Sevgili Turkishnews okurları,
Sizlere CaHİL aDaM serisinin ilk bölümünde Atamızın Cumhuriyetçilik ve Milliyetçilik ilkelerini anlatmıştım. Bugün ise Halkçılık ve İnkılapçılık ilkelerine değineceğim.

Bunu bir kelime ile ifade etmek lazım gelirse, diyebilirim ki Yeni Türkiye Devleti, bir halk devletidir, halkın devletidir. (1923-M.Kemal ATATÜRK)
Ne mutlu ki bize, biz o halkız.
Yukarıda konumuzun girişini yaptım zaten ama bir kez daha dillendirmek istiyorum. İlk olarak Cumhuriyetçilik ve Milliyetçilik ilkelerimizin bir sonucu olan Halkçılık ilkemizle başlayacağız. Öncelikle kelimenin kökenine değinelim. Ne demek halk? Şimdi ise direkt TDK’daki anlamına bakalım. Halk; aynı ülkede yaşayan, aynı kültür özelliklerine sahip olan, aynı uyruktaki insan topluluğu. Halk kelimesinin kökeninin tam karşılığına baktığımıza göre artık halkçılık ilkesine gelebiliriz. Halkçılık ilkesi, halkın halk tarafından halk için idaresi yani halkın kendi kendini yönetmesi anlamına gelmektedir. Her zaman halkın çıkarlarının ön planda tutulması gerektiğini savunur. Halkın insanlar tarafından sınıflara ve gruplara ayrımına kesinlikle şiddetle karşı çıkan bir ilkedir. Eşitlik ilkesidir. Atamıza göre ise halkçılık ve demokrasi anlamdaş ilkelerdi. Atamızın bu konuyla ilgili 1922 yılında söylemiş olduğu bir sözü hatırlayacak olursak: “Bizim hükümet şeklimiz tam bir demokrat hükümettir. Ve lisanımızda bu hükümet, halk hükümeti olarak ifade edilir” Buradan da anlıyoruz ki demokratik hükümet=halk hükümetidir.

İnkılapçılık ilkesine gelecek olursak inkılap yenilik demektir. Millet olarak varlığımızı daima yükseltmemiz için vardır bu ilke. Bunun bilincini de tıpkı geçmişimizde var olduğu gibi şimdi ve geleceğimizde de devamlılığını korumamız için Atamızın koyduğu temel ilkeler arasında yerini almıştır.
“Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun, bütün mana ve şekilleriyle uygar bir toplum haline getirmektir. Türk İnkılabı’nın asıl ilkesi budur.”

Bu ilkeyi özellikle biraz daha açmak istiyorum. Biliyorsunuz 1-7 Kasım Türk Harf Devrimi haftasınını geride bıraktık. O döneme gidecek olursak sene 1927, Türkiye Cumhuriyeti Devletimiz henüz 4 yaşındaydı ve bildiğimiz üzere hala, Türk Devletimize Arap abecesi hakimdi. Okuma yazma oranı, devletin resmi istatistik bilgisine göre kadınlarda yok denecek kadar az %0.4 (binde dört) erkeklerde ise yaklaşık %7’ydi. Durum o kadar vahimdi ki siz düşünün! Her on kişiden biri bile, kullandığımız abeceyi bilmiyordu. Kaldı ki kendi dili olan hür bir soyun, başka bir ırkın abecesi ile yönetilmesi ne kadar mantıklı olabilirdi ki? Bunu geçtim biz TÜRK’üz. Dünyanın her kıtasına namını duyuran, 72 millete hükmetmiş TÜRK. Senin on binlerce yıllık geçmişin olsun, en eski soylardan ol ama kendi çorba tabağınla çorba içmek varken bunun için git komşunun salata tabağını al, olacak iş mi! Değil. Bizde zaten salata tabağında ne kadar iyi çorba içilebilirse o kadar iyi kullanabilmiştik Türkçenin ses yapısına ve gramerine uymayan Arap abecesini. Nitekim M.K.ATATÜRK bu olayı görmekte gecikmemişti. Türkçemize uygun bir abeceye geçmenin zamanı gelmişti. 4000 e yakın kitap okuduğu bilinen Atatürk’ün, güzel Türkçemiz için latin abecesini seçmesi elbetteki tesadüfi değildi.
Devrimin adı “Yeni Türk Harflerinin” kabulüdür. Neden? Abecemizde olan 29 harfin 14’ü direkt Türk damgasıdır.
Çünkü Latinlere bu abeceyi öğreten Etrüsklerdi. Yani latin abecesinin kökeni de Etrüsk abecesi, Göktürk abecesiydi. Bu tamgalar Ön-Türk abecesinde “Tanrı Adına Kazanılan Zaferleri Halka Nakletme İşaretleri” olarak isimlendirilmiştir. Başöğretmen Atatürk de dünya kültürünün kökeninde yer alan Ön-Türk harflerinden oluşturulan bu yeni Türk abecesini, şehir şehir gezerek Türk halkına bizzat kendisi öğretmiştir.

Son paragrafımızın ana düşüncesine gelelim. Ülkemiz bu durumdayken 1 Kasım 1928’de yapılan Yeni Türk Harf Devrimi olmazsa olmazdı!

Bu arada günler geçiyor, Atamıza özlem büyüyor. 10 Kasıma geldik. Kim bilir, kasım ayının en soğuk günü belki. Ya da kim bilir, kasım ayının en sıcak günü belki. Aklımızın donduğu, yüreğimizin yandığı…
Başka bir dünyaya gözlerini açmış
Tini bu dünyada dolaşıyor.
Ölümsüz dediğimiz kahraman işte bu kahraman.
Başbuğ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ü, ATAmızı, Saygıyla ve Büyük bir Özlemle Anıyoruz.
İmza: Devrimlerinin Bekçisi bir TÜRK Genci.

Turkishnews/Sıla ARSEL

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.