Kategoriler
Prof. Dr. A. Yalçınkaya

Ermeni Soykırım İddialarında Yeni Dönem mi?

Ermeni Soykırım İddialarında Yeni Dönem mi?

 

Alaeddin Yalçınkaya

Her sene Nisan ayında soykırım sektörü yeniden hareketlenmektedir. Ermeni soykırım iddiaları kapsamında yeni ülkeler veya kuruluşlar hedefe konur yahut aynı ülkelerin, bilinen yalanları yeni pozisyonlarla, farklı formatlarla zihinlere nakşetme stratejisi uygulanır. Bu sene de özde farklı bir şey olmadığı halde başta Fransa Cumhurbaşkanının câhilâne çıkışı olmak üzere bazı gelişmeler dikkate alınarak “yeni bir döneme mi giriliyor?” endişesi gündeme geldi.

Bu yazının konusu ihmalleri, umursamazlıkarı, dezenfermasyon bombardımanına karşın doğruların yeterince işlenmemesini hafife almak değildir. Başta diplomatik personel olmak üzere akademsiyenlerin, eğitimcilerin bu alandaki bilgisizliklerine karşı gerekli stratejinin ve programın gündemde olmamasını meşru kılmak hiç değildir. Bununla beraber soykırımcı sektörlerin bir bakıma oyununa gelmek anlamına gelen “herkes iftiralara inandı” türünden felaket tellallığının gereksizliğine işaret ediyorum.

Kamu diplomasisinin önemli ayaklarından olan propagandanın ilk hedefi ülkenin kendi halkıdır. Ondan sonra dost ülkeler, tarafsızlar ve düşmanlar gelir. Bir konuda kendi halkını (diplomatlarını, akademisyenlerini, gazetecilerini, eğitimcilerini, aydınlarını….) kazanan ülke diğer aşamalar için geniş bir ordu hazırlamış demektir. Bu alan ihmal edildiğinde kulis faaliyetleri için geniş bütçe ayırmakla günü kurtarmak mümkün fakat bir sonraki sene lobi şirketlerinin daha yüklü fatura talepleri gelebilir. Hatta felaket tellalları, bazen bu tür kuruluşların servetlerine servet katma vasıtası olabilir.

Osmanlı Arşivleri tasnifi öncesinde, özellikle 1970’ler ve 1980’ler boyunca hemen her kesimde “acaba” ile başlayan endişeler vardı. Esasen cumhuriyeti yüceltmeyi “ecdada iftira” ile özdeşleştiren yanlış eğitim programlarının önemli sorumluluğu vardı. Ne zamanki Osmanlı Arşivleri tasnif edilmeye, araştırmaya açılmaya başlandı, hatta aynı konuda Rus, Amerikan, İngiliz ve diğer ülke arşivlerine de başvuruldu, büyük bir güven patlaması yaşandı. Hatta bu sevinç, propaganda, diplomasi, eğitim gibi alanlardaki teknik görevler konusunda ihmallere, rehavete yol açtı. 2019 itibariyle bu rehavetin sürdüğünü söyleyebiliriz.

Halen Dışişleri Bakanlığı personelinin önemli bir kısmının Ermeni soykırım iddiaları konusunda asgari bilgi, belge ile uluslararası mahkeme kararlarından habersiz olduklarını zaman zaman müşahade ediyoruz. Soykırım iftiralarının ana üssü durumundaki ABD arşivlerinden derlenen bilgilerin, her diplomatın çantasında, alanı ne olursa olsun her akademisyenin masasında  bulunması gerekmektedir. Bu alanda “tek kişilik ordu” unvanlı merhum Şükrü Server Aya’nın her lise veya üniversite öğrencisi, kademe kademe her sorumluluk mevkiindekine hitap edebilen broşür, kitapçık ve kitaplarının yeniden basılıp dağıtılması için daha fazla beklenmemelidir!

Bir asır önceyi ilgilendiren yalan ve iftiraların hedefi aslında günümüz siyaseti, ekonomisi ve beyinleri olduğunun henüz farkedilmediği önemli bir gerçektir. Buna karşın en büyük kabahati gereğinden fazla müsamaha ve afvetme olan ecdadımıza yönelik tam anlamıyla soykırım, ihanet, işkence ve tecavüzlerin hatırlanmaması, ders kitaplarından çıkarılması, tam tersi iftiraların zihinlerde makes bulmasına yol açmıştır. Tam da bu günlerde Van Akdamar kilisesinde devlet desteği ile ayinler düzenlenirken bir asır önce bu adada Müslüman kadınlara yönelik organize tecavüzlerin, çirkin muamaleden kurtulmak için gölde boğulmaların hiç gündeme getirilmemesi tarihe, bilime, hatta günümüzde son derece önemli olan kadın haklarına karşı umursamazlık ötesinde ayıp ve suçtur. Aynı ayıp ve suç örneğin Boşnak kadınların tecavüzcülerinin elini kolunu sallayarak dolaşabilmeleri için de geçerlidir.

