Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

ERDOĞAN’IN CEHENNEMİ // Ahmet Kılıçaslan Aytar

Dünya alem;
Pentagon’un 2012’den beri İŞİD terör örgütü yapılanmasından bilgisi olduğunu, 
ABD önderliğinde müttefiklerin Beşar Esad rejimini devirmek için bilinçli olarak IŞİD’i desteklediğini,
Türkiye, Suudi Arabistan, Katar gibi bölge müttefiklerinin dünyanın dört bir yanından İslamcı teröristleri Suriye topraklarına sızdırdığını,
Askeri teçhizat, silah ve para ile desteklediğini,
Teröristlerin Türkiye toprakları ve sınırlarında cirit attığı ve Suriye’ye rahatça geçtiğini,
Pentagon’un ve CIA’nın  Haziran 2014’te Musul’un ve Ramadi’nin İŞİD güçlerinin eline düşmesini daha 2012 yılında planladığını,
Erdoğan hükümetinin başlangıçtan itibaren yasa dışı petrol satışında bulunan İŞİD’e ortak olduğunu biliyor.
 
*
Başkan D.Trump, B.Obama döneminde yaşanan ve sonuçlarıyla ABD’nin Ortadoğu’daki ideallerini terk etmeye zorlayan,
Radikal İslamcı Terörizm ve İdeolojisine karşı açık savaşını sürdürüyor.   
Bir yandan Suriye’den asker çekme kararı, öte yanda  IŞİD ideolojisi ve tehdidini tamamen ortadan kaldırmaya yönelik  kararlı bir  çaba gösteriyor. 
 
*
ABD birlikleri yavaş yavaş Suriye’den çıkarken,
Başkan Trump  kuzeydoğu Suriye’de mağlup edilen İŞİD’in bakiyesiyle  savaşmak işini Erdoğan’a yükümlemiştir.
Erdoğan ise sabahtan akşama Fırat’ın doğusundaki Suriye egemenliğindeki  topraklarda  bulunan YPG liderliğinde Suriye Demokratik Güçleri’ni  askeri operasyonla tehdit ediyor.
 
*
Ama bu sırada Erdoğan’ın yeni Osmanlı politika prizması,
Kuzey Suriye dahil Doğu Akdeniz denkleminde Türkiye’nin stratejik, yasal, ekonomik ve sosyal boyutlarının tümünü aydınlatamıyor.
Erdoğan Türkiye’sinin  karaya oturmuş bir gemiye benzediğine ilişkin kanaatler hızla yoğunlaşıyor…
 
İşte TSK’da bir kısım general, hükümetin  hem Suriye’de Kürt savaşçılarına bir saldırı başlatmasına hem de İŞİD ile savaşılmasına karşı reaksiyon veriyor.
Uluslararası hukuki bir destek olmadan, bu mevsim şartlarında ve özellikle ABD hava desteği olmadan Türkiye’nin Suriye’de savaş kapasitesinin olmadığı konuşuluyor.
Çünkü Türk hava kuvvetlerini zayıf olarak kabul ediliyor.
Çünkü tecrübeli pilotlarının birçoğu Erdoğan’a karşı darbeye destek ve katılımda bulunduğu iddiasıyla ihraç edilmiştir.
Bu çerçevede hava kuvvetlerinin, askerlerin ihtiyaç duyacağı 7/24 gerekli desteği sağlayamayacağı düşünülüyor.
 
*
Bu defa Erdoğan, Suriye’deki İŞİD  militanlarıyla mücadelede sorumluluk üstlenmek için,
ABD’den  hava saldırıları, nakliye ve lojistik de dahil olmak üzere önemli askeri destek talep ediyor. 
Ancak yıl sonuna doğru, Erdoğan hükümetinin bir kez daha Ortadoğu’da önemli bir oyuncu olmak ve Osmanlı’nın ihtişamını yeniden kazanmak çabasıyla,
Müslüman Kardeşler ile bağlantılı İslamcı örgütlerin silahlı gruplarıyla haşır neşir olduğunu gösterir faaliyetleri ortaya çıkıyor…
 
