Gezi Parkı eylemlerinin bugün altıncı yılı.Gezi tamamen toplumun içinden yükselen,yoksul, işsiz,ezilen,ötekileştiren,yaşam koşulları olumsuz, özgürlükleri kısıtlanan,herkesin  sessiz çığlığı…Faşizme bir tepki hareketiydi.Bir gün karanlıklar gidecek Gezi ruhu bir güneş gibi doğacak…
1978 yılında Örnektepe’ye tayinim çıktığında okulumdaki bir öğretmen öldürülmüş ve kimse kapısını açmamış,çocuk saatlerce yardım istemiş ve hiç kimse yardım etmemiş.Üstelik anlatırlarken öyle soğuk kanlı anlatıyorlardı ki…
Aklım almıyordu,sanki başka dünyadan gelmişim gibi hissediyordum kendimi.Havuzlu kahvenin çok yakınında oturuyorduk ve akşam olunca ekmek almayı unutmuşsak dışarı çıkamıyorduk.Sürekli silah sesleri ve taranan havuzlu kahve…
Hava raporu gibi her akşam kaç kişinin öldürüldüğünü izliyorduk televizyondan.Bir akşam genç bir tıp öğrencisini öldürmüşlerdi.Sanırım sinirlerim çok zayıflamıştı.
”kimbilir annesi-babası öküzünü,tarlasını mı sattı okutmak için,acaba ailenin tek çocuğu muydu,şimdi kapının önüne cenaze vardında ailesi buna nasıl dayanacak” deyip deyip deli gibi hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştım.
Ertesi günü aldığım haberde ağladığım  saatlerde en küçük kardeşimin öldüğünü öğrendim.Güya ana yolda bisiklet binerken düşüp beyin kanamasından ölmüştü.
Diğer kardeşlerim onu can çekişirken ana caddede bulmuşlar ve geçen hiçbir arabayı durduramamışlar hastaneye götürmek için.Kardeşlerim kucağına alıp, arabaların önüne atlamışlar sonunda ama geç kalınmış.Aylarca kabus gördüler kanlı kardeşlerini kucakladıklarını unutamayıp.
Ben de o duygularla hemen Istanbul’dan ayrılıp Çınarcık’a taşınmıştım.
Her zaman böl-yönet tekniğiyle ülkemizi parçalamak için bizi çeşitli gruplara ayırdılar.Sağ-sol davasıyla gençlerimiz öldü,insanlarımız kutuplara ayrıldı
,birbirimize düşman kesildik yıllarca.
Gençtik ,heyecan doluyduk,ülke aşkıyla çarpıyordu kalbimiz.Bizi öyle kışkırtıyorlardı ki,birbirimizi düşman görüyorduk.Selam vermiyorduk…
Şimdi üzülüyoruz o günlerimiz için,çünkü iki grupta ülkesine olan sevgisi yüzünden karşı tarafı suçluyordu.Olmadı;  Kürt-Türk diye böldüler ve yıllardrı kırıyor iki taraf birbirini…
Olmadı;inanan-inanmayan diye böldüler.Kim ne zaman tekeline aldı islamiyeti? Inanıp inanmamak ALLAH ile kul arasındaki çok özel bir bağ olmaktan ve insanın kendi insiyatifinden ne zaman çıkmıştı da politikaya alet edilmişti!
Kriterleri neydi?Kim neye göre tesbit ediyordu inançlı ya da değil diye!Yoksa belli partinin üyeleri inançlı da ona oy vermeyenler inançsız mı oluyordu !
Yoksa insanları sözüm ona iki ağaç için sokaklara döküp,bu kargaşadan yararlanarak  Kürdistan hayallerini mi gerçeğe çevirmekti amaçları!
Ya da pek çok alanda kullanılacak olan ve çok zengin olduğumuz BOR madenlerini birilerine peşkeş çekmek için mi kıyıldı gençlerimize…
Kimbilir belki de ANAYASA’nın değişmez maddelerini değiştirmek için halkı iç savaşa sürükleyip,darbe yapıp, kendi istedikleri anayasayı  çıkarmaktı amaçları…
Yok canım bütün bunlar ya Ingiliz oyunu,ya Amerika’nın oyunu,ya Israil hilesi,ya Rusya’nın  oyunu…Kimbilir belki de hepsinin oyunu…Öyle ya ajanlar cirit atıyor ülkemizde denmiyor mu!
Aklımızı başımıza toplama zamanı geldi de geçiyor bile…
Düşmanı hile yapıyor diye suçlamak işin kolayına kaçmak değil midir!
”Türkiye,Türklere bırakılmayacak kadar zengin ve güzel bir lüke” diye düşündükleri için kimseyi suçlayamayız.
Ülkemize nasıl sahip çıkabileceğimiz üzerinde düşünmemiz gerek mez mi!Her zaman uyanık olup düşmana o fırsatı vermemeliyiz.
