Çoğumuz; yarın ölecekmişiz gibi hazırız ve hiç ölmeyecekmişiz gibi çalışıyoruz. Ölüm ötesindeki sonsuz hayata inananlar özellikle genel strateji olarak hayat boyu bu metodu uygularlar. O zaman gelin birlikte, yaşarken ki cennetimize özlem duyalım biraz!

Neden hayallerimizde ve dualarımızda bütün düşünsel yatırımımızı yaptığımız ölüm sonrası cennete rağmen; burada harala-gürele yaşarken çoğu zaman o cennetle hiç ilgisi olmayan şartlarda yaşıyoruz?..

Bu çelişkinin en büyük nedeni en baştan söyleyeyim; dünya sisteminin en tepesindeki planlayıcılarıdır. Siz ne yaparsanız yapın, isterseniz kapı-kapı mutluluk formüllerini para harcayarak öğrenin, isterseniz yaşam koçlarının ofislerini arşınlayın, isterseniz en ünlü filozofların mutluluk üzerine yazdıkları o muhteşem eserleri hatim indirin, fark etmez!.. Kardeşim; hayatını belirli şartların üzerinde sürdürmek ve keyfine bakmak için yeterince paran var mı?! Ya da gelişmiş dünya ülkelerindeki insanların aksine; yüz çalışıyorsan, altmış kazanarak, bir türlü “Ohhh…” diyemeyip, sadece akıntıya karşı kürek çekenlerden misin?.. Sonra da bir türlü o düşüncendeki cenneti hayatına fiilen yansıtamayıp, okuduğun mutluluk ve aydınlanma yazılarıyla bir yandan sosyal medyadaki ardakaşlarınla takılıp, manevi tatminsizliğindeki açığı da avunma yöntemiyle kapatarak mı idare ediyorsun?.. Peki hayatlarımızı ele geçirmiş olan bu çelişkiden toplum olarak bir gün kurtulmamız sizce mümkün olabilecek mi? Yoksa ‘aynı tas, aynı hamam’ deyip; bir yandan dışarıdaki cehennemde orman kanunlarına göre yaşamamımızı sürdürürken, eve döndüğümüzde yine “Çok iyiyim! Çok iyiyim!” avunma telkinleriyle toplum genelinden izole mutluluğumuzu yaşamaya mı devam edeceğiz?

Bir gün bizler de; arabaya koyacağımız benzinin, yiyeceğimiz pirincin, ekmeğin, etin, balığın,  meyvenin, kozmetik ürünlerin, giyim-kuşamın, tatil fiyatlarının, kiranın, araba bakımının sürekli beyin hücrelerimizi yemediği o rahat ve umarsız yaşam şartlarını yakalayabilecek miyiz? O muhteşem dükkanın adana dürümünden bir tane daha yemek için cebimizde kaç lira kaldığını kontrol etmeyecek ya da eşimize o harika tek taş yüzüğü sıradan bir günde, sadece içimizden geldi diye o ayki hesap bakiyemizi kontrol etmeden satın alabilecek kadar huzurlu olabilecek miyiz bir gün? Sürekli endişe duyduğumuz binlerce yaşam detaylarımızı en azından asgari düzeyde karşılayacak şartlara kavuşmadan, sizce düşlerimizdeki o cenneti bu hayatımızda da yaşayabilir miyiz? Ve hele bazı gelişmiş ülkelerin orta düzey vatandaşlarının bile bu ihtiyaçlarını karşılamak için posteki saymadıklarını bilirken?..

“Böyle gelmiş, böyle gidecek. Aynı tas, aynı hamam.” diyorsunuz değil mi şu an bu yazımı okurken bile? Belki de haklısınız. Çünkü bireysel anlamda kendimizi mutlu etmek için istediğimiz kadar uğraş verelim; o tası da, hamamı da bizlere verenlerin önce bütün toplumun mutlu olmasını istemesi lazım!.. Bu konunun ucu inanın dünyanın en tepesinde oturarak, hayatlarımızı planlayanlara kadar uzanıyor.

Yine de umut, umut ve umut!.. Umut etmeden kim yaşayabilmiş ki?.. “Belki bir gün…” diyelim ozaman…

www.youtube.com/arizaadam
Ömer Dalman

02.10.2018

Sohbete katılın

1 yorum

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.