Ana sayfa Yazarlar Ali Eralp

Ülkemizi Tehlikeye Atan Altın Şirketlerine “DUR” Diyelim…

Türkiye’miz, cennet vatanımız, 17 yıldan bu yana saldırı altındadır.

Hedefte Türk, Türklük, Cumhuriyet, milliyetçilik, laiklik vardır. Egemen güçler, bunları yıpratmak, yok etmek için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar.

Amaç, şeriatçı, ümmetçi, din esaslarına göre yönetilen bir toplum yaratmak… Ama son aylarda vatanseverler bir büyük tehlikenin daha farkına vardılar:

Yeraltında bulunan madenlerin talan edilmesi… Yer üstündeki zenginlikleri yağmalayan yerli ve yabancı kuruluşlar bu kez de gözlerini Kaz dağlarındaki altınlara diktiler.

Ne var ki sadece parayı, serveti düşünen bu firmalar bunu yaparken, doğayı, ormanları, kurdu – kuşu, sincapları da yok ediyorlar. Katliam yapıyorlar.

Ve bu katliam sadece Kaz dağları ile sınırlı değil. Maden arama, maden çıkarma işi yurdun her yanında gerçekleştirilmektedir aslında.

Türkiye’nin Batısında, Doğusunda, Kuzeyinde, Güneyinde, her bölgesinde yapılmaktadır.

Jeofizik Y. Mühendisi Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan’a göre sadece Uşak-Eşme-Kışladağ’da, en az 260 ton saf altınla, Avrupa’nın en büyük, yeryüzünün üçüncü en büyük altın ülkesidir Türkiye.

İşte bu nedenle çokuluslu şirketler Türkiye’nin yeraltı maden kaynaklarına bu kadar çok iştahla bakıyorlar…

Bu kuruluşlar yeryüzünün az gelişmiş ülkelerinin politikacıları ile işbirliğine girerek, işletme ruhsatları alıyorlar. Sonra da o ülkelerin zenginliklerini talan ediyorlar.

Şimdilik sadece Çanakkale bölgesi ön planda… Halkımız dikkatini ve isyanını buraya odaklandırdı.

Bu aramalar, maden çıkarmalar özellikle AKP döneminde yoğunlaştı. Giderek bu çalışmalar, bir tertip, bir yıkım projesine dönüştü. Türkiye’yi bitirme tertibi, topraklarımızı işlevsiz, verimsiz hale getirme planı haline geldi…

Bir zamanlar yerin üstünü talan eden şirketler bu kez de gözlerini yerin altına diktiler…

Soygunun boyutu görünenden çok büyüktür. Onlar büyük bir serveti holdinglerine aktarırken, çok az bir miktarını altın çıkardıkları ülkelere bırakıyorlar.

Örneğin 3 – 3,5 milyar dolarlık bir altının sadece 150 – 200 milyonluk bir bölümünü iktidara veriyorlar.

Altın bulmak için kayalar toz haline getiriliyor. Toprak hallaç pamuğu gibi atılıyor.

İşin en kötü yanı toz haline gelen kayalardaki altını ayrıştırmak için siyanür kullanılıyor. Bu ayrıştırıcı kullanılmadan altın elde edilemiyor.

Şirketler, “Siyanürü biz kapalı havuza alıyoruz” deseler de zamanla depremler ve başka nedenlerle çatlaklar oluşuyor zehir suya, toprağa karışıyor; yöre halkının, doğanın ölümüne sebep oluyor…

Altın arama ve çıkarma sonucunda milyonlarca ton toprak kazılıyor. Verimliliğini, niteliğini kaybediyor, üzerinde ürün yetişemeyecek hale getiriliyor.

Böylece doğanın dengesi bozuluyor, tarım yok ediliyor.

Tarımın, ormanların, kurdun, kuşun, kaplumbağaların, karacaların yok edilmesi ne yabancı şirketlerin umurunda ne de iktidarın…

Çünkü onlar için önemli olan insan, ağaç, hayvan değil para…

Vatanımızda büyük bir ekonomik kriz yaşanmaktadır bugün. Ülkenin paraya ihtiyacı vardır. İktidar kendisine para getiren, para kazandıran ne varsa yönünü o yana çevirmekte, hemen satış işlemlerine başlamaktadır.

Şu anda Kaz dağlarında yerli yabancı  9 yüzden fazla şirkete arama ruhsatı verilmiş durumdadır.

Cumhuriyetin ilanından 2002 yılına dek, 79 yılda madencilere sadece 1168, (bin yüz altmış sekiz) ruhsat verilmişken; AKP döneminde, 149 bin,  964 ruhsat verilmiş. Yani, yüz otuz katı…

Tekrar ediyorum: Ülkemizde maden arama, maden çıkarma bir felaket haline dönüşmüştür. Bunun sonucunda doğa katliamı yapılmaktadır.

Günümüzde binlerce kuş, böcek türü yok ediliyor… Doğanın DNA’sını bozuyorlar.

Kuş cennetlerini cehenneme çeviriyorlar.

İnsan yaşamını hiçe sayıyorlar. İnsanları tehlikeye atıyorlar.

Bir an önce bu gidişe “DUR” demeli. Maden çıkarmalar millileştirilmelidir…

Bu sorun bir parti sorunu değildir. Tüm Türk milletinin sorunudur.

Hangi partiden olursan ol bu soyguna, bu talana sessiz, tarafsız kalamazsın.

Karşı çıkmazsan, protesto etmezsen sen de suç işleyenlerin ihanetine ortak olursun…

“Ben Vatanseverim, ben milliyetçiyim, ben halkçıyım” desen de bütün bu feryatlar, bu bağırmalar, çağırmalar, suya çizgi çekmekten öteye geçemez…

Zaman daralıyor…

Ormanlarımız, kurtlarımız – kuşlarımız, doğamız, insanlarımız yok olmadan bu katliama “DUR” diyelim…

([email protected])

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here