Ülkeler dijital teknolojiye  fazla bağımlı hale gelmiştir ve bu onları siber saldırılara karşı daha savunmasız hale getiriyor.
2007’de Rusya yanlısı hackerlar Estonya’da hükümet sunucularında  tahribata yol açtılar.
Ukrayna’daki siber saldırılar ülkenin elektrik şebekesini hedef aldı.
İran’ın nükleer santralleri nükleer bir erimeye yol açabilecek kötü amaçlı yazılımlardan etkilendi.
 
*
Başkan Trump, ABD’de bilgisayar ağlarına yönelik siber saldırı tehdidine karşı “ulusal acil durum” ilan etti.
Ama politik olarak motive edilen siber saldırılar gittikçe yaygınlaşıyor.
İki veya daha fazla devlet arasındaki geleneksel savaşın aksine siber savaş bireyler tarafından da başlatılıyor.
Çoğu durumda korkutma taktikleri veya güç gösterileri olarak tasarlanan siber savaş operasyonları,
Artık geleneksel savaş ile siber savaşı harmanlıyor.
Bu durum savunma anlayışına yeni bir boyut ekliyor…
İşte, İsrail Savunma Kuvvetleri çevrimiçi olarak “İsrail hedeflerine” siber saldırı düzenleyen HAMAS’a henüz fiziksel saldırıda bulundu!
 
*
Siber saldırıların kökenini belirlemek imkansız değildir ama süresi uzundur.
Kökeni onaylanabilse bile kimin ya da hangi ülkenin sorumlu olduğunu tespit etmek zor olabilir.
Ama Siber Savaşa Uygulanacak Uluslararası Hukuk kaynaklarında;
Saldırı hakkında açık bir bilgiye sahip olunmadığında, bir devletin ağlarından kaynaklanan bir siber saldırıdan sorumlu olup olmadığı konusunda fikir birliği de yoktur.
 
*
Ayrıca BM Şartının 2/4 maddesi devletlerin toprak bütünlüğünü ve siyasi yapılarını saldırılara karşı koruyor.
Dolayısıyla bir siber saldırı ancak  “silahlı saldırı” olarak düşünülebilirse savunma hakkı olarak kuvvet kullanmayı haklı çıkartacaktır.
Ama bu sadece bir siber saldırının “ölçeği” ve “etkisi” ölümlere neden olan saldırılar ve altyapıya yaygın hasar veren gibi çevrimdışı bir “silahlı saldırı” ile karşılaştırılabilir olduğunda geçerlidir… 
 
*
Dolayısıyla  siber saldırı konusu,  teknoloji geliştikçe daha da karmaşıklaşıyor.
Bu karmaşıklığın yarattığı  entelektüel zorluklar çoktur
Bu yüzden siber saldırılardan korkuyor ve yıkıcı sonuçlarıyla karşı karşıya kalıyoruz.
Bununla ilgili sorular sormaya daha yeni başlıyoruz.
 
*
24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi 19 Haziran’da hükümete yakın TVNET kanalında,
Bir anda Anadolu Ajansı’nın (AA) “Seçim 2018 Tablosu” yayınlandı.
Aynı yayın gece 02.00 sıralarında  “Akıl Odası ” programında yeniden ekrana getirildi.
Ekrana açılan tabloda sandık oranı yüzde 100 idi ve sonuçlar il il veriliyordu…  
Erdoğan’ın yüzde 53, M.İnce’nin yüzde 26, M.Akşener’in yüzde 12, S.Demirtaş’ın yüzde 7, T.Karamollaoğlu’nın yüzde 1, D.Perinçek’in yüzde 1 olduğu görüldü.
 
*
Tartışmalar üzerine kurum açıklama yaptı.
“Anadolu Ajansı son 5 seçimin sonuçlarını sandık verilerine dayalı olarak medya kuruluşlarına iletmiştir.
AA’nın açıkladığı anlık sonuçlar, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) kesin sonuçlarıyla da birebir örtüşmüştür.
Kurumumuz hakkında bilerek gerçeğe aykırı iddiaları gündeme getiren kişi ve kurumlar hakkında yasal işlem başlatılmıştır” denildi…
 
*
YSK, Türkiye için son derecede önemli olan 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı Seçimi sonuçlarını 4 Temmuz’da açıkladı.
Bilhassa her seçimde tartışılan “Seçim güvenliği” bağlamında  YSK verileri üzerinde bir çok analizler yapıldı.
Sandık verilerinde çok sayıda;
Sandık Verileri “Sandık Sonuç Tutanağı”ndan Farklı Sandık: Sandık Verileri “Sayım Döküm Cetveli”nden Farklı Sandık:  “Sandık Sonuç Tutanağı” hatalı veriler:  Aynı Sandığa Ait Farklı Sandık Sonuç Tutanakları tesbit edildi…
 
*
Aslında “Seçim Güvenliği” ile ilgili 24 Haziran gecesinde anlamlı gelişmeler yaşanıyordu.
Adil Seçim Platformu, Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonuçlarını anlık olarak yayınlamak ve AA’yı bypass’a almak ve hileden kaçınmak üzere,
4 muhalefet partisi ve 15 sivil toplum kuruluşu tarafından oluşturulmuştu.
 
