Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

İDLİB ‘DE GERÇEK VE TEVATÜR // Ahmet Kılıçaslan Aytar

Bir yıl önce Rusya’nın İsrail ile müzakere ettiği, dolayısıyla ABD’nin de onayının alındığı varsayılan Astana Süreci’nde,
Rusya’nın öncülüğünde Suriye’de Ürdün sınırında: Guta: Humus kuzeyinde: İdlib’te olmak üzere dört de-eskalasyon bölgesi oluşturuldu.
Böylece;
1- Suriye’de  İsrail lehine kurtarılmış Sünni Arap Bölgeleri kuruldu. 
2- Suriye rejimi  savaş alanını daralttı ve muhalefete karşı birden fazla cephede savaşan güçlerini yeniden toparladı.
 
*
Nitekim Suriye Arap Ordusu, bugün  topraklarını özgürleştirmeyi sürdürüyor.
Güneybatı Suriye’de egemenlik tesis edilmiştir, şimdi sıra ülkenin kuzeybatısında Kürtler de ve İdlib ilindedir.
Karmaşık ve kaotik bir görünümde İdlib’in geleceği bugün diplomatik çözümün merkezindedir.
 
*
Ve Suriye Arap Ordusu Idlib’in batısında Kinsaba, Ain el-Qantara’nın Lazkiye köylerine, doğuda Abu Dhuhour’a  ve güneyde Hama’nın kuzey kırsalına konuşlanmıştır.
Bir kaç günden beri İdlib bölgesinin güneyinde ve Hama bölgesinin kuzeyinde yoğun hava operasyonları düzenliyor.
Suriye Hükümeti hattâ Rusya ve İran, Türkiye’den İdlib’ten çekilmesini ve bölgeye sığınmış cihatçıları kendi kaderleriyle baş başa bırakmasını istiyor…
Türkiye ise İdlib ” kırmızı çizgimdir” diyor ve Suriye rejimine asla bir girişimde bulunmaması için dikkat çekiyor!
 
*
Bu çerçevede İdlib’in geleceğini; rejimin İran ve Rus destekçilerinin ne yapıp yapmayacakları değil, daha çok rejimin saldırıya geçmesi olasılığının belirleyeceği öngörülüyor…
İdlib’deki ihtilaf olasılığı tam bir kabus senaryosudur!
 
*
2016′ da nedense Suriye’nin İŞİD bölgesinden Türkiye topraklarında Kürtlere rutin füze yağıyordu!
ABD, Kanada, Avustralya binlerce km. uzaktan gelip IŞİD’e karşı savaşırken, kimse Türkiye’nin kendi savunma hakkını sorgulamadı.
Halbuki Türkiye, Suriye’nin hatta  Irak’ın kuzeyinde terör koridoru oluşumunu engellemek başlığında Kürtlere karşı kapsamlı bir mücadele açmış,
Erdoğan’ın bu topraklarda işgali derinleştirme ve hidrokarbon kaynakları için  bölgeyi kolonileştirme planını yürütmeye başlamıştı…
 
*
Ağustos 2016′ da Cerablus ve Azez’deki IŞİD topraklarını hedefleyen Fırat Kalkanı harekâtı başladı.
TSK bu operasyon ile Kobani ve Afrin kantonları arasına kama soktu ve Rojava’da Kürt coğrafyasını böldü.
Bunun için Cerablus’ta olup bitene sessiz kalması için Ruslara gereken rüşvet verildi;
ABD’yi ayağa kaldıran ve Ankara’nın NATO ortaklığının sorgulanmasına neden olan Rus S-400 savunma sistemleri satın alındı.
O sırada Afrin harekâtının başlamasına henüz 6 hafta vardı…
 
