Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

YENİ BİR ÇAĞ SERGÜZEŞTİNDE  ORTADOĞU // Ahmet Kılıçaslan Aytar

Başkan D.Trump, yeni bir emperyalist çağa geçmenin kararlılığını gösteriyor.
ABD emperyalizmine ait tekellerin ve mali sermayenin egemenlik kurmak için bolca  sermaye ihracı yaptığı,
Bundan faydalanan ülkelerin dünyayı uluslararası tröstler arasında paylaştığı,
Yerkürenin en büyük kapitalist güçler arasında bölüşümünün tamamlandığı işbu yaşanan durumu değiştirmeyi hedefliyor.
 
*
Bu yüzden, hem  gelişmiş ve istikrarlı ülkelerin hem de emperyal küreselleşmeyle henüz bütünleşmemiş istikrarsız devletlerin,
Yeniden ABD ekonomisine yatırım yapmasını sağlamalıdır. 
Pentagon ve CIA’ yı Ulusal Savunmaya geri getirmelidir.
Belki bir revizyona tabi tutmak üzere  uluslararası ticaret anlaşmalarından geri çekilmeli,
Eski düzeni belirleyen hükümetlerarası yapıları tasfiye etmelidir. 
Nitekim bu başlıkları kapsayan ve büyük tartışmalara neden olan Ticaret Savaşları’nı yürütüyor…
 
*
Yeni çağın henüz başlangıcında, Orta Doğu’daki uluslararası ilişkiler tek taraflılık veya iki taraflılığın ötesine geçmiştir.
Bunun yerine savaşan ülkelerin pragmatizm ile belirli konularda kendilerine müttefik gördükleri ve işlemsel koalisyon kurdukları bir durum oluşurken,
Geleneksel aktörler küçükler kendileri için daha büyük bir rol oynamaya çalıştıkları için güçlerini önemli ölçüde kaybetmiştir.
 
*
İngiltere, Fransa ve Avrupa Birliği Orta Doğu’daki ülkelerle ilişkilerinde artık gündem belirleyici değillerdir.
Bu ülkeler Körfez ülkeleriyle ekonomik sözleşmelere bağımlı olmaları yüzünden  Körfez işlerine müdahale edemiyor,
Suriye çatışmasına dahil olmalarını da esas olarak Washington belirliyor.
Brexit ile “güç”, Batı merkeziyetinden uzaklaşmaya devam ediyor…
 
*
Avrupalıların bu göreceli geri çekilmesi, bölgesel aktörlerin lider roller almasına yol açıyor.
Özellikle Türkiye, Suriye çatışmasında bölgesel etkisini artırma ve Suudi Arabistan ile doğrudan rekabet edebilme fırsatı buldu. 
İki ülke de kendi çıkarlarına yönelik Suriye çatışmasının yönünü değiştirmeyi başaramasa da, 
Suudi Arabistan üzerindeki mevcut uluslararası baskı, şimdilerde Türkiye’ye yeni bir fırsat veriyor.
Erdoğan’ın Cemal Kaşıkçı meselesini ele alması, Türkiye’nin Suudi Arabistan’ın Sünni İslam dünyasındaki lider konumunu talep etmesi anlamındaydı…
 
*
Erdoğan, İran’ın bölgede Şii kuvveti olduğu ve Türkiye’nin de Sünni güç olduğu bir Ortadoğu’ya bakıyor.
Türkiye desteklediği muhalif silahlı gruplar aracılığıyla da Suriye’de İran ile karşı karşıyadır ancak pragmatizmyle ikili ilişkilerinde üstünlük sağlıyor.
Ancak ABD’nin İran’a karşı giderek artan duruşu bu senaryoyu gerçekleştirmeyi zorlaştırıyor.
Çünkü Washington, İran’ı Orta Doğu’da siyasi ve askeri tavizler vermeye zorlamak için;
Hem Tahran’a yeterli mali baskı koymaya çalışıyor hem de  kendi müttefikleri üzerinde Tahran’ı ekonomik ve politik bir sorumluluk haline getiriyor.
 
