Ayşe Işık Pehlivanoğlu( apehlivanoglu @ egemenmilletinsesi.com )
Ayşe Işık Pehlivanoğlu

TÜRKLERİN KADİM SEMBOLLERİNDEN ÇİFT BAŞLI KARTALIN MANASI
Ayşe Işık Pehlivanoğlu

Sembolizm ya da simgecilik, birbirinden farklı anlamlara gelen soyut düşünce ve evrensel yasaların çeşitli damgalar, şekiller ya da resimler vasıtasıyla somutlaştırılmasını ve gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayan en eski sanat dalıdır.
Sembolizme yazının ilk hali dememiz yanlış olmayacaktır.
Çünkü sembol sanatının tarihi, insanoğlunun yazıyı keşfetmesinden daha eskidir.
Son arkeolojik bulguların bize gösterdiği gerçek; günümüzden tam 40 bin yıl önce, modern insanın ataları sayılan Homo Sapienslerin, ilkin mağara duvarlarına çeşitli semboller çizdiğidir.
Örneğin, dünya mirası listesinde yer alan ve içlerinde Altamira, El Castillo ve Tito Bustillo’nun da bulunduğu İspanya’daki 11 mağarada bulunan sembollerdeki boyaların yaşı, “uranyum-toryum oranlarını kullanarak maddelerin yaşını belirleme tekniği” ile 41 bin olarak belirlenmiştir.
Bu mağaralardaki semboller, şimdiye dek keşfedilenlerin en eskisidir ve ilk insanların kendilerini söz ve yazıyla ifade etmeye başlamadan çok önce, ilk olarak sembollerle ifade ettiklerini kanıtlamaktadır. (1)

İnsanoğlu, sembol yapma yeteneği sayesinde alfabeyi, yazıyı, dili ve resim sanatını geliştirmiş, her biri ayrı birer sembol sayılan formüller yazarak; astroloji, fizik, kimya, biyoloji ve matematikte ileri gitmiştir.
Sadece doğada gördüğü bitki, hayvan, coğrafi şekil ve gök cisimlerini değil, aynı zamanda zihniyle akıl ettiği tüm soyut kavramları da somut sembollerle temsil etmeyi başarması sebebiyledir ki insan, yeryüzünde yaşayan bütün mahlûklardan ayrılmış, kaba kuvvet bakımından kendinden çok güçlü hayvanlardan bile üstün bir konuma oturmuş ve eşref-i mahlûkat sıfatını almaya hak kazanmıştır.

Sembolizmin tarih ve önemine ilişkin bu temel açıklamalardan sonra, şimdi biraz da sembol okumanın önemine değinelim ve ardından bu bilgiler ışığında, Türk Mitolojisindeki, Gökbörü’den sonra en önemli ikinci sembol olan, Çift Başlı Kartal sembolünün derin bir okumasını yapmaya çalışalım…

Farklı kültürlerin tarih boyunca zırh, kılıç ve kalkan gibi silahlarında, kilim, testi ve kadeh gibi ev eşyalarında, mozaik ve kabartma gibi duvar süslemelerinde, mezar taşı ve kurganlarında, başlık, çizme ve eyer gibi kuşamlarında, yüzük, kolye ve taç gibi ziynet eşyalarında, sikke, sancak ve taht gibi ulusal öğelerinde kullandıkları ve arketip olarak adlandırılan sembolleri okumak; farklıymış gibi görünen bu kültürler arasında karşılaştırma yapmak ve aralarındaki örtüşme, benzerlik ve değişiklikleri keşfetmek açısından çok büyük bir önem arz etmektedir.
Çünkü tüm sembollerin, bulundukları coğrafyaya göre, kendine özgü bir sembol dili vardır ve o dilden anlayanlara, eski devirlerdeki kutsal imgeler, kimlikler ve inanç sistemleri hakkında çok mühim şeyler anlatır.

Barkod okuyucusuna benzeyen sanat tarihçilerimiz ve meraklı kâşiflerimiz olmasaydı, bugün biz Türkler, Orta Asya’da asırlarca hüküm sürdükten sonra iklim değişikliği sebebiyle Anayurt’tan dünyanın dört bir köşesine göç etmek zorunda kalan; İskitler, Sarmatlar, Gotlar, Hunlar, Avarlar, Göktürkler, Bulgarlar, Hazarlar, Etrüskler, Alpler, Hunlar, Uygurlar gibi Kadim Turani Uygarlıklar ile aynı kökenlere sahip olduğumuzu nasıl öğrenecektik?
Sembolizm konusuna, gerçek zekânın taklit edilmesiyle ortaya çıkan günümüz yapay zekâ teknolojisinden örnek vermek gerekirse; sembolleri barkodlara, sembol okuyucularını da barkod okuyucularına benzetmemiz yanlış olmayacaktır.

