MAĞUSA LİMANI/ARAP ALİ AĞITI (3)

Hüseyin MÜMTAZ

 

“Mağusa Limanı” ya da diğer adıyla “Arap Ali Ağıtı” bir Türk halk destanıdır.

1943’te meyhanede dayak attığı İngiliz askerleri tarafından süngülenerek öldürülen Arap Ali’nin hikâyesini anlatır. Bu türkünün hikâyesi o dönem İngiliz baskısı altında olan insanların çektiği zulmün de bir temsilcisidir.

Öyle etkilidir ki, il-il/ülke-ülke sınırları aşarak neredeyse bütün Türk dünyasını saran/sarsan varyantları olmuştur.

Şevket Öznur’un etraflı araştırmasına göre Kıbrıs’ta üç ayrı varyantı; Türkiye’de ise Urfa, Antep, Silifke, Afyon, Aydın’da ve nihayet Kerkük ile Batı Trakya/Rodop’ta da neredeyse aynı kelimelerle bezenmiş diğer varyantları mevcuttur.

http://www.musikidergisi.net/?p=2537

Evet, “Mağusa limanı limandır, liman” ama son zamanlarda GaziMağusa hakkındaki rivayetler de hayli muhteliftir.

Amblemine “Otello Burcu”ndaki aslanı alan “Mağusa İnsiyatifi”nin sazı ele geçirmesinden sonra şehir kılık değiştirmiştir.

Önce “Gazi”si kalkmıştır Mağusa’nın… Sonra iki toplumlu/çok taraflı ilişkiler almış başını yürümüştür.

Bayan Kaymakam bile iki toplumlu koroda yer almış, konserlere katılmıştır.

(Niyazi’nin kızıllığına neden kızıyorsunuz?)

“İnsiyatif” sınır kalksın istemektedir. Bir de yetmez üç, beş, on kapı olsun istemektedir.

Kıbrıs’ta bakkala ekmek almaya bile arabayla gitme alışkanlığı olduğu için; Rum tarafına geçmek için bir saat uzaklıktaki Lefkoşa’ya ulaşmak yerine hemen oturdukları mahallede sokak başında yeni kapı isterler.

Yetmez; kontrolsüz, kimliksiz, kişiliksiz ellerini kollarını sallaya sallaya geçmek isterler. TÜRK’ün “T”sini küçük yazarlar.

Derinya’da askerî bölgedeki plaj halka açılır, “Neden Türklere serbest de Rumlara değil?” derler.

Ve nihayet “Mağusa TÜRK GÜCÜ”nün ismindeki “TÜRK” kelimesini kaldırıp Rum tarafında, Rum takımıyla maç yaparlar.

“Şu haber aynen, pabuç kadar fotoğrafla birlikte devletin resmi yayın organı olan BRT’de yayınlanmıştır;

‘Güney Kıbrıs’ı ziyaret eden Yunanistan Başbakanı Aleksis Tsipras, Kıbrıslı Türk ve Rum sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle Hilton Otel’de bir araya geldi. Toplantıya, Feminist Atölye adına aynı zamanda CTP-BG Lefkoşa Milletvekili olan Doğuş Derya, Mağusa İnisiyatifi’nden Dr. Okan Dağlı, Federal Kıbrıs İnisiyatif’ten Prof. Dr. Niyazi Kızılyürek, İki Toplumlu Kayıp Yakınları Örgütü’nden Hüseyin Akansoy, Tarihsel Diyalog ve Araştırma Derneği’nden Meltem Onurkan Samani ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Danışma Kurulu’ndan Doç. Dr. Biran Mertan ve bazı Rum sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı.

Toplantıyla ilgili BRT’ye değerlendirmede bulunan Mağusa İnisiyatifi Aktivisti Okan Dağlı, Tsipras’ın, kendisiyle yaşıt olan Kıbrıs sorununun artık çözümlenmesi gerektiğine vurgu yaptığını söyledi. Görüşmenin samimi bir ortamda geçtiğini belirten Okan Dağlı, toplantıda, katılımcıların görüşlerini aktarma fırsatı bulduğunu ifade etti. Dağlı, Yunanistan Başbakanı Aleksis Tsipras’ın Ada’daki sorunu Kıbrıslıların çözebileceğini belirttiğini de dile getirdi. Dağlı, Çipras’ın Mağusa’da kapalı Maraş nedeniyle insan yaşamadığını düşündüğünü de şu sözlerle anlattı. ‘Söylediklerime çok şaşırdı, Türklerin yaşadığı bugünkü Mağusa’ya davet ettim’…”

https://www.turkishnews.com/tr/content/2015/02/10/mutareke-lefkosasi/

Ve bütün bu rezillikler, kepazelikler yaşanırken Famagusta Triumvira’sının mangalda kül bırakmayan anlı şanlı ağır abileri/ablaları, üst düzey purofları çıt bile çıkarmaz, ortalıkta hiç görünmezler.

