İKİ TOPLUMLU MASA
Hüseyin MÜMTAZ

Atatürk’ün, “Memleket dâhilinde iktidara sahip olanlar…” ile başlayan cümlesi en sevdiğim ilk üç arasındadır.
Bu yazıda söz edeceğimiz “memleket” ise Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir. (Bırakın “kuzey”i filan, dümdüz söyleyin. Hazır eliniz değmişken de kimlik kartlarının “ulusal sembol” köşesinden kaplumbağaları kaldırın. Sen kendini “muz/kaplumbağa cumhuriyeti” olarak görürsen elin oğluna ne kızarsın?)
Lefkoşa’nın orta yeri “han”dır; Büyük Han, Kumarcılar Hanı, Deveciler Hanı.
En “ahkâmlısı” Büyük Han’dır. Fetihten hemen sonra 1572’de inşa edilmiş; ince görüntüsü şimdilerde mimarî estetiğine hiç uymayan zevksiz dabellâlar ve saçaklı saçma reklâm şemsiyeleriyle bozulmuş olsa da gerçek bir Türk yapısıdır. Ortasında halen kullanılmayan küçük bir mescit vardır.
Lefkoşa’nın en güzel iki yerinden birisidir. (İkincisi, Selimiye’nin eski Deveciler Hanı ile arasında kalan ağaçlar altındaki yerel lokantadır).
Sabah saat onda gidersiniz, girişin hemen yanındaki masalardan birindeki üç iskemleye oturur ve sâde bir kahve söylersiniz.
Yalnız başınıza üç iskemleye anca sığabilmek/yayılmak bir “fetih” geleneğidir, dosta düşmana “Bu memleketin sahibi benim” demektir. O eski, hasır örülmüş ahşap sandalyelerden birine oturur, diğerinin iki bacağı arasındaki alt bağlantıya ayağınızı koyar, kendinize arkasını çevirdiğiniz üçüncüye de kolunuzu dayarsınız.
Kahve suyla gelir, fincan tabaksız gelir. İlk yudumdan önce kahveye sudan biraz damlatmak âdettendir.
Ve o kahveyi başka hiçbir yerde öyle keyifle içemezsiniz…
Ama müstemleke devrinde bir dönem hapishane olarak kullanılma bahtsızlığına bile uğrayan Büyük Han, hiç dünkü kadar yerlerde sürünmemiş, rezil olmamıştı.
Bayrak sevmeyen Akıncı sanal âlemde şöyle bir paylaşımda bulundu;
“Yağmurlu bir dönemden sonra bugün baharı yaşadık. Lefkoşa Arasta’da yurttaşlarla, Lokmacı’dan gelen Kıbrıslı Rumlar ve turistlerle sohbet, Büyük Han’da iki toplumlu masada kahve, Çıralı’da biraz alışveriş ve sonuçta yerel tatlılarla turumuzu noktaladık. 9 Mart 2019″
Ve iki de özenle “kırpılmış” fotoğraf.
“İki toplumlu masa”ymış.
Masa da amma masaymış ha!
Öğleden sonra aynı masanın kırpılmamış, geniş açılı fotoğrafları sanal âleme yansıdı.
“İki toplumlu masa”da; Akıncı ile beraber Lefkoşa’nın TDP’li Belediye Başkanı, ABD’den fonlanmış KAYAD’ın Başkanı Meral Hanım ve…
“İkinci toplum”dan Niyazi Kızılyürek var.
Akıncı Türk bayrağını sevmiyor, yabancılar gelince bayrakları bodruma kaldırıyor. Rum Komünist Partisi AKEL’in AP adayı Kızılyürek “Kıbrıslı Türk olarak Kıbrıslı Türkleri temsil etmeye gitmiyorum” diyor. Ama kuzey’de CTP/devlet destekli propaganda yapıyor.
“Kıbrıs Türk Mücahidi’nin Sesi” BRT’de programa çağırılıyor.
“Kıbrıslı Türkleri temsil etmiyorsa” BRT’de ne arıyor, kuzeyde ne arıyor?
Bunların hepsi aynı masada.
Bunların hepsi “ikinci toplumdan”sa, “birinci toplum” nerede?
Masaya da, Büyük Han’a da yazık olmuş.
Yarın ve öbür gün ve sonraki günler o masaya topluca gidip bayrak dikmek lâzım.
O masanın bir şekilde “temizlenmesi” lâzım.
Büyük Han’ın bu ayıptan kurtarılması lâzım.
Lâfı fazla uzatmadan Akıncı’nın seçildiği 2015’i bir hatırlayalım mı?
İlk turda Eroğlu 107 bin 741 geçerli oyun yüzde 28.15’ini, Akıncı da yüzde 26.94’ünü alarak ikinci tura kalmışlardı.
İkinci turda Akıncı, oyların yüzde 60.4’ünü alarak 5 yıllığına yeni cumhurbaşkanlığı seçildi. Eroğlu yüzde 39.5’da kaldı. YSK, 176 bin 980 kayıtlı seçmenin bulunduğu ülkede seçime katılım oranını yüzde 56 olarak açıkladı.
5 yaşında çocuğa anlatır gibi anlatalım; 20 yıl politikadan elini eteğini çekip Amerika’da torun bakarken…
Bir anda hangi şapkadan kimin çıkardığı belli olmayan Akıncı’nın “kilit oyu” demek ki seçmenin sadece yarısının katıldığı ilk turdaki %28.15’tir.
Bu oranın ikinci turda % 60.4’e nasıl çıktığını anlamak için 2004 Annan Referandumundaki “Yes be annem”cilerin yabancı büyükelçi, euro/sterlin/dolar destekli “management”lerine iyi bakmak lâzım.
Ve devamında Akıncı’nın o %28.15 ile Rumlara hangi haritalarda nereleri verdiğine…
Önümüzde bir seçim daha var.
Akıncı şimdiden; örneğin Baf ve Malya şehitleri anılırken o törenler yerine pikniklerdeki kebap mangallarının başına seçim gezilerine çıkmaya başladı.
…Atatürk’ün, yazının başına aldığımız cümlesi şöyle devam eder;
“…gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.”
Devamındaki “İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen” bölümünü de bir zahmet siz okuyuverin.
O masayı da başlarına geçirin.11 Mart 2019

Sohbete katılın

1 yorum

  1. Sevgili Kardeşim Mümtaz,
    Aklın ve mantığın, duyarlılıkla ve vatanseverlikle birleşerek bıkmadan usanmadan ve bana ne demeden milli konuları kamuoyunun gündemine getirdiğin ve farkındalık yaratmaya çalıştığın için teşekkür ederim.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.