Kıbrıs Rum tarafı üye olmamasına rağmen, NATO’da komutanlık devir teslim törenine davet edildi.
Törendeki Türk diplomatlar ve subaylar bu durumu protesto etmek için töreni terk etti.
Türk Dışişleri Bakanlığı, “NATO makamlarını, ittifak yapılarının kollektif kararlarına uygun biçimde davranmaya çağırıyoruz” açıklamasında bulundu…  
 
*
Kıbrıs’ın statüsü ile ilgili müzakereler Ağustos 2014′ te başladı.
Anlaşma’nın siyasi eşitlik temelinde iki toplumlu, iki bölgeli federasyona dayalı olması,
Birleşik Kıbrıs’ın  BM ve AB üyesi olarak tek uluslararası hukuki kimliğe ve Kıbrıslı Türkler ile Rumların eşit ve tek egemenliğe sahip olması,
Birleşik Kıbrıs Federasyonunun iki tarafta eşzamanlı yer alacak referandumda onaylanması sonucu ortaya çıkması,
Federal Anayasa’nın Birleşik Kıbrıs’ın iki eşit statüye sahip iki kurucu devletten oluşacağını belirtmesi ve bunu güvence altına alması esas alındı.
 
*
Zamanla taraflar arasında Garantiler ve Ülke Güvenliği: Yönetim ve Güç Paylaşımı:
Ekonomi ve AB ile ilişkiler : Mülkiyet : Harita ve Yüzdelikler : Toprak ve Güvenlikler başlıklarında muhtelif anlaşmazlıklar oluştu.
 
*
Mesela Kıbrıs, NATO’nun geleceğini belirleyen Stratejik Konsept Belgesinde önemli bir stratejik merkezdir.
Hem Türkiye, hem mevcut iki devletli haliyle Kıbrıs;  NATO Stratejik Konsept Belgesinde “AB üyesi olmayan NATO ülkesi” olarak anılıyor.
Çünkü Türkiye, NATO’nun AB üyesi olmayan bir müttefiki olarak Avrupa güvenliğine katkısı için öncelikle Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına dahil edilmesi gerektiğini savunuyor.
Fakat AB üyesi Kıbrıs Rum Yönetimi Türkiye’nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına girmesini, Türkiye de Kıbrıs’ın NATO’ya girmesini engelliyor…
Ve bu durum NATO için sorun teşkil ediyor.  
Bu karmaşanın ancak Kıbrıs Türk ve Rum kesimlerinin birleşme şartlarında anlaşmaları halinde,
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin NATO’ya, Türkiye’nin Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasına üye olmasıyla çözülmesi mümkündür…
*
Kıbrıs’ın statüsü her geçen gün daha önem kazanıyor. 
Çünkü 20 Mart’ta Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs liderleri ile ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo  Kudüs’te bir dizi çok taraflı sorunu tartıştılar.
Doğal gazın Doğu Akdeniz’deki su altı kaynaklarından Avrupa’daki ara bağlantılara taşınması projesi olan EastMed boru hattına resmi destek verdiler.
Verilen destek üç Doğu Akdeniz ülkesi arasındaki enerji ilişkisini sağlamlaştırdı.
 
*
Üç ülke ve ABD, birlikte Doğu Akdeniz’de İsrail kıyılarındaki Tamar  ve  Leviathan, Kıbrıs’ta Afrodit ve ve Calypso gaz alanlarındaki devasa doğal gaz rezervleri,
Ve dünyada enerjide yaşanan gelişmelerden;
2040’dan itibaren dünya enerji talebinin üçte birinin Asya kıtasına ait olacağı,
Bu durumda Orta Doğu ve Rusya’nın enerji kaynaklarını daha çok Asya’ya ulaştıracağı,
Enerji üretim sektörünün birincil enerji kaynaklarının yüzde 75 kadarını kullanacağı, 
Böylece  ulaştırmanın payı ve ulaştırmada elektrikli araçların kullanımının hızla artması sonucunda petrol kullanımının azalacağı,
Petrol ve doğal gazın en çok elektrik üretiminde kullanılacağı,  
Üstelik enerjinin yüzde 85’inin yenilenebilir kaynaklardan ve doğal gazdan üretileceği bir projeksiyonda,
Hayatı  değiştirecek  işbu yepyeni enerji durumundan yararlanmaya çalışıyorlar…
 
*
Türkiye’nin de bu alanda geleceğini nasıl şekillendireceğine karar vermesi gerekiyor.   
Öncelikle Türkiye’nin; Erdoğan’ın  Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’de artan müdahalelerinin bölgedeki devletleri ciddi biçimde etkilediğini, 
Bu ülkelerin Türkiye’yi etkisiz kılmak için çok taraflı mekanizmalar kurarak güçlendiklerini görmesi,
Bölgeye Erdoğan’ın  vizyonu ötesinde daha farklı bakması ve değerlendirmesi gerekiyor.
 