Devran döner,  akşam olur gün batar.

Derken efendim, MTG’nin ambleminin anıt/heykeli yapılır, “görkemli” bir törenle gordellâsı kesilip açılışı yapılır.

Bu sefer açılışta herkes kat/kravatlı ve bol gülücükle boy gösterir.

Açılışı yapılan anıt, “gara garga” heykelidir.

Bir tarafta “Otello Aslanı”, öbür tarafta karşısında “gara garga”.

Gazimağusa’nın hallerini görüyor musunuz?

Mağusa’nın, “Gazi” olmadan önce bir sürgün yeri olduğunu daha önce belirtmiştik.

İmparatorluğun “uzak”, ulaşılmaz, kuş uçmaz, gemi uğramaz bir köşesiydi.

İngiliz döneminde de aynı özelliğini korumuştu.

Birinci Dünya Savaşı günlerinde özellikle Çanakkale, Hicaz ve Kanal cephelerinde esir alınan Türk askerleri İngilizler tarafından, bugünkü Gülseren Kışlası’nın bulunduğu bölgedeki kampta muhafaza edilmiştir. Esir kampındaki Türk askerlerinin Anadolu’daki akrabalarıyla haberleşebilmeleri Mağusa’da yaşayan Türk balıkçıları ve kayıkçıları vasıtasıyla olmuştur.

Kampta ölenler için halen şehirde bir şehitlik bulunmaktadır.

1916-1925 yılları arasında esir kamplarında ve Kıbrıs’ın değişik bölgelerinde esir tutulan bu insanlar serbest bırakıldıktan sonra Kıbrıs’tan ayrılmayıp evlenerek Kıbrıslı Türklerle kaynaşmışlardır.

Gülseren Kışlası/Karakol (kampı), Osmanlı döneminde bu bölgede mevcut olan Karakoldan adını almaktadır. 1964 yılından sonra RMMO tarafından askeri eğitim merkezi haline dönüştürülmüştür. Rumlar kışlayı kullandıkları dönemde, kışlada bulunan üç ayrı binanın üzerine uzak mesafeden görülebilecek şekilde “Cesursan – Gel – Al” yazmışlardı. 15-17 Ağustos 1974’den sonra aynı binalara “Cesurum – Geldim – Aldım” yazılmıştır.

Elimde işte o kampın hikâyesini anlatan bir kitap var; “ÇANAKKALE, HİCAZ VE KANAL CEPHELERİNDEN KIBRIS KARAGULOS ESİR KAMPINA”. Rahmetli Suna Atun ve Bülent Fevzioğlu yazmışlar. (Mağusa Ocak 2015)

Tam anlamıyla bir “Mağusa sevdalısı” olan Suna Atun’un öncülük ettiği 400 sayfalık, belgelere dayalı bu kitap “kapı gibi” bir Kıbrıs kitabıdır.

(Rahmetli dedemin de henüz teğmen iken Çanakkale, Hicaz, Kanal’da çarpıştıktan sonra İngiliz’e esir düşüp bir süre Mısır Seydibeşir esir kampında kalmış olması nedeniyle; Mağusa’daki Çanakkale Şehitliği, dolayısı ile Mağusa’yla ayrı duygusal bir bağım vardır. Kitaba onun için özel bir ilgi duydum).

Adı sizi aldatmasın, kitap sadece “kamp”la ilgili değildir. Kıbrıs’la ilgili iki kelâm etmek isteyen herkesin mutlaka okuyup özümsemesi gereken geniş kapsamlı bir eserdir.

Yüzüncü sayfada ise ayrı bir sürpriz bekliyor okuyucuyu; “İsmet Kotak’ın Tarihsel röportajı”.

Rahmetli dostum İsmet Kotak’ın 1957 yılında henüz lise öğrencisi olduğu yıllarda; cephelerde esir alınan Türk askerlerinin Kıbrıs’a getirildikleri günleri gören yaşlı kişilerle yaptığı ve Namık Kemal Lisesi Dergisi’nde yayınladığı röportajlar.

(Atatürk’ün Kıbrıs’a gittiğini biliyor muydunuz? Nazım Beratlı’nın, bunu irdeleyen 376’ıncı sayfadaki “Mustafa Kemal’in Kıbrıs Ziyareti” konulu makalesi ayrı bir yazı konusu olacaktır).

Her ölüm erkendir ama şimdilerde Otello’nun aslanına sahip çıkanlar ile garagarga peşine düşenlerin çıkardıkları bunca şamataya bakınca Suna Atun ile İsmet Kotak’ın vakitsiz gittikleri düşüncesindeyim.

Yaptıklarına bakınca, yaşasalardı meydanı boş bırakmayacaklarına, “Gazi”mağusa’yı da bu hallere düşürmeyeceklerine inanıyorum.

Evet, “Mağusa Limanı limandır liman” ama eminim böyle eziyet görmemiştir.28.04.2019

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.