Erdoğan algı operasyonlarında bir joker gibi Milli Savunma Bakanı H.Akar’ı kullanıyor.
H.Akar, ABD ve NATO üyelerinin askeri ve siyasi anlamda şiddetle itiraz ettiği,
Türkiye’nin Rus savunma sanayi şirketi Rostec’ten S-400 füze sistemi satın alınması kararına yönelik,
“Ekim ayı itibariyle kurulmaya başlanacak. Bizim S-400 almamız tercih olmanın ötesinde bir zorunluluktur. S-400’den dolayı böyle bir noktaya gelinmesi üzücüdür” dedi.
 
*
Halbuki eski bir asker olan H.Akar’ın, teknolojik ilerlemelerin önce TSK’ya yansıması  nedeniyle  toplumun dönüşümünde her daim  öncü rol oynaması gerekirdi.
Devletlerin güvenlikleri için tehlikelere karşı koymak ve istedikleri sonuçları basit ve kısa zamanda almak için askeri ittifaklar oluşturduğunu,
Türkiye’nin de ekonomik güç, kültür ve tarih, değerler, izlenen iç ve dış politika, bilim-sanatta gelişmişlik ve rafine insan gücü gibi unsurları kapsayan yumuşak gücüyle, 
Sert güvenlik sorunlarına ve krizlere uygun şekilde reaksiyon gösterebilmesi,
Belirsizliklere karşı hazır olması,
İç ve dış tehdit ve risklere karşı güvenliğini sağlayabilmesi,
Caydırıcılık, harekat ortamının şekillendirilmesi, kriz yönetimi görevlerini yerine getirilmesi için NATO ittifakının bir ortağı olduğunu kavramış olmalıydı.
Halbuki H.Akar öncelikle “sonsuza kadar küresellik” gerçeğini ve gereklerini algılamamış ve toplumuna öncü  olamamıştır.
 
*
Mesela Başkan D.Trump’ın hedefi  “Önce Amerika”dır:
Bu uğurda ABD’yi uluslararası ticaret anlaşmalarından geri çekiyor.
Eski düzeni belirleyen hükümetlerarası yapıları tasfiye ediyor.
Çin ve Rusya ile bölgesel  egemenliklerine karşı Ticaret Savaşındadır.     
Böylece hem gelişmiş ve istikrarlı ülkeler hem de emperyal küreselleşmeyle henüz bütünleşmemiş istikrarsız devletlerin,
ABD ekonomisine yeniden yatırım yapmasını sağlamayı ve ABD emperyalizmine yeni bir yön vermeyi amaçlıyor.
 
*
Mesela, işbu Küresel Ticaret Savaşı’nda, “Güvenlik” uluslararası düzenin kilidini oluşturuyor. 
Trump’ın emperyalizme yeni bir yön verirken dayandığı garanti; 
ABD’nin nükleer caydırıcılık ve savunmasına yönelik ana politikası olan yeni Nükleer Doktrinidir.
Caydırıcılığını “Yıldız Savaşları” konseptinde düşük verimli, daha kullanışlı nükleer başlıkların fırlatma rampası olan her yerde konuşlandırılmasından alıyor.
 
*
Mesela uluslararası düzende ABD egemenliğinin bir diğer güvenlik unsuru  NATO’ dur. 
Hem örgüt dışında kalan ülkelerin saldırılara karşı ortak savunma,
Hem de olası husumetleri caydırmak için örgüt kapsamındaki ülkeler arasında silah gücü dengesini sağlıyor.
 
*
Mesela  NATO ülkeleri son zamanda mali kriz, yetersiz rekabet beraberinde tasarruf önlemleri nedeniyle,
Ulusal savunma yatırımlarını azaltırken, ittifakın caydırma kapasitesini de risk etmişlerdi.
O yüzden NATO, ortaklarının korunmasında;
Çatışma ile düşmanın gücünden sakınmak,
Fakat düşmanın hızlı ve saldırgan biçimde zayıflıklarını ortaya çıkararak en fazla zarar verecek yerinden vurmak,
Fiziki ve moral olarak etkisizleştirmek ve yıkmak olan,”Akıllı Savunma Sistemi”ni geliştirmiştir. 
 