*
Çünkü diğer ülkelerin Erdoğan’ın hegemonik hırslarına meydan okumak ve egemenliklerin korunması konusunda ortak çıkarları bulunuyor.
Bu oyuncular çıkarlarını korumak için ABD rehberliğinde uyumlu bir plan oluşturuyor.  
İşte ABD, kuzey Suriye’de hidrokarbon kaynakları çıkarları için  Kürtlere,
Doğu Akdeniz boru hattı projesi – Eastmed  çıkarları için Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs’a büyük destek veriyor.
 
*
Çünkü Eastmed Ortaklığı Güney Kıbrıs, İsrail, Mısır, Yunanistan, ABD ve AB’nin  ekonomik ve diplomatik çıkarları için kritik öneme sahiptir.
Bu yüzden  ne pahasına olursa olsun korunmasına önem veriliyor, diplomatik bağlar geliştiriliyor ve ortaklık militarize oluyor.
Kürtler, Kuzey Suriye’deki güçlerini gittikçe daha fazla sağlamlaştırırken,
ABD ve İsrail’in, Irak Kürdistanı ile Rojava  arasında olası bir barış anlaşması ya da işbirliği mekanizmasına aracılık etmesi  planlanıyor. 
 
*
Kürt savaşçıların  Türkiye  ve İran’ın  “direniş ekseni” diplomasinin başarısız olması durumunda caydırma kabiliyetlerinin arttırılması yönünde adımlar atılıyor…
Böylece Kürtler, İran ve Türkiye’ye karşı korunurken İsrail’i ve bölgedeki Arap müttefiklerini ve ABD askeri üslerini de koruyacaktır.
Kürtler ve İsrail, Doğu Akdeniz’den Yunanistan ve İtalya’ya hidrokarbon tedarik ederek İran’ın yerini de kolayca alabileceklerdir.
İsrail MEGED petrol alanını ve Golan’daki kaynakları, Kürtler  ise  kontrol ettikleri  Suriye ve Irak’ın kuzeyindeki geniş petrol kaynaklarını Eastmed’e ekledikleri taktirde;
Bu adım  onların hem zenginleşmesine hem de Yunanistan ve İtalya ile diplomatik ilişkilerin geliştirecek olan Kürdistan’ın istikrarına yol açacaktır.
 
*
Erdoğan hegemonik hırslarıyla bir sonsuz savaş sürdürürken, 
Bu yanlış politika hem diğer oyuncuların art niyetine hem de Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ın   bölgedeki haklarından mahrum bırakılmasına yol açıyor.. 
Türkiye’nin bu engelleri aşması için öncelikle demokratikleşmesi, üretimi esas alan bir hukuk yapısı ve eğitim sistemini  acilen değiştirmesi gerekiyor.
 
*
Ama daha kararlı duruşun ilk gösterileceği alan dış politikadır.
Erdoğan’ın dış politikası terkedilip  Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” ilkesini şiar edinen bir dış politika ile Türkiye’nin  bölgedeki komşuları ile sorunlarını  “barış” esaslı çözmesi,
Yanı sıra uluslararası hukuktan doğan tüm haklarını sonuna kadar kullanarak Doğu Akdeniz’deki çıkarlara ortak olunması gerekiyor.
 
*
NATO’nun Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı’nda  düzenlenen devir teslim töreninde,
Üye olmamasına rağmen  Rumların davet edilmesine, Türkiye’nin töreni terk ederek tepki göstermesi,
Sonuçsuz ve değersiz bir retoriğe yol açmaktan ileri gitmiyor.
 
*
Ya, NATO bu hamle ile Türkiye’yi ikaz etmişse ?

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.