Tarıma besin kaynağı gibi mi bakacağız yoksa sanayi gibi mi?

Bülent ESİNOĞLU

Küreselleşme ya da radikal piyasa ekonomisi ortaya çıkarken kullandığı ideolojik yaklaşım ve dil, aslında nelerin olacağını bize az çok anlatıyordu.

Lakin çok uluslu şirketler ve onların yerli işbirlikçileri bize, küreselleşmeyi ticaretin faydaları üzerinden anlattılar. Dil öyle bir dildi ki, Küreselleşmeye karşı olanlar sanki ticarete karşıydılar. Yerli ticaret erbabını ve işbirlikçiyi ikna etmeleri çok kolay olmuştu.

Büyük sermayenin, halka karşı hakimiyeti ticaret üzerinden ancak bu kadar gizlenebilirdi.

Küreselleşmenin öne çıkarılmasında, ticaretin kullanılmasının bir dili vardı. Ben buna küreselleşmenin dili diyorum.

Bu dil için tarımdan başlarsak; bir bizim tarımdan anladığımız vardı. Bir de tarımı bir endüstri haline dönüştürmüş çok uluslu şirketlerin tarıma bakışı vardı.

Norveç’te büyük dağların altına Tohum Bankalarını kurmuş çok uluslu şirketlerle bizim çiftçimizin rekabete, yarışa girdiği bir piyasa ekonomisi…

Çiftçinin yok oluşu piyasa ekonomisinin ilk sonuçlarıdır. Aslında üretimde bu yok oluş çok önceden başlamıştı.

Bizim pazarlarımızı tepe tepe kullanan çok uluslu şirketlerin, önce ticareti sonra siyaseti kontrol etmeleri uzun sürmedi.

Küreselleşme dilinin ikinci önemli konusu Kuralsızlaştırma’ydı. Bunun anlamı; Çok uluslu şirketlerin yerli işbirlikçilerinin, ulus devlet karşısında güçlendirilmesi için milli devletin kanun ve kurallarının kaldırılmasıydı. 15 günde on beş kanun.

Vergi denilince, piyasa ekonomisinin vergiden anladığı ; sermaye gurupları üzerindeki vergi yükünü azaltıp, verginin tabana yayılması adı altında işverenlerin vergisini, halkın vergisi haline dönüştürmekti. Öyle oldu. Bu işe vergi mükellefi sözcüğünü öne çıkaran bir dil kullanmışlardı.

Özelleştirme önümüze verimlilik sahtekarlığı ile konuldu. Mallar ucuzlayacak, sermaye tabana yayılacaktı. Özeti 3 dolar milyarderimiz vardı. Bugün 53 dolar milyarderimiz var. O zaman 130 milyar dolar borcumuz vardı. Şimdi malımızı mülkümüzü sattık ama 550 milyar dolar borcumuz var. 16 senede, pazarlarımızı tepe tepe kullanan çok uluslu şirketlere ödediğimiz faiz;650 milyar doları buldu.

Borç çoğalınca dolar başımıza bela oldu. Dolar bizim paramız olmadığından doları bir türlü kontrol edemez konuma düştük. Çok uluslu şirketler siyaseti dolar üzerinden denetler oldu. Piyasa ekonomisi diyorsan bu zillete katlanacaksın diyorlar. Katlanan tabi ki halk. Zenginler değil.

Küreselleşme çok uluslu şirketlerin ulus devletlere iyi planlanmış bir saldırısıydı. Dili de sermayenin diliydi. Talanı gerçekleştirdi. Şimdi yeni bir saldırı planı hazırlamak üzere hazırlık yapıyor.

Lakin bu kez kazın ayağı öyle değil. Gıda terörüyle karşı karşıya kalan insanın bir önceki gibi aldanacağını söyleyemeyiz.

Açlık kandırılarak doyurulamaz.

6.Nisan 2019, [email protected]

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.