Ana sayfa Yazarlar Necdet Buluz

Depremleri ciddiye almazsak…

Necdet Buluz

Türkiye ile ilgili depremler konusunda yazdığımız yazılarda genellikle eğitimin, sağlam depreme dayanıklı sağlam binaların önemine değinmiştik. Bir de “Depremleri ciddiye almamız gerekir” uyarılarında bulunmuştuk. İstanbul’da beklenen büyük deprem konusunda ise gereken önlemlerin alınmadığından yakınmıştık.
14 Eylül 1509’da İstanbul tarihinin en şiddetli depremini yaşadı. Küçük kıyamet ( Kıyamet-i Suğra ) denilen depremin ardından Marmara Denizi’nde tsunami meydana geldi. Boyları 10 metreye kadar yükselen dev dalgalar şehirde tufan yaşattı. Yer bilimcilerin son yüzyılda Doğu Akdeniz’de görülen en büyük doğal afet olarak tanımladığı depremin yarın yıl dönümü.
Biz bugün Prof.Dr. Şükrü Ersoy Hocamızın olası depremde yaşanacaklar konusunda yaptığı açıklama ile daha önce İstanbul’da yaşanan büyük depremde yaşananlar konusundaki açıklamaları ile sizleri buluşturmak istedik:
YTÜ Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Şükrü Ersoy, 1509 depremini “İstanbul’un en sağlam merkezi kesiminde meydana gelen, şimdiki büyüklüğüyle yaklaşık 7,7 diyebileceğimiz, enerji olarak yaklaşık 3 tane Kocaeli depremi büyüklüğünde, çok büyük bir depremdi” şeklinde tarif etti.
Olası bir İstanbul depreminde tsunami dalgaları oluşacağını kaydeden Prof. Dr. Ersoy, “1509 depreminde tsunami de var. Surları aştığı söylenir. Marmara’nın tsunami tarihi de sabıkalı. 4 bin yıl içerisinde kayıtlarda 100’e yakın tsunami var. Yaptığımız kazılarda bunların izlerini bulduk. Kim, ‘Marmara kıyılarında tsunami dalgaları olmaz’ diyorsa, doğruyu söylemiyor. Bilimsel olarak yanlıştır. Marmara kıyılarında mutlaka tsunamidalgaları oluşabilir. Marmara’nın içerisinde bin metreyi aşkın 3 tane çukur var. Bu çukurların yamaçlarındaki çamurlar, depremlerde sallandıkları takdirde denizaltı heyelanlarıyla tsunamiler oluşabilir” diye konuştu.
Bölgede ‘çifte deprem’ potansiyeli olduğunun da altını çizen Prof. Dr. Ersoy, “Marmara’da bir depremi konuşuyorsak tsunamiyi de birlikte anmamız gerekiyor. Çünkü tarihsel olarak bunlar hep birlikte gerçekleşmiş. Marmara’nın çifte deprem oluşturma özelliği de var. 1999 depreminde merkezleri Kocaeli ve Düzce olmak üzere 2 ayrı yerde 3 tane şiddeti 7’den büyük deprem meydana geldi. Bunun benzeri 1912 ve 1766 yıllarında da yaşandı” dedi.
Bunları duyduktan sonra depremleri ciddiye almamak mümkün mü?Kaldı ki bir de tsunami tehlikesi ile karşı karşıya kalabileceğiz.
Prof. Dr. Ersoy, tsunaminin sinsi bir şekilde geliştiğine dikkat çekerek şunları kaydetti:
” Tsunami dalgası o kadar sinsi ki bazen cepheden değil, ‘kıyı boyu akıntıları’ ile kıyıları süpürerek gelebilir. Hatta iç denizlerde dalgalar karşı kıyıya çarpıp 1 saat sonra dönebilir. Bu dalgalar 5 dakika içerisinde gelebilir. Uzak bölgelerde 20 dakikaya kadar çıkabilir ama her halükarda tsunamiden kaçış planları yapabiliriz. Deprem gibi değil. Kıyılarda, karaların içlerine doğru kaçmamız, yüksek yerlere çıkmamız gerekiyor. Sahildeysek, bir tekne içerisindeysek açık denize gitmemiz gerekiyor. Açık deniz, tsunami ve depremde en güvenilir yerdir. Çünkü deprem dalgaları suyun içerisinden geçmez. Tsunami dalgaları da açık denizde olmaz. Sadece kıyılarda olur. Açık denizler daha güvenlidir. Bir grup araştırmacıya göre 30 yıl içinde yüzde 65 olasılıkla şiddeti 7’den büyük bir deprem olacak. Bunun 19 yılı geçti. Tehlikenin riski artıyor. Yarın da olabilir, 11 yıl sonra da. Tekrarlanma aralıkları genellikle tutar. Sürenin yaklaştığını buradan öngörebiliriz. Marmara için en kötü senaryo 1509 depreminin tekrarlanmasıdır. Yaklaşık 7.7, 7.5 şiddetlerinde bir depremi öngörebiliriz. Marmara Bölgesi’ndeki 11 ilde 25 milyon insan yaşıyor. 6 milyon konut var. Dolayısıyla tablo vahim. Geçmişte olduysa gelecekte de böyle bir deprem bizi karşılayabilir. Günümüzde de küçük depremler, gelecek depremlerin habercisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Geçmiş depremleri sağlam zeminler üzerinde yaşadık. Gelecek depremleri çürük zeminler üzerinde karşılayacağız. 150 bin ile 300 bin arasında insanın ölmesi demek.”
Hoca’dan son açıklamalar:
“Vatandaşlar her şeyi devletten beklemek yerine apartmanlarında, mahallelerinde, sitelerinde örgütlenmeli. İstanbul’da her yıl büyük deprem tatbikatı yapılmalı. AFAD’ın, Kızılay’ın, karar vericilerin, kolluk kuvvetlerinin, arama kurtarma ekiplerinin ve herkesin olacağı deprem tatbikatını her yıl yapmamız gerekiyor. Kentsel dönüşümü iyi yaparsanız depreme karşı güçlü yapılar ortaya çıkarırız. Depremde en güvenli yerler, sağlam binaların içleridir. İnsanları sokaklarda daha büyük tehlikeler bekliyor. Binalarımızı sağlam yapmalı ve eşyalarımızı da sabitlemeliyiz. Bina elbette sağlanacak, sallansın diye inşa edilir. İyi bir mühendislik görmüş bina yıkılmaz”
Biz depremleri önemsiyoruz, ciddiye alıyoruz, ancak korkmuyoruz. Önlemler alındığında korkulacak bir şey kalmıyor. “Bugün önlemler alınıyor mu?” diye sorarsanız buna yanıtımız “hayır, yeterli değil” olacaktır. Bizi korkutan ve ürküten de işte budur. Hiç değilse geçmişten yaşananlardan ders çıkarmamız gerekmiyor mu?
Depremleri ciddiye almazsak, yaşanacakları düşünmek bile istemiyoruz.
[email protected]
www.facebook.com/necdet.buluz

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here