*
Şimdi İdlib’in gerçeği,Türkiye’nin kuzeybatı Suriye’nin kontrolünü ele geçirme konusundaki işbu riskli yatırımlarından kaynaklanıyor…
Esasen bu riskli yatırım ya da başka bir ifade ile Erdoğan’ın, ağırlıklı olarak İslam din ve gelenekleri ile uyumlu bir ekonomik ve siyasi düzeni, 
Balkanlarda, Doğu Akdeniz’de, Ortadoğu’da ve Kafkasya’da  teşvik etmek ve kurmak hayali;
Bilhassa Suriye trajedisinde savaş suçları işleyerek hukuku ihlal etmesi, bunun ceremesini üstlenme yolunda bir sürece hızla ilerlenmesinden kaynaklanıyor.
*
Bu sırada Suriye Hükümeti,  Kürtlerin taleplerinin karşılanmasında aynı zamanda bölünmeyi engelleyecek önlemleri garanti eden yönetimsel ve kültürel otonomiyi tartışıyor.. 
Kürtlerle  “üniter desantralize ” sistemini müzakere ediyor.
Bu Çeçenistan’da uygulan sistemdir.
Müzakerelerde 23 Ağustos 2011′ de 107 sayılı Başkanlık Kararnamesi temel alınıyor.
Bu kararname ile;
1- Seçilmiş ve kısmen atanmış yerel otoritelere çeşitli seviyelerde yetki verilecek,
2- Yerel otoriteler ise başkanlık tarafından atanan valilerin ve aynı zamanda başbakana bağlı Yerel Yönetim Yüksek Kurulu’nun denetimine tabi olacaktır.
Şu sıralarda iki tarafın kurduğu 7’şer kişilik komisyonlar  bu konu üzerinde çalışıyor…
 
*
İdlib’e gelince, Astana Anlaşmasına göre Türkiye İdlib de-eskalasyon bölgesinde;
1- Suriye yönetimiyle işbirliği yolu çizerek çatışmaların bitmesine çaba göstermek,
2- İdlib’teki yönetimi silahlı terör gruplarından alarak sivil idareye devretmek, 
3- Radikal unsurları elimine ederek kentteki çatışmasızlığı denetlemek, güvenliği Fırat Kalkanı bölgesinde olduğu gibi yerel polis güçlerine bırakmak görevindedir.
 
*
Türkiye bu görevi, Suriye toprak bütünlüğü ve bölgedeki nufusunun artacak olmasıyla sağlanabileceği bir strateji ile yürütüyor.
Yani Türkiye bu görevi aldığı andan itibaren bölgeye çok sayıda Sünni Arap taşıyacağını ve yeni bir demografik yapı oluşturacağı bildirmiş bulunuyor!
 
*
 İdlib yıllardır  silahlı direnişin ve El Kaide bağlantılı operasyonların merkezidir.  
2012’de B. Esad’a karşı protestoların başlamasından sonra Suriye rejiminin saldırılarına uğradı.
Mart 2015’ten beri birçok İslamcı terör örgütü de isyancı gruplara katıldı.
Bugün Özgür Suriye Ordusu, El Kaideci el-Nusra Cephesi, Ahrar al-Şam ve daha ılımlı Failaq el-Şam’dan sonra Temmuz 2017’de kendisine Hayet Tahrir el-Şam (HTS) adını veren Nusra Cephesinin işgalindedir. 
İdlib’in 2011’de yaklaşık 750 bin olan nufusu, anılan strateji doğrultusunda ülkede yerinden edilen en az 1.2 milyon insanın bu büyük kırsal bölgeye tıkılmasıyla yaklaşık 2.5 ila 3 milyona yükselmiştir.
El Kaide ile bağlantılı en az  70 bin silahlı militan Idlib’ te ve  bölgelerinde yaşıyor… 
 
*
Türkiye’nin  Suriye’nin uzun kuzeybatı koridorunda cihatçı muhalefet aktörleri üzerinde güçlü bir etkisi bulunuyor.
Türk Ordusu Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarıyla  Kürt YPG’nin daha da genişlemesi engellemek için Afrin’in doğusundan Fırat Nehri’nin batı kıyısındaki Cerablus’a uzanan 150 kilometrelik bir şerid üzerinde denetim kurmuştur.
Türkiye Kuzeybatıda de-eskalasyon bölgesinin ana garantörü olarak da İdlib’te 12 gözlem noktası inşa etmiştir. 
Başlangıçtaki bu küçük gözlem noktaları, bugün  dikenli teller, betonarme duvarlar, ağır silahlar ve zırhlı araçlarla birer  orta boy üs haline getirilmiştir…
 
El-Nusra Cephesi, yeni adıyla Tahrir el-Şam (HTS) askeri seferberlikle gelişmiş ve bölgede hakimiyet kazanmıştır.
Şimdilerde siyasi ve yönetişim çabalarını genişleterek sivil bir  Kurtuluş Hükümeti’ni koordine ediyor.  
HTS, biri Türkiye olmak üzere  en az iki bölgesel devletle aktif siyasi ilişkiler sürdürüyor.
Kısa süre öncesine kadar birden fazla Avrupa hükümetinin aktif olarak Kurtuluş Hükümeti ile resmi  ilişkiler kurmayı değerlendirdiklerini de hatırlamak gerekiyor
 
