28-29 Haziran’da Japonya, G20 liderleri zirvesine Osaka’da ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.
G-20 liderlerinin Kasım 2008’de ilk toplantısı, Lehman Brothers’ın çöküşünün ardından küresel finans piyasalarını sarsan kargaşa ortasında gerçekleşti.
O gün liderler “Korumacılığın reddedilmesinin ve finansal belirsizlik zamanlarında içe dönmemenin kritik önemine” işaret ettiler.

*
Böylece  dünyanın en büyük ekonomilerinin liderleri, 1930 Büyük Buhran’ı kötüleştiren politika hatalarını tekrar etmemenin kararlılığını gösterdiler.
Liderler güçlü, sürdürülebilir, dengeli ve kapsayıcı büyüme sağlamak için tüm politika araçlarını kullanmanın,
Olumsuz risklere karşı güvence vermenin taahhüdünde bulundular.
Para politikasının ekonomik aktiviteyi desteklemesini ve merkez bankalarının emirlerine uygun fiyat istikrarı sağlanmasını,
Mali politikanın; esnek bir şekilde kullanılması: büyümeye dost olması : Sürdürülebilir kamu borcu:  Yapısal reformlarla küresel büyüme potansiyelinin arttırılmasını kabul ettiler.
Ancak ülkeler arasında ve finansal açıklar ve jeopolitik kaygılarda dahil olmak üzere bazı önemli risklere karşı senkronizasyon zorluklarına da işaret ettiler…

*
Diğer uluslararası kuruluşlarla karşılaştırıldığında G20 en zayıflarından biridir.
Birleşmiş Milletler gibi resmi bir görevi,
Dünya Bankası gibi kadrolu personeli ve  binaları,
Uluslararası Para Fonu gibi bir fonu,
Dünya Ticaret Örgütü gibi üyelerin uyması gereken resmi kuralları belirleme veya uymayan devletlere karşı eylemde bulunma yetkisi yoktur.

*
Ama G20 öncelikle üyelerinin saf gücünden yükseliyor.
G20’nin üyelere önemli esneklik sağlayan gayri resmi yapısı, masada yer alan diğer uluslararası kuruluşlarla yakın çalışma ilişkisi bu gücü pekiştiriyor.
G20 gayrisafi yurtiçi hasıla ile en büyük ekonomiye sahip 21 ülkeden 18’inin yanı sıra Güney Afrika ve Avrupa Birliği’nden oluşuyor.
Birlikte küresel gayri safi yurtiçi hasılaların  yüzde 85’ini ve dünya halklarının  yüzde 65’ini kapsıyor…

*
Böylece ulusal politikalarını belirli bir politika alanında koordine etmeyi kabul ettikleri zaman küresel manzarayı dönüştürebiliyorlar.
Mesela 2008 küresel finansal krizin ardından, G20 liderleri krizin  en kötü etkilerini hafifletmek için ekonomik politikalarını koordine etmeyi kabul ettiler.
Daha önceki benzer büyüklükteki krizlerle karşılaştırıldığında, küresel ekonomi beklenenden çok daha hızlı bir şekilde toparlandı.
Bu G20’nin koordine bir cevabıydı ve oynadığı rolün gücüne işaret ediyordu…

*
Çünkü G20, kendi kadrosu ve kaynakları olmamasına rağmen,
Gerektiğinde diğer uluslararası kuruluşların bağlılıklarını ve kaynaklarını sağlama konusunda ustalık sahibidir.
Uluslararası Para Fonu ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı gibi kuruluşlar G20’nin müzakere süreçlerine iyi bir şekilde entegre edilmiştir.

*
Ne ki, bugün 2008’de ilk  G20 Zirvesi’nin açık ve işbirlikçi ruhunun çok az kalıntısı bulunuyor.
İşte Japonya G20 Liderler Zirvesi, uluslararası ilişkilerin çok zorlu olduğu  böyle bir dönemde yapılacaktır.

*
Çünkü Başkan Donald Trump, Küresel Liberal Sistemi;
Tekellerin ve mali sermayenin egemenliğinin kurulması için sermaye ihracının bolca yapıldığı,
Dünyanın uluslararası tröstler arasında paylaşıldığı, tüm toprakların en büyük kapitalist güçler arasında bölüşümünün tamamlandığı bir durumdan,
Yeni bir emperyalist çağa geçirmenin kararlılığını sürdürüyor.

*
Trump, Amerikalıların çıkarlarına hizmet etmeyen ama kendi çıkarlarını azami düzeyde tutmak için ABD’nin imkanlarını araçsallaştıran,
Gelişmiş ve istikrarlı ülkeler ile emperyal küreselleşmeyle henüz bütünleşmemiş istikrarsız devletlerin,
ABD ekonomisine yeniden yatırım yapmasını sağlamak üzere,
ABD’yi uluslararası ticaret anlaşmalarından geri çekiyor, eski düzeni belirleyen hükümetlerarası yapıları tasfiye ediyor.