*
Libya’nın 2011’de Kaddafi’nin öldürülmesinden bu yana hiç olmadığı kadar kötü bir durumda olduğu inkar edilemez bir gerçektir.
Ülke üç rakip grup ya da gruplar arasında bölünmüştür.
1- BM tarafından tanınan Trablus’taki Fayez al Sarraj Ulusal Anlaşma Hükümeti,
2- 2014’te seçilen Temsilciler Meclisi tarafından kurulan ve Doğu Libya’nın fiili valisi ve ülkenin en büyük askeri gücü olan Libya Ulusal Ordusu kumandanı General Khalifa Haftar’ın egemen olduğu Tobruk hükümeti,
3- Touareg ve Toubou kavimleri yanı sıra Afrika paralı askerleri tarafından istila edilen Güney Libya. 
Bu yüzden Libya’nın büyük  petrol ve doğal gaz servisi ve temel hizmetleri sıklıkla silahlı çetelerin batıdaki başkenti kontrol etmesi nedeniyle kesintiye uğruyor.  
Kısaca Libya kontrol için yarışan düzinelerce grupla üç başarısız  bir devleti  resmediyor. 
 
*
Mısır sınırına daha yakın olan Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi, Libya’nın İŞİD ve Müslüman Kardeşler örgütünün milisleriyle savaşıyor.
Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri daha laik, anti-İslamcı Tobruk hükümetini desteklerken,
Türkiye, Katar ve Sudan  Libya’daki  İŞİD ve Müslüman Kardeşler örgütünün militanlarını  destekliyor…
 
*
Bu noktada İslamcı terör ve ideolojinin tasfiye edilmesine destek veren ülkelerde,
BM Libya ambargosunun açık bir şekilde ihlal edildiğini gösteren,  
8 Aralık 2018’de Türkiye’den gıda maddesi olarak etiketlenen iki konteynerde gizlenen silahları taşıyan bir geminin,
Libya Trablus’tan 100 kilometre uzaklık, Tunus ve Cezayir sınırına oldukça yakın Humus Limanı’nda 
Gümrük İdaresi tarafından el konulduğu haberi büyük  tepkiye yol açıyor…
 
*
Libya  Ulusal Ordusu, Trablus’ta meydana gelen saldırı ve suikast olaylarında Türkiye’yi suçluyor.
Ancak bu yasadışı silah gönderileri  buzdağının sadece görünen kısmıdır.
Tobruk Polisi, yakın zamanda Türk silahlarıyla dolu bir Land Cruiser’ı durdurduğunu ve diğerini kovaladığını,
7 Ocak 2019’da, Tripoli- Misrata’da, bu kez ev eşyaları ve çocuk oyuncaklarını taşıma olarak işaretlenmiş bir konteynerde yine Türk silahlarını ele geçirdiklerini açıklıyor..
Her bir gönderi ele geçirildiğinde Erdoğan hükümeti olayı “Haberimiz yok” diye geçiştirmek istiyor.
 
*
Erdoğan’ın hedefinin yalnızca radikal gruplarla Libya’nın istikrarsızlaştırılması olmadığı,
Mısır’da Abdul Fattah el-Sisi’nin yükselişini bir hakaret olarak görmesinden kaynaklandığı açıktır.
Çünkü hem Sisi’nin yükselişi Mısır’ın Müslüman Kardeşler’in kontrolünü tersine çevirmiş hem de Erdoğan, Mısır ile ilgili  kazanç umduğu  temaslarını kaybetmiştir.
Bu noktada İslamcı bir Libya, hem Mısır’ın istikrarını azaltabilecek hem de İslamcıları iktidara geri getirebilecektir…
 
*
Washington’da Erdoğan Türkiye’sinin rolü ve davranışları şiddetli tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Erdoğan’ın Türkiye’yi  Doğu ile Batı arasında bir köprü değil bir katalizör gibi İslamcı terörizme açmasından çok fazla rahatsız olunuyor
Trump’ın İŞİD’le mücadelede Erdoğan’ı yükümlü kılması “Kediye ciğer emanet etmeye” benziyor,
Ama Erdoğan gerçekliğini tanımanın zamanının geldiği de  söyleniyor… 
 
*
Şimdi bu karmaşanın üreteceği sonuçlara dikkat kesilmenin sırasıdır.
 
 
15. 1. 2019

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here