Yirmi yıl geçti Arpa boyu yol aldık mı?Yine sana …bana…ona…oluyor olan…Her depremden sonra tartışılır,konuşulur sonra unutulup gider…

Büyük depremler sonucunda deprem vergisi konulmuştu…Sahi ne oldu,nerelere harcandı o toplanan paralar…Yoksa bizim anlayamadığımız şekilde kazanılan seçimlere mi yatırım yapılmıştı!

Sonra depremde halkın korunabileceği boş alanlar oluşturulmuştu!Onlar nereye gitti?Hele İstanbul gibi büyük şehirlerde daha çok ihtiyacımız yok mu bu tür alanlara…Be her gittiğimde adım atacak yer kalmadığını görüyorum İstanbul’da…

Unutmadık unutmak mümkün değil elbette ama olası bir felakette hazır mıyız devlet başta olmak üzere bizler ne kadar önlem alabildik bunu sorguladık mı?

1979 da İstanbul dar gelmeye başlamıştı artık. Örnektepe  olayların en yoğun yaşandığı bir bölgeydi ve ben orada öğretmendim. Her gün okula giderken yüreğimde ağzımda…Evimizin altındaki havuzlu kafe her gün taranıyordu. Hemen küçük bir kasabaya tayin istedim hem de hiç görmediğim bilmediğim yere…Çocuklarımı bu ortamda büyütmek istemiyordum.Kızımın doğum gününde “Çınarcık Kasabası’na tayininiz yapıldı,bir an önce gidip göreve başlayın”Heyecanla kasımın 24 ünde çıkan bu tayini kaçırmamak için hemen yola çıktım.Minibüs bayırdan aşağı sallandığında gün batımı yakındı.Denizin içine düşecek gibi duran güneşi bir ömür unutmadım. Konuşamıyordum. İstanbul’daki arkadaşlarıma kart yazıp attım hemen.o zaman internet falan yok,varsa da biz de yok…”ben cennete düştüm arkadaşlar,sağıma bakıyorum mavinin bin bir tonuyla deniz çağırıyor beni,soluma bakıyorum,yeşilin hayal bile etmediğimiz tonlarıyla dağlar…Gökyüzüne tırmanan bilmem kaç yüz yıllık çınar ağaçları sahile inerken yolun sağında solunda….Sahilde gül bahçeleri ve nane kokularıyla sıralanmış villalar,mis gibi ekmek kokusunun yayıldığı köy fırını,henüz denizden çıkmış,hala canlı balıklar balıkçı teknelerinde”…

25 yılım geçti bu cennet köşede ama her geçen yıl güzelliklerin bir bir yok oluşunu gözlemek,fasulye bahçelerinin,o güzelim villaların ve köy evlerinin kat karşılığı müteahhitlere verilişi…Yerlerine çirkin yüksek beton binaların dikilişi…Çınar ağaçlarının gölge ediyor bahanesiyle bir bir kesilişi…Para göz insanların Çınarcık’ımızı talan etmeleri önlenemedi…O güzelim kasaba yok oldu ve sıradan şehirlerden pek farkı kalmadı iki kültür arasında sıkışıp kalmış halkıyla birlikte…

8 Ağustos’da kızımın düğünü için ABD ye geldim ve 17 Ağustos ‘da deprem oldu.Geliş o geliş bir daha geri göndermedi çocuklarım beni…

5 sene sonra gidebildim ancak…Vapurdan indiğimde tam karşıdaki balkonda Fatoş’umun”Saliha…Ümran…hadi gelin sarma yaptım sizi bekliyorum”sesiyle çöktüm olduğu yere,hemen orada doktorumuz Selma vardı oraya götürmüşler beni…Gözlerim görmüyordu,meğer  tansiyonum çok yükselmiş ve gözlerim kan içinde.Hemen vapura bindirip geri gönderdi beni Selma doktorumuz…Can dostumuz…O arada depremde ne acılar çekildiğini,en yakın arkadaşlarımızı nasıl göçük altından çıkardığını anlatmıştı…Uzun bir süre gidemedim o çok sevdiğim Çınarcık’ıma…

Depremde kaybettiğimiz dostlarımızın çocukları büyüdü,doktor ,avukat,mühendis oldu,evlenip barklandı,çoluk çocuğa karıştı. Bunların bir kısmı öğrencilerimdi. Kimisi İstanbul’da,kimisi Çınarcık ‘da ,kimisi de ABD de ziyaretime geldi.Acılarımızı ve geçmişteki güzel günlerimizi andık.

En acısı ne biliyor musunuz! Hala akıllanmamışız…Villaların yerine 11 kata kadar çıkan imar izinleri… Ya 40 yıllık eski binalarda oturanlar kimin umurunda…Avni başkan bu imarı tekrar 5 kata kadar çıkarmak için çalışmalar yapıyordu kentsel dönüşüm için umarım yeni belediye başkan da Avni başkan gibi düşünür.

1999 17 Ağustos ‘da 17 bin 480 insan yaşamını yitirdi. 23 Bin 781 insan yaralandı, 505 insan sakat kaldı.Binlerce yapı yıkıldı, hasar gördü; yüz binin üzerinde insan evsiz kaldı…

Felaketin üzerinden tam 20 yıl geçti ama sanki dün yaşanmış gibi …

Deprem, bu ülkenin bir gerçeği ve biz toplum olarak depreme ne kadar hazırlıklıyız?

Yaşadığımız evler depreme ne kadar dayanıklı!Deprem olduğunda halk ne yapacağını biliyor mu?Ne kadar bilinçlendirebildik…Deprem olduğunda halk nereye sığınacak,böyle bölgeler oluşturup halk panik yapmadan buralara nasıl sığınacak,uygulama yapıldı mı?

Gördüğüm ve duyduğum kadarıyla ülkede her gün en güzel sahillerde ormanlar yakılıp,en değerli yerler satılıp,yer altı ve yer üstünde ne kadar değerli şey varsa talan edilmekle meşgul baştakiler…

Su uyur ama düşman uyumaz sözü boşuna söylenmemiştir.Yoksa sizler Sevr deki maddeleri bir bir uygulayarak bu ülkenin dibine dinamit mi koyuyorsunuz…Ordumuzu dağıtıp, eğitim sistemimizi çökerttiğinize göre düşmanın uyanık olmasına değil,böyle yöneticilere karşı halkın uyanık olması lazım…

Ülkeyi yurt içinde ve yurt dışında ne kadar yandaşınız varsa onlara peşkeş çekmekten vazgeçin…Bu ülke sahipsiz değil…Siz Osmanlı tokadı diye gösteriş yaparken esas Türk’ün tokadı patlayacak suratınız da…Hem de hiç beklemediğiniz bir anda…

Halk işsiz…Halk aç…halkın sabrı tükenmek üzere…

Esas deprem ülkede olacak ve en umutsuz zamanlarda olduğu gibi yeni Atatürkler çıkıverecek aniden ortaya…

Allah 17 Ağustos 1999’da yaşadığımız acı tecrübeyi bir daha bizlere yaşatmasın…

Ölenlerin Mekanı cennet olsun…Ülkemin ve bu acıları yaşayanların geride kalanların başı sağ olsun

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.