KAN, KUM VE ÖLÜM
Hüseyin MÜMTAZ

Memleketlerinde kan gövdeyi götürür, Türk ordusu da bir aydır Suriye sınırına yığınak yaparken kara yelekli Suriyeliler, yılbaşı gecesi, Türkiye’nin en kalabalık Suriyeli kenti olan İstanbul’un (dört yıl önceye kadar Türkiye’nin en kalabalık Kürt kenti idi) Taksim meydanında ÖSO bayrağı açıp yeni yılı kutlamışlar.
“Köyün delisi” Trump “bir gece ansızın” Suriye’den çekilme kararı aldı ama sosyal medyada saat başı konuşmaya devam ediyor.
“Belli bir süre içinde Suriye’den çekileceğiz. Suriye’den çekilsek bile Kürtleri korumaya devam etmek istiyoruz… Türkiye onları sevmiyor, başkaları onları seviyor. Onların, ellerindeki azıcık petrolü İran’a satmaları hoşuma gitmedi. Onlardan İran’a satış yapmamalarını istedik. Ortaklarımız Kürtler, İran’a petrol satıyor. Bundan memnun değiliz. Bundan hiç mutlu değilim. Aynı zamanda biz onlarla iken çok iyi savaşıyorlar. Biliyorsunuz onlara 30 F-18 gönderdiğimizde, göndermediğimiz zamandan daha iyi savaştılar ve ne olduğunu gördük. Yine de Kürtleri korumak istiyoruz ama sonsuza kadar Suriye’de kalmak istemiyorum. Orası kum ve ölümdür” dedi.
Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da “ABD, Türklerin Suriye’de Kürtleri kıyıma uğratmamasını güvence altına almaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.
Öte yandan İsrail sitesi Debka’nın iddiasına göre Trump’ın bu “çekilme”sinin arkasında yatan asıl neden, Münbiç dahil Türkiye sınırındaki yerleri BAE ve Mısır askerlerine bırakma projesi.
Debka’ya göre Amerikan askerlerinin ayrılacağı kuzeydoğu Suriye’ye Arap ülkeleri konuşlanacak. Bir tür Arap NATO’su kurdurma çabasındaki Trump, daha önce Suriye’de ABD’nin rolünü devralmanın Arap ülkelerinin görevi olduğuna dair açıklamalar yapmıştı.
https://www.yeniakit.com.tr/haber/abdnin-kirli-plani-bolge-o-iki-ulkeye-birakiliyor-579290.html
Eş zamanlı olarak Suriye Savunma Bakanlığı, Şam yönetimi ile Kürtler arasında varılan ve YPG’nin Menbiç bölgesinden çekilmesini kapsayan anlaşma gereği 1 Ocak tarihinde yaklaşık 400 kadar YPG mensubunun 30 araçlık bir konvoy ile birlikte Menbiç’ten ayrıldığını duyurdu ve İngiltere Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt da, “İngiltere’nin uzun süreli pozisyonu Suriye’de rejim (Esad yönetimi) ile barışın sürdürülemeyeceğiydi. Ancak ne yazık ki, bir süre daha etrafta olacağını düşünüyoruz” dedi.
Yâni “yeni güney komşumuz Amerika” çekiliyor, yerlerine “yeni güney komşularımız” Mısır ve BAE geliyor ve boşalan bölgelere Suriye merkezi yönetimi yerleşiyor.
Kırk katır mı, kırk satır mı?
Güney sınırımızda PKK/YPG/PYD’li tampon bölge mi olsun, Esad mı?
Kan, kum ve ölüm.
Falih Rıfkı aynı bölgeler için “Ateş ve Güneş” diyor.
İyi de zaten asıl “önemli olan” İran, Irak, Suriye ve Türkiye’nin “toprak bütünlüğü” mü yoksa bahse konu coğrafyada mevcut bütün dil, din, ırk, mezhep farklılıklarına bölgesel özerklik, muhtariyet, ayrı toprak sağlayarak bu dört devletin parçalanmasına yol açmak mı?