*
Başta Çin; ekonomik büyümesi ve askeri gelişimiyle uluslararası politikanın güçlü bir oyuncusudur.
Ya da Çin yükselirken ABD’nin düşüşte olduğu bir süreçten geçiliyor…
İki ülke de birbirleriyle çatışan stratejik zorunluluklara sahiptir.
Bir başka perspektifte ABD  Çin’e, Güney Çin Denizi’nde bir askeri saldırıya geçmek yerine  Ticaret Savaşı açmıştır.
ABD ticaret savaşını giderek küresel boyutta genişletirken dünyaya da yeni bir ayar çekiyor…
Üstelik Başkan Trump, mesela kollektif eylemlere karşı muhalefetiyle, iklim tehdidine karşı koymak için giderek artan acil uyarılara da karşı çıkıyor.
Çeşitli ihtilaflara neden oluyor…

*
Aynı zamanda Rusya- Ukrayna krizi, Suudi Arabistan ve İran ile ilişkileri kuşatan gerginlikler,
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, Trump’a karşı bir Avrupa cephesi oluşturma girişimleri,
Ortadoğu ve Doğu Akdeniz sorunları ve daha nicesi uluslararası ilişkileri zorluyor…

*
En önemlisi, ABD’nin Çin’e açtığı ticaret savaşı iki taraf arasındaki stratejik güvensizliği derinleştiriyor.
Üstelik kilitlenmeyi kırmak için ciddi bir siyasi motivasyon eksikliği bulunuyor.
Önce ABD’nin Çin ile ilişkilerini ticaret savaşı yoluyla yeniden tanımlamaya çalıştığına inanıldı.
Sonra Trump’ın iki ülke arasındaki ticaret dengesizliğini çözmeyi ve ABD’nin fikri mülkiyet haklarını uygun gördüğü şekilde korumayı hedeflediği anlaşıldı..
Nihayet Çin teknoloji devi Huawei’ye yapılan  baskı ABD’nin ticaret dengesizliğini ele almak istemediğini,
Çin’in yüksek teknoloji geliştirme kapasitesine ağır bir darbe vurmak istemesi olarak algılandı.
ABD’nin getirdiği bu azami baskı Çin’de ciddi bir kriz duygusu yarattı.
Eğer Çin ödün verirse, bunun ABD’nin gelecekte Çin ile ilişkilerini istediği gibi tanımlamasına ve şekillendirmesine yol açmasından rahatsızlık oluştu.

*
Bu yüzden Çin, ABD’nin patronluk yaklaşımını kabul etmiyor.
Çin ABD’nin’in ulusal çıkarlarını tehdit eden hegemonik tutumunu kurumsallaştırmasına ne pahasına olursa olsun kesin olarak direnme kararlılığındadır.
Bu noktada Çin küreselleşmeden kaynaklanan ekonomik bütünleşmenin, Soğuk Savaş döneminden farklı olduğuna işaret ediyor.
ABD’nin açık olmasını ve ticaret savaşından ne elde etmek istediğini açıkça belirtilmesini istiyor.
İleriye bir adım daha atıyor ve ABD’nin Çin’i bastırmayı seçmesi halinde karşı önlemlerinin stratejik seçim olacağını vurguluyor…

*
Bu argümanlarına karşı Başkan Trump, Çin’in Dünya Ticaret Örgütünde  uygun koşullara sahip olduğunu,
Örgütün uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının ABD’ye karşı önyargılı olduğunu savunuyor.
Örgütün  kurallarının kötüye kullanılmasına yol açan tarifeleri haklı çıkarmak için ulusal güvenliği ön plana çıkarıyor.
ABD büyük olasılıkla Japonya’daki zirvede korumacılığını savunmaya devam edecektir.

*
Nitekim Başkan Trump’ın geçen yıl Buenos Aires’teki G20 zirvesindeki esnekliği,
Korumacılığa direnme sözü vermeyen bir  tebliğle sonuçlanmıştı.
Şimdi ABD büyük olasılıkla korumacılığını sürdürecek olsa da,
Japonya G20 Zirvesine katılacak olan liderler serbest ticaret için açık bir dava açmanın eşiğinde bulunuyor….

*
Nasıl? Mesela  Avrupa Birliği ile Japonya arasındaki  Ekonomik Ortaklık Anlaşması birkaç ay önce yürürlüğe girmiştir.
Bu yeni anlaşma ile dünyanın en büyük ekonomik güçlerinden ikisi,
ABD’ den çekinmelerine rağmen ticari serbestleşmeyi ilerletmeyi başarmıştır…

24.6.2019

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.