Ne demiş Ömer Hayyam:

“Hacı hoca olmuşsun, kaç para! / Hırka, tespih, post, seccade güzel / Ama Tanrı kanar mı bunlara?”

Şu ülkede “Hacı hoca” perdesi arkasında çevrilmedik dolap, oynanmadık oyun kalmadı. Saymakla, dökmekle bitmez. Şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemlerle halkı kandırıyorlar. Aldatıyorlar…

Denizi, gökyüzü, insanları ile şu ülke, şimdiye dek, bu kadar yolsuzluk, hırsızlık, yalan dolan, talan, sahtekârlık, acımasızlık, üçkâğıtçılık görmedi.

Hele hele böylesine utanmaz ve pişkin yöneticilere tarihinde rastlamadı.

Sandıktan çıkan rakamlar, seçim sonuçları belli olduğu halde, muhalefetin İstanbul’u açık seçik kazanmasına karşılık, çıkıp, “İstanbul’u biz kazandık” dediler.

Sokakları, caddeleri “Kazandık, İstanbul halkına teşekkür ederiz…” pankartları ile doldurdular… Sonra da “mazbatasını” isteyenlere dönüp, “Bu ne acelecilik” dediler…

Oyun içinde oyun… Sahtekârlık diz boyu.

Bugün, 2019 yılının, Mart ayının 7’si…

Belediye başkanları seçimlerinin üstünden tam bir hafta geçti… Hâlâ sonuçlar açıklanmadı. Seçim sonuçları kesinleşmedi…

Oysa her şey gün gibi ortada…

Ankara, İstanbul ve İzmir’i CHP’li belediye başkanları kazandı.

Ama hâlâ mazbatalarını alamadılar.

Hâlâ oylar sayılıyor.

Sayıyorlar. Sonucu beğenmiyorlar, bi daha sayıyorlar, bi daha sayıyorlar…

YSK bir seçim bölgesinde oyların sayımına karar veriyor, başka bir yerde yapılan itirazları reddediyor.

Özellikle de muhalefetin yaptığı başvuruları…

2014 yılında YSK, CHP’nin “Geçersiz oy” incelemesini reddetmişti. Ama 2019 yılında AKP’nin yaptığı başvuruların hemen hemen tümünü kabul etti.

Yapılan haksızlıklar, hukuksuzluklar, tüm çıplaklığı ile ortada. Saklısı, gizlisi kalmamış.  Dağlar gibi yığılmış…

İki kere ikinin dört etmesi kadar kesin belgelerle, seçim sonuçlarının belli olmasına karşın, adamlar yine de hiçbir şey olmamış gibi, büyük bir pişkinlik içerisinde diledikleri gibi hareket ediyorlar. İstedikleri gibi davranıyorlar…

Aslında bütün bu yaşananları bir tek şeye bağlamak gerek: İktidar bu seçimde hazırlıksız yakalandı.

Çünkü İstanbul’u yeniden almak onlar için çantada keklikti. Ama ummadıkları bişey oldu. Karşılarına “adam gibi adam”, Ekrem İmamoğlu çıktı ve tüm hesaplarını altüst etti.

Şimdi o devir teslim hazırlıklarını bitirmeye, belediyelere çeki düzen vermeye çalışıyorlar…

Hokkabazlık yapıyorlar.

Toplumu stres, sinir, huzursuzluk sarmış durumda. İnsanlarımız patlamaya hazır bomba gibi…

Kavgalar, sataşmalar… Silahlar patlıyor her yanda.

Yapılan haksızlıkları, yasa dışı uygulamaları tüm toplum izliyor… Ama ortada ne suçlu, ne ceza, ne hüküm giyen var?

Çeşitli ayak oyunları ile seçim sonuçlarını değiştirmeye çalışıyorlar.

İnsan olan insan bunu yapar mı?

24 saat dilinden Allah, peygamber sözcüklerini düşürmeyen sahte din adamlarına soruyoruz şimdi? Başkalarının hakkını ayaklar altına alarak, çiğneyerek bir yerlere gelmek, bir yerlere varmak nasıl bir duygudur?

Yastığa başınızı koyduğunuzda rahat uyuyabiliyor musunuz? Sizin kitabınızda doğruluk, dürüstlük yazmaz mı?  Sizin kitabınızda “adam olmak” diye bir kavram yok mudur?

Önce adam olun, adam… Hacı hoca olmadan önce adam olun… Her şeyden önce, sevgidir, doğruluktur insanı insan yapan, yücelten…

Adaletli olmaktır, dürüstlüktür. Dürüst hareket etmektir.

Topluma umut, mutluluk vermektir… Stres, sinir değil…

Her konuda olduğu gibi bu konuda da yine siyasetçiler, yüce önder Atatürk’ü örnek almalıdırlar.

Ölümünden bir yıl önce yabancı bir devlet adamına şunları söylemişti:

“Şeflerin ödevi hayatı sevinç ve istekle karşılamak hususunda uluslarına yol göstermektir.”

Günümüzün şefleri hayatı sevinç ve istekle karşılamak yerine hayatı bize zindan ettiler. Hayatımızı kararttılar.

Güneşimizi, aydınlığımızı, ışığımızı, geleceğimizi çaldılar…

([email protected])

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.