*
Nitekim yayın yasağının kaldırılması sonrası AA ilk verileri abonelerine göndermeye başladı.
O dakikada CHP adayı Muharrem İnce, AA’ yı “manipülasyon yapmakla” suçladı ve sandık görevlilerine sandıkları terk etmeme çağrısında bulundu.
Çünkü birbirlerinden bağımsız, fakat sandık güvenliğini sağlayacak olan Adil Seçim Platformu,
Yayın yasağı kaldırılmasından bir saat sonra dahi kamuoyuyla henüz bir veri  paylaşamamıştı.
Platform, hepsi hepsi televizyonlarda yayımlanan sonuçların “gerçeği yansıtmadığını” belirtti ve bunları  “manipüle edilmiş veriler” olarak tanımladı…
 
*
Çünkü Platform’un mobil uygulamasında ve veri akışında uzun süre teknik aksaklık yaşanmaya başladı.
Ne müşahitlerin ıslak imzalı tutanak fotograflarının yüklendiği sistem ne de ihbarların alınacağı  çağrı merkezi çalışıyordu.
Birileri, ister CIA ister MOSSAD ister MİT isterse herhangi bir sempatizan hacker deyiniz, saldırı  yapmış ve sistem çökmüştü!
 
*
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, düzenlediği basın toplantısında seçimlerin ikinci tura kalacağını söyledi.
“Birileri, erken davul zurna çalmaya başladı. Hiç kimse erken gelin güvey olmasın. Bir önceki basın toplantımızda da söyledik; cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kalmıştır, gözüken tablo budur “dedi. 
 
*
Ne denirse densin! Artık Anadolu Ajansı verileri geçerliydi.
CHP adayı Muharrem İnce, ertesi gün düzenlediği basın toplantısında seçim sonuçlarını kabul ettiğini,
Kendilerine ulaşan tutanaklar ile YSK sonuçları arasında “anlamlı bir fark olmadığını” söyledi.
“Oy çalmışlar mıdır, evet çalmışlardır. 10 milyon çalmışlar mıdır? Hayır. Seçimin sonucunu kabul ediyorum” dedi…
 
*
AKP Sözcüsü Mahir Ünal, herhangi bir şaibenin olmasının mümkün olmadığını ve devlet kurumlarına yönelik “ağır tahriklerin” kabul edilemez olduğunu söyledi.
“Sandıkta tecelli edecek milli irade herkesin kabulüdür. AA ve YSK üzerinden oluşturulan iftiralar kabul edilebilir değil”dedi. 
 
*
31 Mart 2019 yerel seçimlerinde de bilhassa İstanbul seçim sonuçlarının açıklanmasında  benzeri gelişmeler yaşandı.
İlk veriler açıklandığında AKP’nin ipi göğüsleyeceği görüşü hakimdi.
Ancak ilerleyen saatlerde sandıklar açıldıkça fark hızla eridi ve puanlar eşitlendi.  
Aniden AA, İstanbul’da açılan sandık sayısını duyurmayı saat 23.30 itibariyle yüzde 98.8’de bıraktı.
O anlarda Binali Yıldırım önde görünüyordu
Hatta Binali Yıldırım o anlarda “kazandık” açıklamasını yaptı!
 
*
Saatler geçti Anadolu Ajansı’nda veri değişmedi.
Çünkü bu defa Anadolu Ajansı’nın Bilgi İşlem Merkezi çökertilmişti.  
YSK Başkanı gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Bir veri karmaşasının olduğuyla ilgili soruya,
“Anadolu Ajansı benim müşterim değil. Benden veri almıyor. Nereden alıyor bilmiyorum. AA akşam 90’ları gösterdiğinde ben sistemi daha yeni  tarayıp veri girmeye başlamıştım. Dolayısıyla ben Anadolu Ajansına herhangi bir bilgi servisi yapmıyorum. Benim üzerimden bir polemik yaratılmasın” yanıtı verdi.
 
*
Ertesi gün saat 08.00 ajanslar YSK’ya dayanarak sandıkların yüzde 99.69’unun açıldığın bildiriyor,
YSK’nın internet sitesindeki veriler Ekrem İmamoğlu’nu yüzde 48,80,  Binalı Yıldırım’ı yüzde 48,48 oy oranında gösteriyordu.  
Aynı saatlerde  Anadolu Ajansı’nın geçtiği verilerde açılan sandık sayısı oranı halen yüzde 98.8’deydi…
 
*
Erdoğan o gün bugün “Cevap çok basit, Oyları Çaldılar” diyor.
Aslında şapka düşmüş kel görünmüştür!
Çalınmadan kastı, Ajansın Bilgi İşlem Merkezinin çökertilmesidir.
Sistem çökertilmeseydi, oylar esas o zaman çalınmış olacaktı…
 
*
Türkiye garip bir ülke haline gelmiştir.
Burada yedi düvelin bildiği yavuz hırsızlar “Hırsız Vaaar” diye bağırıyor…
Üstelik 31 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen İmamoğlu’nun önünü seçimi iptal ettirerek kesiyor. 
 
*
Erdoğan, “23 Haziran’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini yüzde 100 kazanacağız” diyor.
Siber saldırı konusu,  teknoloji geliştikçe Türkiye’de de karmaşıklaşmış,
Türk toplumu bu karmaşıklığın yarattığı  entelektüel zorluklarla kuşatılmıştır.
 
*
Bu yüzden siber saldırılardan korkuyor ve yıkıcı sonuçlarıyla karşı karşıya kalıyoruz.
Çünkü bununla ilgili sorular sormaya daha yeni başlıyoruz…
 
18. 5. 2019

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.