına ait olduğuna dair kalıcı bir fikir oluşturdu…

*
Nisan 1984′ de taraflar verdikleri güvencelerle,
“Tek Ülke, İki Sistem” modelinde, Hong Kong’daki insanların yaşam tarzlarının korunması ve sürdürülmesi konusunda uzlaştılar,

*
3 Nisan’da, Hong Kong parlamentosuna  ülkede hüküm giyen ya da haklarında suç isnadı olan kişilerin,
Çin’e, Makao Özel İdare Bölgesi’ne ve Tayvan’a iadesini kolaylaştıran bir yasa tasarısı sunuldu.
Tasarı, politik suçları kapsam dışında tutuyordu.
Ama 7,4 milyon nüfuslu Hong Kong’da halkın büyük bölümünde, yasanın çıkması halinde,
Bunun Çin’in Hong Kong’daki siyasi muhalifleri hedef almasıyla sonuçlanacağı,
Sonuçta Çin’in yargı sistemi altında keyfi gözaltılara, adil olmayan yargı süreçlerine ve hatta işkenceye maruz kalınacağı  endişesi oluştu…

*
Bir Haziran günü Hong Kong’lar yasanın geri çekilmesi ve Hong Kong lideri Carrie Lam’ın istifası talebiyle,
Devasa huzurlu yürüyüşlerinin başlangıç noktası olan Victoria Park’ta toplanmaya başladılar.
Öğleden sonra park on binlerce insanla doluydu ve göstericiler yakın yollara taştı.
En az 1.7 milyon kişinin yani toplam nüfusun dörtte birinin yürüdüğü söylendi.
C .Lam, 2017’de demokrasi yanlısı eylemcileri eleştirdiği için Pekin’in tercihi ile Hong Kong lideri olarak atanmıştı.

*
Hong Kong’ta Eylül 2014’ün sonlarında gerçekleşen bir öğrenci grevi ,Occupy Central with Love and Peace (OCLP) -Sevgi ve Huzurlu İşgal Merkezi’nin kurulmasına yol açmıştı.
Eylemciler o yıl, 79 gün boyunca kentin bazı kilit alanlarını ele geçirdiler ve  şiddet içermeyen sivil itaatsizlikte bulundular.
Eylemler genel oy hakkı, adil ve şeffaf bir seçim sistemi ve nihayet açık bir demokratik süreç üzerine odaklanmıştı.
Polis saldırganlığına  karşı pasifist semboller, sarı şemsiyeler, koruyucu yüz maskeleri ve  gözlükler kullanıldı.
“Şemsiye Devrimi” olarak adlandırıldı .

*
Bugün de protestocular  polis saldırganlığına  karşı pasifist sembolleri, sarı şemsiyeleri, koruyucu yüz maskeleri ve  gözlükleri. kullanıyor.
Victoria Park’taki miting ve müteakip yürüyüşler, sivil insan hakları cephesi Occupy Central with Love and Peace (OCLP) tarafından,
Göstericilere yönelik polis şiddetinin artan kullanımını protesto için kullanılıyor.
İlave olarak polis şiddetine karşı bağımsız bir soruşturma isteniyor.
Protestolar “Hong Kong’u Kaos’a Sürükleyen Polisi ve Organize Suçu Durdur ” başlığıyla adlandırılmıştır.
“Organize Suç ” ile  Pekin yanlısı çetelerin protestoculara yönelik saldırıları kast ediliyor.
Hong Kong yeniden bir “Şemsiye Devrimi” yaşıyor…

*
Üstelik Hong Kong protestolarına artık işçilerde katıliyor.
Pazartesi günü yapılan genel grev, hükümete karşı sürdürülen toplu protesto hareketinde yeni bir aşamaya işaret ediyor.
Demiryolu, havaalanı, kamu hizmeti, mühendislik, inşaat, finans ve bankacılık da dahil olmak üzere çeşitli sektörlerden on binlerce işçi,
Kentin ulaştırma sistemini bozan ve kentin uluslararası havaalanındaki operasyonlarını sınırlayan protestolara katıldılar…

*
Fakat grevi sendikalar örgütlemedi, tıpkı protestolar gibi bu defa işçilerin girişimlerinin bir sonucu olarak gerçekleşti.
Kentin Yasama Konseyi’ndeki resmi Pan Demokrat muhalefetle aynı hizada olan Sendikalar Konfederasyonu (CTU) grevi sadece destekledi,
Ancak yaklaşık 200 bin sendika üyesine çağrı yapmadı.
İşçi sınıfının protestolara girmesi, altta yatan sosyal ve ekonomik itici güçlere işaret etti.

*
Hafta başında Hong Kong’daki büyük ayaklanma, Pekin’de Orwellian polis devletini idare edenlere için bir alarm oldu.
Çin’in radikal liderleri, Hong Kong’taki eylemlerin  Çin’deki diğer ayaklanmaları kışkırtabileceğinden korktular.
Çünkü onlar için Hong Kong, Şangay kadar Tayvan kadar  Çin’in bir parçasıdır…

*
Şimdi Pekin, Hong Kong’da giderek daha yakıcı olan protestoları bastırmak için,
Ya Halkın Kurtuluş Ordusu ya da Halkın Silahlı Polisi’ni konuşlandırmak suretiyle güç kullanma seçeneğinin ağırlaştığını gizlemiyor.
Nitekim 12 Ağustos’ta Çin devlet medyası, Hong Kong sınırına yakın bir konumda Shenzhen’de toplanan birliklerin görüntülerini yayınladı.
Bu aşamada gösteriler ne kadar uzun sürerse ve özellikle protestocular cesaretlendirilip daha yakıcı hale gelirse Pekin’in güç kullanmasından endişe ediliyor…

*
Hong Kong protestocuları, Çin’in ceza kampları “laogai”lerde  toplatılma riskiyle karşı karşıyadırlar.
“Laogai” Çin’de ceza işçiliği ve hapishane çiftliklerinin kullanımını ifade etmek için kullanılıyor.
Çin’in batı Laogai’sında Sincanlı çok sayıda Müslüman Uygur  yaşıyor…

*
Halkın Polisi  ya da Kurtuluş Ordusu, Çin’in demir elini empoze etmek için Hong Kong’a müdahale ederse,
Bir başka Tiananmen Meydanı kan banyosuna yol açabilir.
Çin’in Tibet ve Müslüman bölgelere uyguladığı baskı türü Hong Kong’da tekrarlanabilir.
Dünyanın hiçbir gücünün bu konuda yapabileceği kesinlikle hiçbir şey yoktur.
Batılı politikacıların herşeyi  provoke ettiği sıralarda   Çin daha sonra dikkatini muhalif Tayvan’a çevirebilir…

22.8 2019

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.