ABD sermayesi her biri bir önceki aşamaya nazaran diyalektik bir gelişme gösterdi.
Piyasa kapitalizmi, emperyalizm ve çok uluslu sermaye süreclerinden geçildi. 
Her bir aşamanın farklılığı, niteliksel gelişimi belirleyen bilgi ve teknolojiydi. 
 
ABD ileri sürdüğü askeri sanayisiyle diğer sektörlerini ivmeliyordu.
Rezerv doları güçlendirirken, ülkelerin güçlü doları satın almasıyla  finansal sistemini ve ekonomisini etkili kıldı.
ABD emperyalizmine ait tekellerin ve mali sermayenin egemenlik kurmak için bolca  sermaye ihracı yaptığı,
Bundan faydalanan ülkelerin dünyayı çok uluslu tröstler arasında paylaştığı,
Yerkürenin en büyük kapitalist güçler arasında bölüşümünün tamamlandığı bir süreç yaşandı.
 
*
Bu sırada  uluslararası ilişkiler tek taraflılık veya iki taraflılığın ötesine geçti.
Ülkeler pragmatizm ile belirli konularda kendilerine müttefik gördükleri ve işlemsel koalisyon kurdukları bir durumu oluşturdular.
Geleneksel aktörler küçükler kendileri için daha büyük bir rol oynamaya çalıştıkları için güçlerini önemli ölçüde kaybetti…
Neticede ABD, kendinden güçsüz ülkelere yaptığı  savaş harcamalarının masraflarını dahi kaldıramaz hale geldi.
 
*
Bilhassa Başkan B.Obama yönetiminin dış siyaseti, ABD’nin dünya liderliğini sorgulanır hale getirdi.
Statüko karşıtı devletler cesaretlendi.
Uluslararası sistemde normları belirleyen ve diğer aktörleri peşinden sürükleyecek bir süper güç eksikliği tartışılmaya başlandı.
 
*
Bu yüzden Başkan Trump yeni bir emperyalist çağa geçmenin kararlılığını gösteriyor.
Bu Enformasyonel  Emperyalizmdir.
Bu sayede hem  gelişmiş ve istikrarlı ülkelerin hem de emperyal küreselleşmeyle henüz bütünleşmemiş istikrarsız devletlerin,
Yeniden ABD ekonomisine yatırım yapmalarını sağlamayı öngörüyor. 
 
*
Washington Pentagon ve CIA’ yı Ulusal Savunmaya geri getiriyor.
Belki bir revizyona tabi tutmak üzere  uluslararası ticaret anlaşmalarından geri çekiliyor.
Eski düzeni belirleyen hükümetlerarası yapıları tasfiye ediyor. 
Bu türev başlıklarda  Ticaret Savaşları’nı yürütüyor…
 
*
Ama uluslararası ilişkiler her zaman  tek taraflılık ya da  iki taraflılığın ötesine geçmenin dinamiğindedir. 
Nitekim ülkeler belirli konularda kendilerine müttefik gördükleri ve işlemsel koalisyon kurdukları bir durumu hızla geliştiriyorlar.
 
*
Çin ve Rusya arasında işbirliği artıyor.
ABD bu gelişmeyi kontrol edemediği takdirde  büyük bir stratejik sorunla karşılaşacaktır.
Başkan Trump,, bu iki rakibin  birbirine yakın hizalanmasını engellemek için stratejik düzenlemeler taahhüt etmiş bulunuyor…
 
*
Rusya ve ABD arasındaki mevcut kriz, eski Sovyet alanı içinde ve dışında  gelecekte de stabil kalacak birçok temel jeopolitik farklılığın ürünüdür.
Batı Rusya’nın arka bahçesine genişlemeyi öngörüyor.  
Bu durum Moskova’nın güç projeksiyonuna engel oluyor…
Üstelik hızla gelişen Çin, Japonya ve diğer Asya ülkeleri de Rusya’nın Avrasya’nın kuzeyine erişimini azaltıyor.
Rusya’nın batı sınırındaki bu jeopolitik gerileme; 
Moskova’nın Rusya’nın Avrasya’daki konumunu yeniden düşünmesine neden oluyor.
Şimdi Rusya’da, Batı’ya mı yoksa Asya medeniyetine mi ait olunduğu,
Ya da Rusya’nın Avrasya’yı temsil edip edemeyeceği  tartışılıyor…
 
*
Bugün, Rusya’nın doğuya doğru çekilmesinin  nedeni, Sibirya sınırındaki güçlü Çin’in varlığıdır. 
Rusya Avrasya’daki  pozisyonu için arayışlarını değerlendirmekte bu unsuru  esas alıyor.
Çünkü Japonya ve Çin de Avrupa  gibi bir teknolojik ilerleme kaynağı olmaya devam ediyor…
 
