Ne yaparsanız yapın bir işçinin emeğini asla ödeyemezsiniz…

Bütün komşularımızla düşman oldunuz,tarım ve hayvancılık bitirdiniz,ekonomi dibe vurdu ve bir türlü hayatı yaşanır kılamadınız. Artık dövizin yükselmesini engelleyemez duruma geldiniz.
 Sokaktaki insan Televizyonlardaki söylemlerden bıktı,pazara çıktığında neden sepetinin dolmadığını düşünüyor.Önümüz Ramazan her şey ateş pahası.
Hazineyi boşaldığından ne yapacağınızı bilemiyorsunuz.
 Sadece büyük binalar,AVM ler,kimsenin geçemediği köprüler yapmakla büyüme olmayacağını öğrendiniz mi,yoksa halkı ve kendinizi böyle mi kandırıyorsunuz.
Gelin siz vazgeçin emek çekmeden,onun bunun sırtından geçinmeyi düşünmekten. Onurlu insanlar; Alın teri ile kazanır ve alın teri ile kazananların yanında dururlar.
Her yıl bir Taksim yasağı dır gider.! Mayıs siyasi bir olay değildir,emeğin,emekçinin hakkını savunduğu,insanlar bir araya gelip halaylar çekip eğlendiği bir gündür.
Sizi korkutan bunlar değil.Okuyan,düşünen insanların hakkını yedirmemesi.Öyle alışmışsınız ki hak yemeye,adil olmak,haklının hakkını vermek çok zor geliyor.
 
Bileğinin hakkıyla seçimi kazandı İmamoğlu,bu sefer hile yapamadınız diye ne yapacağınızı şaşırdınız.Verin insanların hakkını.
 Ülkeme Barış gelsin artık.Halkı bölük pörçük,birbirine düşman ettiğiniz yetmedi mi?
 Yoksa onur yoksunu insanlar gibi,onursuz kazanç ile yaşamayı seçmekten vazgeçmeyecek misiniz?
Sarper Özsan nasıl yazmış bakın 1 Mayıs Marşını;
“1974’te Ankara Sanat Tiyatrosu (AST), Maksim Gorki’nin ‘Ana’ romanından Bertolt Brecht tarafından aynı adla uyarlanan tiyatro oyununu sahneye koyacaktı. Oyunun müziklerini benim yapmam istendi.Oyunda birçok yerde müzik vardı ve bunların sözleri Brecht tarafından yazılmıştı.Sadece bir sahne, 1 Mayıs 1905 (Rusya’daki Kanlı Pazar) sahnesi, için hiç söz yazılmamıştı. O sahneyle ilgili Brecht şu notu düşmüştü: ‘işçiler marş söyleyerek sahneye girerler’.
Bu sahne için bir marş kullanmak gerekiyordu.
Bir marş yazma ihtiyacı hissettim hem sözlerini hem bestesini hazırladım ve böylece 1 Mayıs marşı ortaya çıktı.
AST oyunu devrimci bir ruhla sahneledi ve bundan sonra da marş, oyunun sınırlarını aştı.1976’da da artık büyük meydanlarda söylenen bir marşa dönüşmüştü.”
1 Mayıs 1977’de de Taksim Meydanı’nın bu marşı okudular…

