Astana Üçlüsü’nden Rusya Devlet Başkanı V.Putin,
1- Türkiye’nin kuzey Suriye kaynaklı güvenlik kaygılarının ancak Kürtlerle sorununu diyalogla çözmüş bir Suriye’nin egemenliğini tüm topraklarında kurmasıyla giderilebileceğini,
2- Türkiye’nin güvenlik kaygılarını gidermek ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamak üzere  Adana  Mutabakatı’yla  hukukî bir  zemin oluşturulmasını,
3- Bunun için Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyi ve Fırat’ın doğusu ile ilgili olarak ABD ile güvenli bölge pazarlığını sonlandırmasını,
4- Adana Mutabakatı hukukî mekanizması aracılığıyla Suriye ile siyasi ilişki kurmayı hedeflemesini istiyor.

*
Aksi halde,
1- Fırat’ın doğusunda olası bir karışıklıkta, Suriye’nin yerel idareler yasasını PYD’nin talepleri doğrultusunda güncelleyeceğini,
2- YPG’nin Suriye ordusuna katılacağını,
3- Savaşın yeniden başlayabileceğine dikkat çekiyor…

*
Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü M. Zaharova, V. Putin’e tercüman oluyor ve kısaca;
Türkiye’nin  Suriye topraklarında Fırat’ın doğusuna harekat düzenleyebilmesi için  Şam’ın onayını almasi gereğini vurguluyor.
“Burada egemen bir ülke söz konusu olduğu için bu, ilk ve mutlak şarttır” diyor.

*
Astana’nın diğer üyesi İran ise Türkiye’yle ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturma konusundaki anlaşmalarını provokatif olarak nitelendiriyor..

*
İşte Suriye Ordusu ve Rus güçleri, İdlib’in güneyinde Han Şeyhun ilçesini ele geçirmiş,
M4 otobanının önemli bir kısmı Suriye’nin eline geçtiği için İdlib eyaletindeki teröristlerin Suriye’nin diğer bölgelerinden ikmal yolu tıkanmıştır.
Türkiye’nin bu bölgede Morek kasabasında bir üssü bulunuyor.

*
Dün, Türkiye’den Han Şeyhun’un 20 km. kuzeyinde  Morek’te, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın kontrol ettiği Tahrir-i el Şam terör örgütüne  gönderilen,
Beş tank, iki piyade savaş aracı ve mühimmat taşıyan 29 kamyondan oluşan Türk konvoyu,
Suriye ya da Rus Hava Kuvvetlerine ait uçaklar tarafından vuruldu.
Hiç bir Türk askeri zarar görmedi, Türk  konvoyuna eşlik eden Tahrir-i el Şam’ın lideri öldürüldü.
Konvoy durdu şimdi tanklar ve mühimmat cihatçılara ulaşamayacak ve Türkiye’ye geri dönmek zorunda kalacaktır.

*
Böylece Suriye Ordusu’nun rezervlerini getirmesinin,
M4 otoyolu boyunca hızla kuzeye doğru ilerleyerek,
İdlib için derin bir savaş açmasının zamanının geldiğine dikkat çekiliyor!
İdlib’ te tansiyon yükseliyor…

*
Erdoğan’ın 31 Mart Yerel Seçimleri öncesinde HDP’li belediye başkanlarını görevden aldıracağı  sinyalini vermesinden kısa süre sonra,
Dün İçişleri Bakanı’nın tek bir imzasıyla 960 bin 034 seçmenin iradesi bir anda hükümsüz sayıldı.
Diyarbakır, Van ve Mardin büyükşehir belediyelerine kayyum atandı.
AKP iktidarı bu zorbalığı “hukuk ve vicdana uygun” diyerek savundu.

*
Peki ama bunlar ne anlama geliyor?