Köln’de soykırımcı Ermeni anıtı dikilmesinin Türk gençlerince engellenmesi önemli bir başarıdır. Ancak bu gençlerimizin dahi gerçekler konusunda eksikleri bulunmaktadır. Heyecan ve eylem önemlidir, fakat bu değerler doğru bilgi ile beslenirse daha da kıymetlenir. Ermeni gençliğinin zihinlerine şırınga edilen yalanlara karşı asgari doğrular konusunda çocuklarımıza yeterli eğitimin verilmediği bir gerçektir. “Ermeni Soykırım İddiaları” konulu Altınbaş Üniversitesi’nde verdiğim konferansın soru-cevap faslında bir katılımcı, “Türkiye’de soykırım yapıldığını savunanların durumu”nu sordu. Ben cevap vermeden öğrenciler, mesela Fransa’da soykırım iddialarına karşı gerçekleri savunanların baskı, tehdit altında olduklarını, hatta can güvenliklerinin olmadığını örneklerle anlattılar.

Türkiye’de Ermeni soykırım iddialarını destekleyenleri düşündükçe ilginç gerçeklerle yüzleştim. Bildiğim örnekleri test ettiğimde soykırım iddiacılarının çok daha avantajlı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Gerçeklerin ortaya çıkması için nice emek sarfedilmiş, mesai harcanmış, nihayet son derece önemli bir eser olarak ortaya çıkmış birçok çalışmalar kenarda beklemektedir. Belgelere dayanan nice beyin ürünleri ancak saman kağıdı seviyesinde kitaplara basılabilmektedir. Nice yayıncılar ve müellifler cebinden katarak eserleri okuyucuya ulaştırabilmektedirler. Öte yandan ilkokul seviyesindekilerin dahi dikkatinden kaçmayan çarpıtma ve tahrifleriyle ünlü iftiracıların kitapları kuşe kağıdına basılabilmektedir. Belgelerle ve mahkeme kararlarıyla yüzleşmekten ısrarla kaçınan soykırımcı akademisyenler en gözde üniversitelerde kadro, hatta yöneticilikle ödüllendirildiğini bu soru üzerine farketmiş oldum. En azından reklamını yapmamak için buraya yazmayı uygun bulmadığım üniversite ve akademisyen isimlerini de katılımcılarla paylaştım.

Soğuk Savaş şartlarından uzaklaştıkça global güçlerin Türkiye üzerindeki hesaplarının değiştiği gerçektir. Suriye’de İsrail uydu devleti (Kürt değil) altyapı unsuru dururmundaki Ermeni taburu ayrı bir yazı konusudur. Ermeni toplumu, emperyalist hesaplarda yeniden piyon olmaya karşı çıkmalıdır. Suriye coğrafyasında bu tür kullanımların derin boyutları bulunmaktadır. Öte yandan aynı yalanların farklı formatlarla ortaya konmasına karşın eğitim, araştırma, bilgilendirme, kamu diplomasisi alanında yapılması gereken önemli işler bulunmaktadır. Her kademede bu görevler yerine getirilirken kazanımlar ve başarılar ile iftiracı çevrelerin birçok zeminlerdeki hezimetleri gümbür gümbür anlatılmalı, fakat son derece organize ve kararlı yalan ve iftira çevreleri karşısında ye’se kapılmamalıdır.

Öncevatan, 1 Mayıs 2019

alaeddinyalcinkaya@gmail.com

Yazar Alaeddin Yalçınkaya

Alaeddin Yalçınkaya, 1961'de Elazığ'da doğdu. Adapazarı Ozanlar Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. 1987-1996 yılları arasında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nde çalıştı. İ.Ü. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "Cemalettin Efgani ve Türk Siyasi Hayatı Üzerindeki Etkileri" konulu teziyle 1990’da Yüksek Lisans, “Sömürgecilik-Panislamizm Işığında Türkistan” başlıklı tezi ile 1995’te doktora eğitimini tamamladı. 1993-1994 yıllarında, New York Universty, Center for Middle Eastern Studies'de visiting scholor statüsüyle araştırmalarda bulundu. 1996’da Sakarya Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent, 2000 yılında doçent, 2007’de Profesör olan Yalçınkaya, 2013 yılından beri Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesidir. Yayınlanmış kitaplarından bazıları, "Yetmiş Yıllık Kriz: Sovyetler Birliği'nde Moskova - Türkler İlişkileri", "Almatı'dan Akmola'ya Kazakistanı'ın Başkenti", "Türk Cumhuriyetleri ve Petrol Boru Hatları", "Etnik Düğümlerden Küresel Kördüğüme Kafkasya'da Siyasi Gelişmeler" başlığını taşımaktadır. Yalçınkaya, Sakarya, Kocaeli, Bahçeşehir, Marmara üniversiteleri ile İstanbul, Şükrü Balcı Polis MYO'nda Uluslararası İlişkiler, Uluslararası Hukuk, Uluslararası Örgütler, Diplomatik Yazışma Teknikleri, Bölgesel Dış Politika, Türk Dünyası ve Kafkasya, İnsan Hakları Hukuku gibi alanlarda lisans ve lisansüstü seviyesinde dersler vermiştir/vermektedir. Evli ve iki çocuk babası olan Yalçınkaya, halen Marmara Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.