Bugün 1 Mayıs Marşı’nı yine Taksim Meydanı’nda söyleyebilmeli insanlar…

Aslında korkmakta çok haklısınız  çünkü uyanış başladı ama sırf iktidarda kalabilmek için hakkıyla seçimi kazanan insanlara ve ailesine iğrenç iftiralarda bulunacak,ya da muhalefet partisi liderine linç girişiminde bulunacak  kadar alçalmayın…
Köpek bile sahibine ihanet etmezken,ülkeni,namusunu kurtaran adama karşı vefa duymak yerine; bazı kanı bozuk,sütü bozuklar çirkin bir şekilde saldırıyor ve devletin başındakiler de buna seyirci kalıyor.
Biraz edep beyler …Hanımlar…Edep…Kendinize gelin ve haddinizi bilin…
Televizyonlarda  bütün gün diziler ve eğlence programlarıyla halkı uyuşturup, istediğini elde eden,halkın ağzına bir parmak bal sürüp, ülkeyi ekonomik köleliğe mahkum edenlerin hiç mi vicdanı sızlamıyor! Onlar bu ülkenin evladı değil mi?
Hiç mi aklınıza gelmiyor bir gün kendi kazdığınız kuyuya düşebileceğiniz!
Yaptığı işten ücret dışında bir şey alamayan insan, bence en acınacak insandır.” (Edna Kerr)
Ne yaparsanız yapın onun sanatçısı olun, sokak süpürgecisi de olsanız, onun Picasso’su olun.” (Martin Luther King)
”Seveceğin bir iş seçersen, yaşamında bir gün bile çalışmış olmazsın.” (Confucius)
Ne zaman bitecek insanın insana zulmü?Nasıl sona erecek insanın insanı sömürmesi?
Yetmedi mi bu uğurda dökülen kanlar,yitirilen canlar…
İnsanca yaşamayı istemek,çocuklarının karnını doyurabilmek,en temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek neden suç bu dünyada?
Aklı başında mantıklı bir insan çok fazla bir şey istemez bu hayattan.Bir işi olsun
,emeğinin karşılığını alabilsin,başını sokacak bir yuvası olsun,çoluk çocuğunu harama el uzatmadan insanca yaşatabilsin…
 Bu devran böyle gelmiş;Böyle gider mi dersiniz…Gitmez…Gitmemeli…
 
1880′li yıllarda , beden gücü kullanılıyordu ve çalışma şartları çok kötüydü.Gözü bir türlü doymayan patronlar özellikle küçük çocukları karın tokluğuna ve günde 15 saate yakın çalıştırıyordu.
 Şirketler durmadan büyürken , işçilerin güvenliği, sağlığı, örgütlenme ve grev gibi en temel hakları gözardı ediliyordu.
 1881 de yarım milyon işçiyi temsilen ”Örgütlü Meslek ve Emek Birlikleri Federasyonu” kuruldu ve “8 saatlik iş günü” mücadelesini başlattı.
 ABD’nin Şikago kentinde 40 bin tekstil işçisi bir eylem başlattı ama bu eylem kanla bastırıldı.Yine bir fabrikada günde 8 saat çalışmak için greve giden,1.400 kişi işten atıldı. Bu tarihlerde greve gidenlere ateş açıldı ve 4 işçi öldü.
Bu saldırılar işçileri daha da yüreklendirdi ve mücadele gücü kazandırdı.ABD ve Kanada’da sendikalar haklı mücadeleleri için, 1 Mayıs 1886′da 350 bin işçiyi greve başlattı.
İşverenler böyle bir kararlılıkla ilk defa karşılaşıyordu. Bu ülkelerde hayat durdu. Işçiler kendi güçlerinin farkına varmışlardı. İşçilerin birleşmeye başladığını gören işverenler grev kırmak için sokak çeteleriyle anlaştı. Çetelerle birlikte polis de işçilere saldırdı.Pek çok işçi öldürüldü. Sanki karşılarında kanlı katiller vardı.
 Hükümet ve işverenler birleşerek, sert önlemler almaya başladılar. İşten çıkarmaya ve baskı kurmaya devam ettiler.Bu da yetmedi olayları başlattığını düşündükleri 8 işçiyi idam cezasına çarptırdılar.
Albert PERSONS, Adolph FISCHER, George ENGEL ve August SPIES idi.