Baba Bush-Özal zamanında temeli atılan “Kuzey Irak” bu projenin ilk adımıydı ve geçen zaman içinde kalıcı oldu.
Jane Hathaway “OSMANLI HÂKİMİYETİNDE ARAP TOPRAKLARI” (İş Bankası. 2008) adlı eserinde şunları söyler;
“Kürt terimi antikçağdan beri, farsça ile akraba bir Hint-Avrupa dili konuşan ve Güneydoğu Anadolu, Kuzeydoğu Suriye, Kuzey Irak ve Batı İran’da yerleşik bir halkı ifade etmek için çok genel bir biçimde kullanılmıştır.” (S.36)
Tarif edilen bölge birebir şimdiki “Dört Parçalı Kürdistan” değil mi?
O halde “parçalanma” kime/neye hizmet eder veya adı geçen dört devletin bütünlüğü hangi oyunu bozar?
Zamanın Britanya’sının İstanbul Sefareti Müsteşarı Hohler merkeze şöyle bir rapor yazar; “Benim sorunum Kürtler. Binbaşı Noel, Bağdat’tan buraya geldi. Çok iyi insan, çok güçlü biri. Fakat, diğer bakımdan da Kürtlerin peygamberi olmak istiyor. Kürtler gibi kimse yoktur, onlar çok asil, çok iyiler diyor. Ermenilerin ise değersiz ve hilebaz oldukları görüşünde. Kürtler hiç Ermeni öldürmedi, aksine onları korudular, fakat Ermeniler Kürtleri öldürdüler, diyor. Korkarım ki, Noel bir Kürt Lawrenci olabilir. Mezopotamya şimdi bizim olduğuna göre ona bir Kürt devleti kurdurup kuzey dağlarını böylece koruyabiliriz. Binbaşı Noel, bir ‘Kürt Lawrence’dir!”
(“MUSUL ve KÜRDİSTAN SORUNU 1918-1926. Mim Kemal Öke. TKAE Yay. Ankara 1992. Sayfa 40)
Aynı günlerde İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Sir A. Calthorpe da, Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a şu gizli raporu gönderir: “Binbaşı Noel, Kürt şefleriyle görüş birliğine varırsa, bundan büyük faydalar sağlayacağını söylüyor. Bunlar, İstanbul’da Abdülkadir ve Bedirhan ve daha az önemli bazı kişilerdir. Bunlar, şüphe uyandırmamak için Noel’den ayrı olarak Kürt bölgesine gidecekler. Türkler, Paris’teki sulh konferansına Kürtlerin de geleceğinden korkuyorlar. Kürtler henüz Mustafa Kemal’e karşı ayaklanmadı. Noel bunu başaracağından emin..”
(Kürt İslâm Ayaklanması – 2 – İNGİLİZ KÜRTÇÜLÜĞÜ…Uğur Mumcu)
Durum 100 yıl önce “öyle” ve şimdi de “böyle” iken ve gündemdeki sıcak konu Suriye ise; Suriye’nin toprak bütünlüğü; “yol olmaması” bakımından bölge ülkelerinin, bilhassa adı geçen 4 ülkenin yararına/çıkarına değil midir?
Falih Rıfkı Atay; 100 yıl önce Suriye’den girip, Filistin/Gazze’den geçerek yeni güney komşumuz olacağını duyduğumuz Mısır’a kadar uzanan Türk askerini General Maxwell’e atfen şöyle yazıyordu;
“Türkler, İstanbul’dan gelip burada muharebe ettiler ve Sina Cephesi’ne dönünceye kadar hiçbir gün manevî güçlerini kaybetmediler. Çöllere kaç kere veda edip, kaç gere geri döndüler”.
(“ATEŞ ve GÜNEŞ”. F.R.Atay. Pozitif Yay. Ekim 2009. S.68)
Demek ki bir asır sonra aynı mekânda aynı oyun yine sahneleniyor.
Sizce oyuncular mı değişmiş figüranlar mı? 4 Ocak 2019

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.