*
Üstelik Asya’da hegemonya ve güç siyasetine dayalı eski dünya güvenlik anlayışı yerine,
Karşılıklı güvene, yarara, eşitliğe ve eşgüdüme dayalı  sürdürülebilir yeni bir güvenlik anlayışı gelişiyor.
Çok sayıda serbest ticaret anlaşması “Asya’nın kaynakları, Asya’nın hizmetine” sloganıyla,
Çok zengin kaynakları Asya barışının ve kalkınmasının hizmetine sunuyor.
Asya’da barışa, istikrara, gelişmeye ve güvenlik ihtiyacının karşılanmasına yönelik güçlü adımlar atılıyor…
 
*
Moskova’nın Çin-ABD rekabeti karşısındaki pozisyonunu analiz ederken, Rusya’nın coğrafi konumu  öncelikle düşünülmelidir. 
Rusya’nın doğusu gelişmiş Asya-Pasifik’in ekonomik cazibesindedir.
Moskova, ABD-Çin çatışmasını  eski Sovyet alanı boyunca zayıflayan jeopolitik konumunu geliştirme şansı olarak görüyor
 
*
Rusya, hem Washington hem de Pekin’in daha fazla Rus desteğine ihtiyaç duyacağını düşünmekte haklıdır.
Bu mantık Moskova’nın Pekin ve Washington’a kararlı olmayan yaklaşımını tetikliyor.
Soğukkanlı uluslararası ilişkiler meselesi olarak Rusya; 
ABD ve Çin’in  Rusya ittifakını kazanmak için güçlü bir şekilde birbirleriyle rekabet edebilecekleri bir konumda olmak istiyor…
 
*
Suriye’deki çatışmanın sürdüğü bu sırada Rusya’nın Avrupa, Asya veya Avrasyalı olup olmadığına ilişkin çok yıllık tartışmaların etrafında;
Rusya, Çin ile ittifakı, 1991′ de Sovyetler Birliği’nin  dağılmasından bu yana Çin’in gücünün katlanarak arttığı Orta Asya’da etkisini artırmak için düşünüyor.
Öte yanda Moskova ABD’yi seçmeyi tercih ederse, Amerikan imtiyazlarının Çin’den daha önemli olabileceğini de tartıyor..
Bu durumda Ukrayna ve Güney Kafkasya  Rusya’nın en büyük ödülleri olurken, NATO’nun Rus arka bahçesine genişlemesi de sona erebilir.
Orta Doğu Moskova’nın temel ödünler aldığı bir başka alan olabilir.
 
*
Coğrafya Rusya’yı doğuya çekiyor ama kültür de onu batıya doğru yönlendiriyor.
Çünkü  kültürel açıdan Rusya, dünyanın Çin liderliği altında nasıl görüneceğini bilmiyor olmaktan korkuyor.
ABD, Rusya için bir tehdit oluşturabilir, ancak yine de Rusya siyasetçileri;
Çin liderliğindeki bir Avrasya’da Çin nüfusunun  Rusya  üzerindeki etkisinin Moskova için daha zorlayıcı olabileceğini düşünüyor…
 
*
Doğmakta olan ABD-Çin çatışmasına Rus yaklaşımı bir kompansatör  işlevi olabilir.
Seçim, Moskova’nın eski Sovyet uzayındaki sorunlarını çözmesine yardımcı olmak için hangi tarafın daha fazla teklif vereceğine dayanacaktır.
 
*
“Dünya 5’ten büyüktür ” sloganıyla Sünni İslam ülkelerin kışkırtan statüko karşıtı bir devlet de  Erdoğan Türkiye’sidir.
Erdoğan yaşanan süreçten vazife çıkarıyor ve Sünni İslam ülkelerini kendisine  müttefik görüyor.
12 Şubat 1920’de Osmanlı Meclisi tarafından kabul edilen Misak-ı Milli’ye açıkça göndermede bulunarak irredantizmini meşrulaştırıyor.
Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçişin temelini oluşturan Misak-ı Milli doğrultusunda,
Yunanistan’dan Batı Trakya ve On iki Adaları, Kıbrıs’ı,
Suriye’den İdlib, Halep ve Haseke dahil Kuzeyi,
Musul dahil Kuzey Irak topraklarını talep ediyor.
Balkanlarda, Kafkasya’da, Güney Asya’da, Afrika’da  İslamcılık sürümünde bulunuyor.
 
*
Erdoğan’ın yeniden oluşum sürecindeki  yeni Osmanlıcılığı, 
Kuzey Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dışında  şu dakikada  Suriye’nin Kuzey-Batısını ve Irak’ın küçük bir bölümünü işgalde tutuyor.
Türk dilinin ve para biriminin kullanıldığı bu bölgelerin tamamı Türk valileri tarafından idare ediliyor… 
 
*
Erdoğan’ın irredantizmi Başkan Trump’ın yeni emperyalizmi yolunda İslamcı İdeoloji ile mücadele kapsamındadır
 
 
17. 1. 2019

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.