Toplumumuzun bir kesimi öyle bir ilgisizliğe, öyle bir vurdumduymazlığa alıştırıldı ki… Sormayın.

Sanki başka bir ülkede, yabancı bir ülkede yaşıyorlar. Sanki yüce bir Kurtuluş Savaşı vererek, kanla canla aldığımız bu ülke onların değil…

Adamlar vatanda satılmadık fabrika, toprak, orman, sökülmedik ağaç bırakmadılar. Bizimkiler hâlâ aptal aptal bakıyorlar, alkışlıyorlar, ya da kös dinler gibi dinliyorlar.

Adamlar sebzeyi, meyveyi, tarımı, sanayiyi bitirdi.

Her şey pahalanıyor. İki katına çıkıyor. Tekrar ucuzlatmak için birkaç şehirde “Tanzim satış mağazaları” açtılar. Halkımız hemen kuyruklara koştu.

Saatlerce bekliyorlar. Bekliyorlar…

Sonra da “8 liralık hıyarı 4 liraya aldık” diye düğün, bayram yapıyorlar. Yüzlerinde güller açılıyor.

Ama “Yahu, bu hıyarın fiyatını sen ikiye katladın. Çiftçiyi desteklemedin. Mazotu gübreyi iki katına çıkardın. Vergileri artırdın. Yerli tohumu yasakladın. Şimdi bu tanzim satış mağazaları da ne oluyor, bu kuyruklarda bizim ne işimiz var…” diye sormuyorlar.

Sonra da Cumhurbaşkanının elinden 250 gramlık çay paketi alabilmek için birbirlerini eziyorlar. Ve ardından “Çok şükür alabildik” diye seviniyorlar.

Ama “Bu 250 gramlık çay kime yeter” diye sormak akıllarına gelmiyor.

“Senin görevin mitinglerde bana çay dağıtmak değil, benim hayat seviyemi yükseltmektir” diyemiyorlar… Bu ilgisizlikten, bilgisizlikten, emir erliğinden kendilerini yönetenler çok memnun…

Halkın cahil kalması onların işine yarıyor. Böylece “Sadaka ekonomisine” ve din sömürüsüne dayanan düzenlerini daha iyi devam ettiriyorlar.

Öğrenci bulamasalar bile, bu nedenlerle, durmadan imam hatip okulları açıyorlar. Anadolu ve fen liselerinden ellerini, eteklerini çektiler…

Zaten oy dağılımına baktığımız zaman bu çarpıcı gerçeği de hemen görüyoruz. AKP, en çok oyu, eğitilmemiş, okuma yazma bilmeyen, geri kalmış bölgelerden almaktadır.

Diyanet’in, öğrencilere ücretsiz dağıttığı, “Peygamber ve Gençlik” kitabında laiklik ve eğitim karşıtı propaganda yapıldığı ortaya çıktı.

Eğitim seviyesi yükseldikçe dinden uzaklaşıldığını savunan kitapta, “Tahsil ile dindarlık arasında ters yönlü bir ilişkiden bahsedilebilir. Seküler alanlarda yüksek tahsil yapmanın genel anlamda dindarlık, özelde dini inanç ve ibadetler üzerinde olumsuz etki yaptığı tespit edilmiştir” denildi.

Profesörlük rütbesine erişmiş bir dinci de geçenlerde, “İnsanlar banyoda elbiseli yıkanmalıdırlar” fetvasını verdi. Şaştık.  Ayrıca bu adam, bir bilim üniversitesinin başına rektör tayin edildi.

Bitmedi… Eski bakanlardan birisi çıktı, “Eğer bize oy verirseniz, bu, Ruzi Mahşerde Berat belgelerinizden biri olacaktır… dedi.

Gözümüzün içine baka baka din sömürüsü yapıyorlar… Aklımızla oynuyorlar.

Bakın, bir Prof. hem de adının önünde bir öğretim görevlisi unvanı bulunan birisi, Bülent Arı ne diyor?

 “Ben daha çok cahil ve okumamış tahsilsiz kesimin ferasetine (anlayış-sezgi) güveniyorum bu ülkede. Yani ülkeyi ayakta tutacak olanlar, okumamış, hatta ilkokul bile okumamış, üniversite okumamış cahil halktır.

Bizde de şimdi okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor. Ben açıkçası korkuyorum, ben her zaman cahil halkın ferasetine güveniyorum…”

Asıl fırtına seçimlerden sonra kopacak ve domates, biber kuyrukları aş, ekmek, gaz, tuz kuyruklarına dönüşecek.

Ve seçimlerden sonra halkımız en temel ihtiyaçlarını kuyruklarda da bulamayacak. Ama onlar henüz “Tehlikenin farkında değiller…”

Çünkü iktidar elindeki tüm imkânları sonuna dek seçim için kullandı. Kullanıyor. Geride ne mal kaldı ne de mülk. Ne fabrika kaldı ne tarım…

Dışarıdan ithalat yapacak para da kalmadı.

Üretim de bitti.

Geriye bir tek kurtuluş aracı kaldı: İnsanlarımızın sırtına yüklenecek vergiler ve zamlar…

İşin daha kötü tarafı, iktidar seçimlerden sonra medya, basın ve TV’ler üzerindeki baskısını da artıracak. Daha doğrusu artırmak zorunda kalacak…

Çünkü gerçeklerin anlatılması, söylenmesi ve bu konuları yazanlar, çizenler halka duyuranlar, ülkeyi yöneten “Mutlu Azınlık”ın hiç işine gelmeyecek…

Ve onlar hapishaneleri yazarlar, çizerler, sanatçılar ve halkın yanında yer alan tüm bilim adamları ile dolduracaklar…

Bugün ona koltuk değnekliği, bekçilik yapan MHP’li yandaşlar ise yaptıklarından pişmanlık duyacaklar ama iş işten geçmiş olacak ve:

“Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç” şarkıları söyleyecekler.

Bize gelince:

Biz, mücadelemize ve yolumuza devam edeceğiz. Atatürk’ün “Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye” hedefine ulaşmak için var gücümüzle çalışacağız.

Elbette bu hedefe varabilmek için, her şeyden önce, yandaş muhalefeti tasfiye etmekle işe başlayacağız.

([email protected])

Sohbete katılın

1 yorum

  1. ALİ EFENDİ .gerçekten çook cahilce yazıyon.medeni/gelişmiş ülkeleri inceler sonra yaz..milletede saygı göster. utaanmazlık yapma.demokrasıye inan.edepliğ ol

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.