*
11 Eylül 2001’de El Kaide  Dünya Ticaret Merkezi’ne  saldırdı.
Dünya giderek ABD’nin hegemonya ve güç siyasetine dayalı eski dünya güvenlik anlayışı yerine,
Karşılıklı güvene, yarara, eşitliğe ve eşgüdüme dayalı sürdürülebilir yeni bir güvenlik anlayışının ışığında dönmeye başladı.

*
ABD’nin çok güçlü bu döngüye katılması için  Soğuk Savaş zihniyetinin terk edilerek uluslararası ilişkilere yeni bir perspektiften bakması,
Sorunlara çözümler bulmak için tüm uluslararası toplumun birlikte çalışması gerekiyordu.

*
ABD Başkanı George W.Bush bunu sağlayabilmek için terörizme yani  bilinmeyen düşmana karşı “Sonsuz Savaş” doktrinini oluşturdu.
Sonraki başkan B.Obama bu doktrini, bugünün Başkanı D.Trump’ın da izlediği 2020 yılına kadar geçerli Ulusal Strateji Belgesi’nde resmileştirdi.
Böylece ABD, ” Adil Savaş” doktrinini savaşı zaman ve coğrafya ile sınırlandırmayan “Sonsuz Savaş Operasyonu”na dönüştürdü.
Sonsuz Savaş Operasyonu, istikrarsız ülkeleri tasfiyeyi ama küresel devletin aygıtları ile sistemin amacına uygun olarak yeniden kurulmasını öngörüyor…

*
ABD ve Rusya’nın birlikte çalışmak gerektiğini anladıklarından hareketle,
İki ülke aralarındaki rekabeti koordinasyonla geliştirilip bir Rus-ABD ortaklığının oluşturulması halinde;
Bölgesel krizlerin daha az tehdit oluşturacağı, bölgesel çalkantıların büyük oranda önleneceğini kurgulandı.

*
Bazı kuralların altı  çizildi ancak ABD ve Rusya’nın taktiksel, operasyonel ve stratejik  farklılıklarına dikkat kaydıyla bir diyalog düzleminde ortak çalışılmaya başlandı.
İki ülke “Sonsuz Savaş” konseptinin  hedefi olarak  “Ortadoğu’da  kalıcı savaş ve istikrarsızlaşma” ile İsrail’in güvenliğinin artacağına,
Küresel şirketlerin bölgenin petrol ve doğal gazına erişimini kesinlikle kolaylaştıracağına inandılar.

*
Ama bu noktada “Kambersiz Düğün Ol-mu -yooor”!
Nitekim Müslüman Kardeşler ideolojisinin siyasi lideri Erdoğan da;
1- Kuzey Irak Kürt Yönetimi sahasında Türkiye ekonomik ve siyasi kontaklarına bağlı olan Kürtleri  sömürmek,
2- Aynı zamanda Doğu Akdeniz hidrokarbon kaynaklarıyla bağlantıyı koparmamak üzere Suriye’de ki hidrokarbon zenginliğine ortak olmak  için bir Sünni koridor kurulması,
3- Yurt içinde terörle mücadele adına milyonlarca Kürt vatandaşın yaşadıkları köyleri, beldeleri ya da kentleri başlarına yıkarak ıslah etmek,
Onların boşaltığı yerleşimleri çoğunu sığınmacı kamplarında yaşayan, cihatçılardan yana olduğu düşünülen Sünni Arap sığınmacılara vatandaşlık garantisiyle vermek politikasıyla,
Kürtleri;  Güneydoğu Anadolu’dan Suriye ve Irak topraklarına genişleyen ve hiç bitmeyen “Sonsuz” bir savaşının hedefi haline getirdi!…