Şimdi gelelim herkesçe tanınan ama içerdiği sırları ve derin anlamları pek kimsenin bilmediği çift başlı kartal simgesine…

Başta sanat tarihçileri olmak üzere farklı disiplinlere mensup araştırmacılar tarafından yapılan çalışmalar, çift başlı kartalın eski Türk inançları, Türk mitolojisi ve Türk halk edebiyatında mevcut olan ikonografik bir öğe olduğunu ve bunun en belirgin örneklerinin de Türkiye Selçukluları Devrine ait olduğunu ortaya koymaktadır. (2)
Selçuklu Devleti’nin bayrağı mavi zeminli bir bayraktı ve üzerinde ok atan çift başlı kartal simgesi yer almaktaydı.
En eski formlarına M.Ö. 3500-1200 yıllarına tarihlenen Sümerler ve Hititlilerde rastlanılan, oradan sırasıyla Akadlara, Asurlulara, Sasanilere, Bizanslılara, Selçuklulara, Rusya’ya ve Avrupa’ya geçen çift başlı kartal sembolünü, günümüzde Türk Tarih Kurumu, Erzurumspor, Konyaspor, Sivas İl Özel İdaresi, Türk Emniyet Teşkilatı gibi yerli kurumların logoları yanı sıra, AEK Yunan Spor Kulübü, Rus Milli Takımı, Arnavutluk bayrağı, Girne Amerikan Üniversitesi gibi yurtdışı kaynaklı logolarda da görebilmekteyiz.
İyi ama ne anlama gelmektedir bu sembol?
Neden 5 bin yıldan beri oldukça yaygın bir coğrafyada kullanılmaktadır?
Tarihçi Bahaeddin ÖGEL’e kulak verelim, bakalım bu sembol hakkında ne diyor?
“Yakut Türkleri köy meydanındaki sırıkların tepesine ağaçtan yapılmış çift başlı kartallar koymuşlar, sırıkların üzerine merdiven gibi enlemesine ağaçlar çakmışlardı.
Bu ağaçların sayıları 7 ile 9 arasında değişiyordu.
Gök sırığına enlemesine çakılan 7 veya 9 ağaç, Türk düşüncesi ile ilgilenen kimseler için çok şey ifade eden sembollerdir.
Gök, Batı Türklerine göre 7, Doğu Türklerine göre ise 9 kattan meydana gelmişti. Sırık, sembolik olarak göğün direği oluyor ve göğün direğinin üzerine de bir çift başlı kartal oturuluyordu.”

Bu açıklamadan anladığımıza göre; gök katlarının en tepesinde oturan kartal, manevi yönden erişilen en yüksek makamı simgeliyor ve onun çift başlı olması da hem maddi, hem manevi âlemin sultanı olmak anlamına geliyor.
Maddi âlemin sultanı olmak, devlet yönetiminde güç ve hâkimiyet elde etmek anlamına gelirken, manevi âlemin sultanı olmak ise görünmeyen, fizik ötesi âlemde de yetkinlik ve söz sahibi olmak anlamına geliyor. Yani eskilerin iki cihan saadetine erişmek diye tarif ettikleri, çok büyük bir nimete erişmek anlamına geliyor, çift başlı kartal sembolü.
Tepeye tünemesi onun kutsal yöneticiyi temsil ettiğini, ikisi bu dünyayı, ikisi ise öte dünyayı gözetlemeye yarayan dört göze sahip olduğunu, eski Türklerin Şamanlık adı verdiği özel bir yeteneğe sahip olduğunu gösteriyor.
Manevi uçuşlar yaparak, tasavvufta gayb adı verilen ve ten gözüne görünmeyen semavi âlemlerden haber vermek manasına gelen şamanlığın, atalarımız tarafından, çok keskin gözlere ve çok güçlü kanatlara sahip olan bir kuş ile sembolize edilmesi kadar doğal bir şey olamaz.
Çünkü göklerin hâkimi olan ve zirvelerde yaşayan kartal, kendinden daha ağır çeken kurt ve geyik gibi avları bile taşıyabilir.

Nasıl ki Yaradan çoğu zaman bizimle semboller aracılığıyla konuşuyorsa, O’nun kendi suretinde yarattığı biz insanlar da gelecek nesillerle bağlantıyı, ebediyen sembollerle kurmaya devam edeceğiz. Tıpkı ezelden beri bizimle damgalar ve motifler vasıtasıyla konuşan Atalarımız gibi

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.