Türkiye ekonomisi yanlış ve yönlendirilebilir bilgiye açık bir dönemden geçiyor.
Faizler yüzde  25 seviyelerinde seyrettiği için sıcak para girişi azalmıyor.
Mevduatlarda yabancı para ağırlığı artıyor, sıcak para tekrar zirveye tırmanıyor ve dolarizasyon artıyor.
    
*
Sıcak para  kısa vadeli işlemleri tercih ediyor.
Gelirken gitmeyi düşünüyor. 
Giderken getirdiği parayı ve elde ettiği yüksek geliri hemen dövize çevirip çeviremeyeceğinden emin olmak istiyor.
Bunu yapamazsa ne kadar yüksek gelir elde ederse etsin Türk Lirasının işine yaramayacağını iyi biliyor.  
 
*
Bu yüzden sıcak para ilk olarak merkez bankasının döviz rezervlerine bakıyor…
Brüt ve net olarak rakamları öğrenmek istiyor.
Azalırsa neden azaldığını, kendisine olumsuz bir etkisi olup olmayacağını anlamaya çalışıyor.  
 
*
Türkiye’de ekonomik faaliyetlerin dörtte biri kadar sıcak para  ekonomiyi etkiliyor.
Bunun parasal karşılığının 183,5 milyar dolar olduğu hesaplanıyor… 
 
*
Birkaç hafta önce Londra’da swap (takas) piyasalarında yaşananların etkisi hâlâ sıcaktır.  
Onun etkisi sürerken şimdi gündemi T.C. Merkez Bankası’nın rezervleri oluşturuyor.
19 Nisan’da  Merkez Bankası’nın net uluslararası rezervlerinin 26.9 milyar dolara geriledi..  
Bu durumun piyasada rezervin artmasını engelleyen başka bir işlem olduğu görüşüne yol açtı.
Merkez Bankası’nın bir an evvel konuya açıklık getirmesi gerektiği belirtirdi.  
 
*
Şeffaflığı ve hesap verilebildiği ilke edinen her merkez bankasının yapması gereken şey;  
Piyasalar ve karar alıcıların tepki vermesinden önce açıklayıcı bir bilgi sunmasıdır.
Çünkü rezervlerdeki bu gelişmeler Türk lirasında  baskı yaratıyor.
 
*
Ne ki, Merkez Bankası  hafta içinde yılın ikinci enflasyon raporunun tanıtımına ilişkin düzenlediği  basın toplantısında,
Net uluslararası rezervlerinin 26.9 milyar dolara gerilemesinin nedenini açıklamadı!..  
Aslında bu sorunun cevabını herkes biliyordu.
Merkez Bankası eksilen rezervindeki parayı kamu bankalarına geçiriyor,
Onlar da piyasada satıp doları düşürmeye çalışıyordu.
 
*
Merkez bankalarının bağımsızlığı dünya genelinde giderek daha fazla risk altına giriyor.
ABD’de, potansiyel aday Herman Cain’in sert bir muhalefet karşısında çekilmesinden sonra bile,
Başkan D.Trump’ın Federal Rezerv’e siyasi müttefiklerini aday göstermeyi  planladığı bildiriliyor…
 
İtalya’da hükümet Banca Italia’nın kontrolünü ele geçirmeyi önerdi.
Banca Italia’nın harcama planlarını finanse etmek için kullanacağı,
Yaklaşık 100 milyar ABD doları tutarındaki altın rezervini ve merkez bankasının bağımsızlığını tehdit etti.
 
*
Türkiye, İngiltere, Hindistan ve diğer birçok ülkede hükümetler ve milletvekilleri de,
Ekonomiyi  kanıtlara ve verilere dayanarak değil siyasi amaçlarına göre yönetmek için,
Merkez bankasının tek başına bırakılması gerektiği fikrini sürekli olarak işliyorlar.
Bu birçok yazarı da merkez bankasının bağımsızlığı kavramına veda yorumları yazmaya motive ediyor…
 
*
Halbuki para politikasının bağımsız bir merkez bankasının kararlarına bırakmak,
Kararları popülist idealler yerine kanıtlara ve verilere dayandırmak,
Güçlü bir ekonominin gereği olan enflasyonun düşürülmesine ve ekonomik istikrarın artmasına yol açıyor. 
 
*
Çünkü politik karışıklık çok ağır bir fiyat etiketi ile geliyor.
Yatırımcılar ve vatandaşların  güvendiği sağlam bir merkez bankası oluşturmak inanılmaz zor olsa da;
Bankanın kredibilitesi yıprandıktan sonra bunu sağlamak daha zordur .
 