*
Akıllı Savunma Sistemi yüksek teknolojili hava, sualtı, kara, uzay ve bilgi savunma sistemlerine dayanıyor.
Alt sistemlerinin çokluğu ve karmaşıklığı nedeniyle bakımı ve işletilmesinde rafine personel gerekiyor. 
Çok pahalıdır, NATO üyeleri savunma bütçelerinde kaynaklarını birleştiriyor, ulusal değil uluslararası çaptaki projeyi ortaklaşıyor…
 
*
Mesela NATO, ayrıca ittifakın Politik Danışma Prosedürü, Askeri Yetki ve Trans-Atlantik Bağlantı esasları bağlamında;
Ortaklarının öngörülemeyen yeni tehditlerle karşı karşıya olduğundan hareketle,
Mülteci krizi, siber saldırılar ve hibrid tehditlerle mücadele başta olmak üzere birçok alanda işbirliğini de güçlendiriyor…
 
*
İşte bu noktada, Erdoğan ve jokeri H.Akar Türkiye’si, kendisine ait bir hava savunma sistemi kurmak istiyor!
Argümanlarını, Türkiye’nin  acilen hava savunma sistemine ihtiyacı olduğu,
NATO üyesi olarak öncelikle ittifak içerisinde bu ihtiyacın giderilmesine çalışılmasına rağmen bunun mümkün olmaması üzerine farklı arayışlara gidildiği tezi oluşturuyor.
Ne askeri ne de herhangi bir ittifak ahlakına dayanan külliyen yanlış bu yaklaşımı:
Erdoğan ve Akar Türkiye’sinin ” Genişlemeci pan- İslamcı ve yeniOsmanlıcı ” vizyonunun,
Batı düşmanlığı ve NATO ittifakının da yadsınması olarak görmek gerekiyor.
 
*
Çünkü Erdoğan’ın davasında Türkiye’ nin silahlanması  İslam Birliğine yazıyor.
Hem yandaşlar silah teknolojisinin ilişkili olduğu ana bilim dallarında ve yakıt, metal,optik, kimya,elektrik, elektronik, bilgi ve iletişim gibi teknolojilerde kopya bilgiyle gelişmeyi hedefliyor.
Hem de İslamcılık davası  caydırıcı bir güce sahip oluyor!
 
*
Erdoğan, birbirlerine saldırmamayı ilke olarak kabul etmiş NATO üyesi ülkelerin,
Savunma gereksinimleri için Hidrojen Yakıt Hücresi teknolojili, 50 gün boyunca su yüzüne çıkmaya ihtiyaç duymayan,
Bu suretle havadan bağımsız tahrik sistemli, okyanus-derin su tipinde, 20 bin kilometre yol alan U 214 Denizaltısından  6 adet satın almıştır..
Bunların atış  menzili? Satıhta 15 km/saat seyir esnasında 14 bin 800 kilometredir ki, Marmaris-Aksaz üssünden bir vuruşta Çin ya da Kuzey Kore vurabiliyor!
Türkiye, ABD’nin 396 milyar dolarlık dev  bütçeli Müşterek Taarruz Uçağı-F 35 projesine de katılan  9 ülkeden biridir.  
F35, savaş uçaklarının sahip olduğu fonksiyonların tamamına sahiptir, keşif, taktik ve savunma gibi çok amaçlı kullanılmak için geliştiriimiştir..
Üstelik şimdi F35’e karşı S-400 alınıyor!   
Bu satın alımlarda tasarımın satın alınmasına, bunun dışındaki herşeyin Türk Savunma Sanayii firmalarında imal edilmesine önem veriliyor.
 
*
Nitekim Türkiye Uzay Ajansı; fırlatma teknolojilerinden yer istasyonlarına, elektronik istihbarat uydularından küresel konumlama  ve haberleşme uydularına kadar bir çok havacılık ve uzay teknolojisiyle ilgileniyor. 
Temel Hedefi; İslamcı Türkiye’nin imkanlarıyla üreteceği uzay gemisi ile uzaya gitmektir…  
 
 
10.3.2019

Sohbete katılın

2 yorum

  1. sorada kalkıp bize natonun ferasetinden bahsedeceksiniz. Yerimiz müsait olsa büyüklere ninnilerinize cevap verirdim amma uyun olmaz son sözüm giderek rengini belli eden yazılarıızla bize islamcıları savunduruyorsunuz ya tebrik edilesi kişisiniz vesselaam.

  2. sayın Aytar yazımın baştarafı çıkmamış o nedenle tam bir anlam ifade etmiyor olabilir. Anlatacağım şudur. 1948 yılından itibaren Marshall programıyla abd Türkiye de işgalci bir ülkedir. Müttefiğimiz değildir. Bunu en iy sizin bilmeniz lazım yaşınız müsait. Ayrıca müttefiklik gereklerini değil kolonilik gereklerini tartışabilirsiniz. İslamcı ve Erdoğan nefretiniz Giderek sağduyulu yazılarınızdan uzaklaşarak Amerikan çıkarlarını savunma içgüdünüzü açığa mı çıkarmaya başladı diye düşümüyor değilim.Saygılarımla P.sungur

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.