Düşmanla işbirliği yapıyor,ülkeyi satıyor dediğimiz kişiyi biz seçmedik mi?Nerede hata yapıyoruz?Gemisini kurtaran kaptan olmayı bir kenara bırakıp,herkesin gücünün yettiği kadar elini taşın altına sokma zamanı gelmedi mi!
Ya da”Bir torba kömüre,bir torba pirince oy verdiler cahiller” diye kendi halkımızı da suçlayamayız!
Önce halkın bir bölümünü cahil bırakan politikalar üzerinde düşünmemiz gerek miyor mu!
Okuyamamış,elinde bir mesleği yok,hükümet tarım ve hayvancılığı yok etmiş,dışarı sattığımız pek çok şeyi dışarıdan almaya başlamışız.
Çocuğuna bir ekmeği götüremeyen insan kandırılmaya her zaman uygun degil midir?Onu çaresiz bırakıp, o hale düşüren bizler şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz gerek miyor mu!
Fırsat ayağımıza kadar geldi.İki ağaçtan yola çıkan gençliğe bir bakın
,ATATÜRK’ün CUMHURİYETİ emanet ettiği gençlik var karşımızda.
Bizler gibi birilerinin peşine takılıp gitmediler.Hiç bir partiye ve kuruluşa da bağımlı değiller.Sadece yavaş yavaş elden gittiğini düşündükleri ülkelerine ve özgürlüklerine sahip çıkmak amaçları…
Gezi’yi bu defa yargı yoluyla karalamaya çalışıyorlar.16 sanıklı Gezi Davası’nın ilk duruşması 24-25 Haziran’da Silivri’de.Yargılanacak olanlardan Taksim Dayanışması sekreteryasından Can Atalay ve Tayfun Kahraman…
Can Atalay”Çok söyledik yine söyleyelim, Gezi bu toprakların eşitlik, özgürlük, adalet umududur. Gezi, müşterek kamusal bir yeşil alanın yurttaşlar tarafından sahiplenilmesi, o yurttaşlara polis şeflerinin giderek artan şiddet uygulamaları sonucu bütün itiraz sahibi yurttaşların kendi itirazlarını alıp Gezi vesilesiyle dile getirmesidir. Polisin kendi ifadesiyle 7.5 milyon memnuniyetsizin kendi öz talepleriyle Türkiye’nin sokaklarında, kent meydanlarında aşağıdan yukarıya bir itiraz hareketidir.
Bugünden bakıldığında Gezi Direnişi boyunca sokağa çıkmış herkes için Gezi Direnişi hayatının en güzel günleridir ve daha da önemlisi bu memleketten umudu kesmemenin en önemli dayanaklarından biridir.
Tayfun Kahraman”Şu an görünen o ki bu daha büyük bir dava haline gelecek. Ancak şimdi bunun nasıl ve ne zaman büyüyeceğine ya da büyüyüp büyümeyeceğine ilişkin yanıt vermek .Ben seçimlerin siyasi etkisinin hemen 24 ve 25 Haziran’a tesir edeceğini, o havayı hemen değiştireceğini sanmıyorum. O kadar hızlı olmayacaktır. Fakat siyasi bir davanın, bu kadar yüklü bir kent siyaseti, kent muhalefeti üzerinden kurulmuş bir davanın öncesinde de yerel yönetimle ilişkilenmesinin ilginç bir tablo ortaya koyacaktır.
Tekrar söylersem 23 Haziran seçimlerinin etkisinin birebir 24 ve 25 Haziran’a yansıyacağını tahmin etmiyorum.”
Yaşlı-genç,kadın-çocuk,öğrenci-öğretmen,avukatı,hakimi,savcısı,sanatçısı…Herkes sokakta .Öldüler,yaralandılar,tutuklandılar,işkence gördüler,tehdit edildiler
,çapulcu-ayyaş diye aşağılandılar …
Çapulcu sözcüğü kulağıma hiç bu kadar hoş gelmemişti.Sözcüklerin anlamı değişti,hakaret ettiklerini sanıp ,iltifat ediyorlar.Askeri,gazeteciyi,düşünen herkesi tutukladılar.
Bu arada en çok üzüldüğüm de bizim vergilerimizden maaşını alıp görevi halkı korumak olan polisi, halkın üzerine saldılar ve polis ile halkı karşı karşıya getirip, birbirine düşman ettiler.
Yine bizim vergilerimizle maaşını alan başbakan ve bu milletin vekilleri yaptı tüm bunları.
Aylarca…Yıllarca  yılmadılar ,bıkmadılar,yorulmadılar…Başaracaklar…Eminim başaracaklar…Gençliğe olan güvenim hiç sarsılmadı,yeterki biz yanlarında olmaya devam edelim…
 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.