*
Politikacıların merkez bankası üzerinde kontrol sahibi olmak istemelerinin en önemli nedeni  kolay kredi vaadidir.
Merkez Bankaları kanun koyuculara en azından kısa vadede, düşük faiz oranlarıyla,
Yani ucuz parayla  iş yaratma ve büyümeyi hızlandırma yolunu sağlayan güçlü bir kurumdur.
Sınırsız ekonomik refah vaadiyle dünyanın dört bir yanında iktidarda olan popülist hükümetler bu olanağı kullanıyor…
 
*
Bu yüzden kanıtlara ve verilere dayanmadan faiz oranları  düşürülüyor.
Ayrıca merkez bankaları teknik olarak nakit basmasalar bile temel olarak zayıf ekonomik vasatta para yaratabilirler.
Böylece hükümetler muhtemelen bütçe açığını doldurabilir ve yeni harcama programlarını finanse edebilirler.
Muhtemelen Seçim Günü’nde de daha fazla oy alabilirler!
 
*
Ekonomistler elbette bu tür siyasi baskılara dayanma ve ekonominin finansal yönünü tutarlı bir şekilde parasal güvenilirlik  olarak yönlendirmede yetkindirler.
Ne ki, faiz oranlarını manipüle etmek ya da  para politikasının politika kazancı üzerindeki kontrol kazanma girişimleri bu güvenilirliği zayıflatıyor…
 
*
Bir hükümetin merkez bankasına karışınca ne olabileceğini gösteren işte bir kaç örnek:
1971’de ABD Başkanı Richard Nixon, Federal Rezerv Başkanı Arthur Burns’e;
Ekonomiyi hızlandırmak ve ertesi yıl yeniden seçilmesine yardımcı olmak üzere  faiz oranlarını düşürmesi için baskı yaptı
Ancak düşük faiz oranları 1970’lerde çift haneli enflasyonu artırmaya yardımcı oldu ve  ABD dolarının değerini düşürdü.
Amerikalılar Nixon’ın kazandığı zafer için acı bir bedel ödedi.
Federal Rezerv’in faiz oranları yükselmeye başladı ve Amerikalılar  bu yükselen fiyatlarla mücadele etmeye çabalarken ekonomide iki kez durgunluk yaşandı.
 
*
Para politikasına yapılan politik müdahaleler;
Hükümetlere ve özel sektöre fon sağlamak için uluslararası yatırımcılara büyük ölçüde güvenen ülkelerde daha da kötü etkilere neden oluyor.
Macaristan’ın 2011’de merkez bankasının bağımsızlığını iptal etme kararı;
Para birimi olan  Macar Forinti’nin  düşük seviyelere düşmesine, ekonominin resesyona girmesine neden olurken ülkeyi temerrüdün eşiğine getirdi.
 
*
Türkiye’de aslında mesleği İmam olan R.T. Erdoğan, defalarca İslamcılık damarıyla “faiz oranlarını tüm kötülüklerin anası” olduğu söylemi ile Merkez Bankasına saldırdı.
Düşük faiz oranları için popüler bir baskıyı harekete geçirmek girişiminde bulundu.
Her defasında Türk lirası üzerinde ve  ülkenin finansal piyasalarında ekonomik kargaşaya yol açtı.
 
*
Oysai politik karışmanın sonuçlarını geri almak,
Merkez Bankasına ve ülkenin para birimlerine olan inancı yeniden kazanmak,
Çoğu zaman acı veren  bir  ekonomik durgunluğa yol açıyor.
 
*
1980’lerde FED Başkanı Paul Volcker, bankanın kredibilitesini geri kazanmak ve enflasyonu kontrol almaya çalışırken,
ABD ekonomisii iki kez durgunluğa girdi, bu süreçte FED faiz oranlarını yüzde 20’ye yükseltti .
Türkiye Merkez Bankası da liradaki spekülatif saldırıları telafi etmek ve kredibilitesine bağlı kalmak için faiz oranlarını yüzde 24’e çıkardı.
Sonuç olarak Türkiye ekonomisi durgunluktadır ve Türk halkı acı çekiyor.
 
*
Açıkça söylemek gerekirse: Merkez bankalarına politik olarak karışmak, inanılmaz derecede kötü ve tehlikeli bir fikirdir.
 
*
Türkiye’nin dış borç stoku, 2018 sonunda 445 milyar dolardır.
Dış borçların yüzde 67’si 298,4 milyar dolarla özel sektöründür.
Yaşadığım küçücük Ayvalık’ta, Belediye’nin taktığı borç 285.242.735 TL’dir.

4. 5. 2019

Sohbete katılın

2 yorum

  1. Sen bir de şurdan Azerbaycana giden paralara baksana. Sıçar mıçar diye. Bizim ki parayı Aliyevden alıyor.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.