*
Bugün Kürtler, Türkiye’de köşe başlarında başıboş dolaşan bilumum İslamcı terör örgütü mensuplarının ya da Erdoğan paramiliterlerinin namlusu önündedir.
Yerleştikleri Batı Anadolu’nun il ve ilçelerinde mülki idarelere, aş evlerine, şevkat evlerine emanet ama onların kapılarında kuyruktadırlar.
Suriyeli sığınmacılar ya da Kafkasya ve Orta Asya göçmenleriyle demografik değişime uğratılmanın korkusundadırlar.
Her türden savaşın ve yeni çıkış arayışlarının muhatabıdırlar.
Erdoğan’ın mütemadiyen yükselen paranoyasının ürettiği iç savaş dahil türlü felaket senaryosuyla kuşatılmış bir görünüm arzediyorlar.
Sonuçta Türkiye; başta Kürtler olmak üzere kimsenin bir diğerine  ön şartsız güvenmediği bir süreçten geçiyor…

*
Erdoğan hedefine yürüyüşünde Kemalistleri, Ulusalcıları ve daha bir çok düşünceyi nasıl pasifize edebilmişse,
Kazanmaya yönelik mücadelesinde politikasını şimdilerde sadece Kürt düşmanlığına dayandırıyor.
Zaten Erdoğan’ın ortağı MHP’de baştan beri Kürt düşmanlığı ve emek sınıfına karşı kurulmuş bir kontra yapıdır…

*
Ancak tüm siyasi hareketler birgün tükenir kuralı işliyor..
Erdoğancılık da  Türk demokrasisini azaltarak Türkiye’yi çarpıcı biçimde değiştirmiştir.
Şimdilerde  Erdoğan’ın tükenmesiyle birlikte  AKP’nin parçalanması ve Türkiye’nin başka şekillerde değişeceği öngörülüyor.

*
Bakınız, Erdoğan’ın Güneydoğu’dan Suriye ve Irak topraklarında genişleyen  “Sonsuz Savaşı” artık tam anlamıyla trajikomik bir görünüm arz ediyor.
Erdoğan, Suriye’deki Kürtlerin  İŞİD terör örgütü ile mücadele eden ABD koalisyonu ile ilişkisinde Rusya ve İran’ın yanındadır.
Suriye’de Esad rejimine karşı sürdürdüğü ilişkide ise ABD ile birliktedir!
Kürt düşmanlığına ayarlı dış politikası içeride de çok ciddi bir kriz ve çatışma yaşıyor…

*
Erdoğan bu tablodaki çatışmada, kimin nerede durduğu, ne amaçladığı kimin kiminle dost ya da düşman olduğu gibi netleşmesi gereken durumları,
Şimdilik Kürt düşmanlığı ile gizliyor.
Bu biçare görünüm Erdoğan’ın izlediği politikanın ilkesizlikten başka bir şey olmadığını gösteriyor.
Çok büyük bir savaşın yaşandığı Türkiye ve bölgesinde sadece Kürt düşmanlığına odaklanmış bir iç ve dış politikanın;
Ülkeyi ve Erdoğan’ı nereye kadar götürebileceği  artık açıkça görülüyor.

*
Suriye ve Rus ordusunun Han Şeyhun’dan İdlib’i zorladığı bu sırada,
Erdoğan muhteşem bir temele dayanan Türkiye’yi  İslam Coğrafyasına sürüklemek istese de,
Türkiye mutlaka farklı etnik ve dini kökenlerden gelen insanları bir arada yaşatmak için normalleşecektir…
Farklı ideoloji, görüş ve inançta Kürtlerin demokratikleşme perspektifi esasında siyasal nicelik ve niteliklerini kazanmaları siyaseti özgürleştirecektir.

*
Bugün Türkiye açtğı sonsuz savaşın “Avı” olmak üzeredir.
Ama Türkiye, toplumunu küresel siyasi ve ekonomik kriterler dengesinde tutacak bir doğrultuda gelişecekse,
Yeniden “Küresel İstikrar, Büyüme ve Güvenlik ” bileşkesinin güvenilir bir üyesi olacaksa;
Bu, Kürt kardeşe kucak açılmasının yani Barış’ın bir  sonucu olacaktır…

21. 8. 2019

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.