Trump yönetimi  İran politikasını  şiddetle savunuyor.
Azami baskı kampanyasıyla İran rejimini zayıflatmakta olduklarını, İran’ı habis faaliyetlerinden geri döndürdüklerini,
İran halkına ve komşularına hak ettikleri barış ve refahın getirilmesine yardımcı oldukları iddiasındadırlar.
Ancak yaşananlar, ABD yönetiminin stratejisine siyasi bir güvence sağlamak için gerçekleri manipüle ettiği sonucunu gösteriyor…

*
Çünkü İran’ın istenmeyen faaliyetlerinin  Trump’ın politikası neticesinde artmış yada azalmış olup olmadığını değerlendirirken,
Ölçüt, ABD’nin  İran’ın istenmeyen faaliyetleri olarak belirlediği;
İran’ın nükleer ve füze alanında zenginleştirmeye son vermesi:
Bu faaliyetin asla yeniden işleme konmaması:
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın sınırsız denetim otoritesini kabul etmesi:
Geçmişteki nükleer faaliyetlerin tam bir dökümünün çıkarılarak geliştirmenin sonlandırılması,
Orta Doğu’daki vekil güçlere verilen desteğin sona ermesi:
Birlikleri ve milislerini Suriye’den çekmesi:
Amerikalı ve müttefik ulusların mahkumlarını serbest bırakması:
Uluslararası nakliyata engel olmaması:
Siber saldırılara son vermesi:
Komşu hiç bir ülkeyi tehdit etmemesi konularından hiç biri karşılanmamıştır.

*
Sadece bir tek konuda, vekilleriyle olan ilişkisinde bu grupların kimi Tahran’a çekilmiş ve kaynak desteği sonlandırılmıştır.
Ayrıca İran Ordusu ve İslam Devrim Muhafızları Birliği’nin bütçe payı düşürülmüştür.
Yine de birkaç gün önce İran, HAMAS’a verdiği desteği 6 milyon dolardan 30 milyon dolara çıkaracağını açıklamıştır.
İran’ ın ne Hizbullah’ın kabiliyetlerine  ne de Esad’ın yardımına devam etme niyetinin değiştiğine dair hiçbir gösterge de bulunmuyor
Her ikisi de Suriye’de önemli rol oynuyor.
Ayrıca İran’ın Irak, Yemen ve diğer yerlerdeki duruşları neredeyse  değişmemiştir…

*
Ancak ABD hâlâ maksimum baskı kampanyasının başarılı olduğunu ilan ediyor!
İran’ın ekonomik acı çektiğini, maksimum baskı kampanyasının işe yaradığını gösteren kanıtlar olarak defalarca kullanıyor.
Görünüşte kampanyanın amacının ekonomik acı vermek değil, davranışı değiştirmek olduğunu unutuluyor.

*
İran, daha iyi bir nükleer anlaşma için taleplerin hiçbirine razı olmuyor.
Uranyum zenginleştirme seviyesini arttırmıştır.
Hâlâ balistik füze testi yapıyor.
Amerikan vatandaşlarını hapse atıyor.
Siber saldırılarını ABD yaptırımlarına yanıt olarak artacağını bildirdi.
Uluslararası nakliyata yönelik tehditlerini sona erdirmek yerine, birkaç tankeri sabote etti.

*
İran nükleer programını ilerletmek için ilave adımlar atmakla tehdit ediyor.
Son olarak Hürmüz Boğazı’nda bir Irak tankerini ele geçirdi.
ABD’yi  boğazdan geçecek tankerleri korumak için müttefikleriyle birlikte kurmaya başladığı deniz koalisyonu konusunda uyardı.

*
Dört gün önce Yemen’li bir Husi heyeti, Tahran’da Dini lider Ayetullah A. Hamaney’in desteğini aldıktan sonra,
Bomba yüklü 10 adet İran yapımı UAV-X insansız hava aracıyla  Suudi Arabistan ekonomisini tehdit etti.
Arabistan çölünde bulunan dev bir petrol ve gaz alanına saldırdı.
Husi isyancılarının elindeki dronların menzilinin 1.500 kilometre olduğu,
Muhtemelen belirli bir enlem ve boylamı vurmaları için programlandığı,
Radar tarafından takip edilmesi zor olan dronlar olduğu anlaşıldı.
Böylece  Suudi petrol sahalarının, yapım aşamasında olan bir Emirati nükleer santralinin ve Dubai’nin yoğun uluslararası havaalanının İran menzilinde olduğu görüldü.

*
Uzmanlar Yemen’de Husilerin  belirleyici bir saldırıda bulunduklarını,
Husilerin yeni silahlarına karşı Suudilerin  hiçbir savunması olmadığını,
Bu silahlarla  Suudilerin ekonomik yaşam  unsurlarının  tehdit edildiğini savunuyor.
Bu ekonomik tehdit, IMF’nin Suudi Arabistan için öngördüğü yüzde yedilik  bütçe açığının üstüne gelmiştir.
Husilere yönelik daha fazla Suudi bombalanmasının  Krallığın uygulanabilirliğini tehlikeye atacak çok önemli bir ek maliyete neden olacaktır.

*
İran, bu gelişmelerle istediğini yapabileceği mesajı veriyor.
ABD yaptırımlarıyla İran’ı kırdığını ve “acımasız” baskıyla karşı karşıya bıraktığını,r.
İran ise ABD, İngiltere ve diğerlerinin,“ekonomik terörizmi” ile karşı karşıya olduğunu, bu yüzden nükleer anlaşmanın bir kısmını çöpe attığını söylüyor.
Aslında İran hiçbir ülkenin tepkisinin gerçekçi olmadığını,
Çoğunun ABD’nin Körfez’deki koalisyonuna katılmayacağını,
İngiltere’nin Brexit krizinin ortasında küçülmek istediğini,
ABD Başkanı D.Trump’ın da savaş istemediğini biliyor.

*
Son eylemleriyle Basra Körfezi’nde iktidara gelmeye çalışıyor:
Sadece kıyı suları tarafından kontrol edilen bölgelerde değil,
Orta Doğu’da  tek gerçek gücün kendisi olduğunu göstermek istiyor.

*
Nitekim Mart 2015’te başlayan Yemen’ deki savaş kazanılamaz hale gelmiştir.
Ne ABD ne de Avrupalılar Suudilerin yardımına gelmeyeceklerdir.
Çünkü bu tür saldırılara karşı makul bir korunmanın teknolojik  yolu yoktur.
Zavallı Yemen, zengin Suudi Arabistan’ı yenmiştir…

*
Şimdi Suudi Arabistan barış müzakelerini kabul etmek zorundadır.
İran’ın Yemen müttefiklerine 1.500 kilometreye ulaşan dronları sağlaması;
Lübnan, Suriye ve Irak’taki müttefiklerinin benzer araçlara erişebileceği anlamına geliyor.
Türkiye, İsrail ile  Basra Körfezi ve Afganistan’daki ABD üsler de dikkat etmelidirler…
İran bu hedeflere saldıracak yalnızca balistik füzelere değil, aynı zamanda ABD füze ve hava savunma sistemlerinin daha az etkili olduğu dronlara da sahiptir.

*
İran kısaca ” Boğaz’ımızda, Körfez’imizde ve Bölge’mizde ne istersek yaparız” mesajı veriyor.

18.8.2019

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.