1 Mayis 1886 da 8 saatlik işgücü için mücadele verdiler diye, idam edildiler. 

 Albert PERSONS’na eğer özür dilerse affedileceği söylendi.Bunun üzerine bu işçi mahkeme karşısında “Bütün dünya biliyor suçsuz olduğumu, eğer asılırsam cani olduğumdan değil, emekçi olduğumdan asılacağım”dedi.
 Cenaze törenlerine 100 binlerce insan katıldı. ABD’de gerçekleşen bu olaylar dünya işçi örgütlerini harekete geçirdi. II. Enternasyonal 1889′da Paris’teki kongrede, Amerika’daki işçileri desteklemek için, dünya çapında eylemler düzenledi.
1890′nin 1 Mayıs’ından itibaren,”Ulusal Birlik, Mücadele ve dayanışma Günü” olarak kabul edildi.
  Böyle gitmesin artık bu devran,dönsün ve hak yerini bulsun…İnsanoğlu çok şey istemiyor,sadece insanca yaşamak…Kimler ve neden alıyorsunuz bu hakki ellerinden…
Patron da kazansın işçi de,bu o kadar zor değil ki…Kazandığının yarısını bile işçine versen o da insanca yaşasa ve sende yüzde beş yüz yerine yüzde elli kazansan namusunla,kul hakkı yemeden,helal tarafından olmaz mı!
 Hem sen hala fabrika üstüne fabrika açmaya devam edersin,hem işçin insanca yaşar, hem de çocuklarının boğazından helal lokma geçer.
En önemlisi de çocuklarının yüzüne utanmadan bakabilir,başını yastığa koyduğunda huzurla uyuyabilirsin…
 Ne yazık ki hükümetler de zenginleri destekler,hiçbir zaman işçinin ve emekçinin yanında yer almazlar.Çünkü o para babaları seçim zamanı açar kesenin ağzını,kaz gelecek yerden tavuk esirgemez,seçmenin ağzına bir parmak bal sürer,çeşitli vaatlerle istediğini seçtirir ve seçilenleri de kukla gibi oynatır kendi menfaatleri doğrultusunda…
İşte bu nedenledir ki eğitim sistemleri değiştirilmez,belli bir zümrenin eğitimine dönük sistemler yerleştirilir,halkın büyük bir kesimi cahil bırakılır ki,istedikleri gibi yönetebilsinler…
 Soma’da yaşananlardan hiç mi ders almadı kimse!
 Dini istedikleri gibi kullanıp,insanları sömürenlere bir çift sözüm var;günahtır ,ayıptır safsatalarıyla insanları kandırırken,İslamin Beş Şartı’ndan bir tanesinin zekat olduğunu, “zenginlerin,malının kırk da birini,yoksullara zekat olarak verme”si gerektiğini hatırlatırım.Hani müslüman geçiniyorsunuz ya…
 Artık Bir Mayıs İşçi Bayramı diye bir bayram kutlamayalım,hakça ,adaletli bir şekilde paylaşalım ve birlikte mutlu olarak,kavgasız döğüşsüz yaşayalım…
Yıllarca eğitim almış,hak-hukuk-adalet kavramları gelişmiş insanlara sesleniyorum;
Lütfen artık,ben ben ben demekten vazgeçin,egolarınıza yenik düşmeyin,biz olmayı öğrenin…Eğer biz demeyi ve paylaşmayı öğrenemezsek,sonunda kendi yarattığımız bu kan gölünde hepimiz boğulup gideceğiz.
 İnşallah bir gün haklarını aradığımız değil,almış emekçilerin Taksim de 1 Mayıs da Bayram halayları çekeceği günler gelecektir…
 Çocuk yaşta çalışmak zorunda bırakılıp,çocuklarını kaybeden annelerin,evine bir ekmek götürebilmek için kötü koşullarda çalışan babasını kaybeden çocukların değil,hakça çalışıp,hakkını alan,emeğin ve kazancın hakça paylaşılacağı günler yakındır.
 Ülkemize bahar geldi.Güneş ufuktan yakında doğar…
Dünya İşçi ve Emekçiler Günü’nde herkesin keyif aldığı ve emeğinin karşılığını alabildiği bir işte çalışacağı günlere…

 

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.