*
Rusya, İran için planlanan bu kaderi İsrail ile yürüttüğü koordinasyon üzerinden izliyor.
Washington’un dünyayı tek taraflı bir küresel düzene yönelttiği yönündeki karakteristiğine, 
Üstelik Ukrayna’da NATO’nun derin bir güvensizliğine işaret eden eylemlerine rağmen,
Rusya bir tarafıyla ABD ve NATO’nun, bir tarafıyla  Çin ve herşeye rağmen İran ile birlikte iki taraflı bir dünyada var olmayı hedefliyor.
Suriye’deki Rus-İran ittifakının her iki ülke adına da pragmatik bir hamle olduğu açıktır. 
Ama Moskova, İran’ın ekonomik baskısını kendisine yüklenmesini ve askeri personelinin Suriye’de süresiz olarak kalmasını istemiyor. 
 
*
Henüz siyasi çözüme ulaşmayan Suriye savaşı bu çerçevede daha çok gelişiyor.
ABD birliklerini geri çekiyor.
Arap Körfezi ülkeleri Türkiye’ye karşı denge sağlamak için Şam’a geri dönüyor.
Sonuçta Kürtler Suriye’de kalacak ve Suriye ordusu Idlib’i alacaktır.
Ama Suriye Savaşı artık ana kışkırtıcı olan İsrail’e musallattır.
Ya da İsrail-Filistin arasında bir barış anlaşmasını öteleyecek yeni ilişkilere yol açılmıştır…
 
*
Artık Akdeniz’in doğu sahilleri Levant; Ortadoğu’nun merkezine ve dünyadaki dikkatine 2011’den daha güçlü bir konumda dönüyor.
Bu süreçte Suriye, İsrail’deki herhangi bir noktayı vurabilecek hassas füzeler geliştirmiştir.
B. Esad ayrıca, İsrail’in hava sahasını sürekli ihlal etmesi ve Rus otoritesine karşı gelmesi nedeniyle,2011’den önce hiç hayal edemeyeceği bir hava savunma sistemine sahiptir. 
Hizbullah, savaştaki desteği ile  Suriye ile derin bir bağ kurmuştur, dağlarda uzun ve orta menzilli hassas füzeleri için üs inşa etmiştir.
İran, rejime verdiği destekle Suriye ile stratejik bir kardeşlik geliştirdi.
NATO’nun IŞİD’in büyümesine verdiği destek, Suriye ile Irak arasında hiçbir Müslüman veya BAAS’çı bağlantının yaratamayacağı bir bağı yarattı.
Irak, Suriye liderlerinin rızası olmadan Suriye’deki ISIS merkezlerini bombalamakta  tam yetkilidir.
 
*
İsrail karşıtı eksen hiçbir zaman bugün olduğundan daha güçlü olmamıştır. 
Bu, Suriye’ye uygulanan 2011-2018 savaşının sonucudur….
İsrail’in bu yeni gerçeği gasp etmesi ne kadar sürecektir ?
 
*
Ama ABD, Suriye’de bir ikili müzakere süreciyle başlayan bir barış anlaşması yapmak için Rusya’nın rahatsızlığını kullanma şansına sahiptir.
Bu, Rusya’nın küresel statüsünün örtük kabulü karşılığında Suriye’de imtiyazları kabul etmeye teşvik edebilecektir.
 
*
Ayrıca ABD, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını güvence altına alacak bir anlaşmaya varabilmek,
Yani Ankara’nın Suriye’deki Kürt unsurlarının yükselişiyle ilgili endişelerini gidermek için Suriye’ye bazı tavizler vermesi gerekecektir. 
Bu destek ABD’nin İran’a karşı tutumunu Türkiye için daha lezzetli hale getirecektir. 
 
*
Fakat ABD, Rusya ve Türkiye karşısında bu kadar cesurca harekete geçse ve İran ile ilgili oyununu başlatsa bile,
Bu herhangi bir ülkenin Orta Doğu’da veya İslam dünyasında açık bir lider olarak ortaya çıkacağı anlamına gelmiyor.
Çünkü hâlâ pragmatizm Orta Doğu’daki uluslararası ilişkilerin dinamiklerini tanımlamaya devam ediyor,
Ama ABD Başkanı D.Trump’da, emperyal küreselleşmede yeni bir çağa geçmenin iddiasını sürdürüyor…
 
5.1.2019

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here