*
Şimdiye kadar HTS, Türkiye’yi İdlib’de askeri varlığını tesis etmesi için aktif olarak destekledi.
HTS’nin TSK ile bu işbirlikçi ilişkisi, grubunun uzun vadeli çıkarlarını korumak için pragmatik bir yoldu.
Ancak şimdi Türkiye’nin bir rejim saldırısını önleyebilmek için HTS’ yi satması zor görülüyor.
HTS’nin de böyle bir durumda, Türkiye destekli silahlı bir yapıya dönüşmesinden başka çaresi bulunmuyor!
 
*
Türkiye bölgedeki tüm isyancı ve cihatçı gruplarla birliktedir.  
Şubat 2018’de Ahrar el-Şam ve Harakat Nour al-Din el-Zinki gruplarından  Suriye Kurtuluş Cephesi’ni oluşturdu. 
Mayıs’ta  Ulusal Özgürlük Cephesini kurmak için  Özgür Suriye Ordusu’nun 10 hizbini birleştirdi.
Ulusal Ordu, Türk ordusu tarafından eğitilen ve teçhiz edilen askeri ve sivil polis güçleriyle giderek genişliyor.  
Muhalif Ulusal Ordu, düşmanlarının Beşar Esad, PYD ve İŞİD olduğunu bildiriyor…
Bir komutan “Türkiye, Suriye devriminin en önemli destekçisidir. Başka ortak devlet yok. Türkiye savaşçıların maaşlarının ödemesini yapıyor. Lojistik destek ve gereklii durumda silah yardımında bulunuyor” diyor! 
  
*
Şu dakikada Türkiye, Idlib’i  “kırmızı çizgi ” olarak kabul ediyor.
Gerçi bunu yürürlüğe koyma niyetinde gibi görünse de bunun bir rejim saldırısını durdurmaya yeterli olup olmadığı açık değildir.
Bu noktada Rusya, İdlib’de herhangi bir tırmanışa karşı çıkmanın ısrarındadır,
Ancak Rusya’nın da Esad rejimi ve İran’ı kısıtlama kapasitesi  sınırlıdır…
Rahip Brunson başlığı üzerinden ABD tarafından yaptırım koyulmasıyla derinleşen krizin çözümünde, aciliyetiyle İdlib konusu gündemin ilk sırasını oluşturuyor… 
 
*
ABD ve Avrupalı müttefikleri, Kuzeybatı Suriye’de hâlihazırda devam eden nispi sakinliğin sürdürülmesi öneminin  farkındadır.
Ama olası bir savaşta büyük bir tırmanıştan kaynaklanacak tehdit ve tehditler dizisinden kaçınmak için acilen tedbirler alınması gerekiyor.
Rusya’nın ilgili bölgede devam eden yükselme eğilimine  karşı duruşu  test ediliyor ve güçlendiriliyor.
Şimdi ABD ve Avrupa “Rusya ile çalışmanın ” tam zamanı olduğu düşüncesindedir…
 
*
Nitekim,Türkiye ile ABD arasında gerginlikler devam ederken ve Suriye operasyon hazırlığı yaparken;
Kimi İran kaynaklarında bir tevatür geçiliyor.
İdlib  üzerinden Ankara ve Moskova arasında gizli bir anlaşmanın yapıldığını iddia ediliyor!
 
*
Buna göre Türkiye, bölgedeki Suriye Arap Ordusu’nun  İdlib müdahalesine karşı çıkmayacak, karşılığında Rojava’da Kürtlere özerkliğin  verilmeyeceği bir planı onaylamıştır.
Ankara ve Moskova arasındaki bu gizli anlaşmaya ABD’ de  kismi olarak onay vermiş, Başkan D.Trump’ da olumlamıştır.
Türkiye’nin İdlib’e hiçbir şekilde müdahalede bulunmayacağı belirtilen anlaşmada,
İdlib’ten kaçacak olan silahlı militanların Türkiye’ye geçmesi Ruslar tarafından engellenecektir… 
Suriye ve Rusya; Kürtlere herhangi bir özerklik verilmeden haklarını  tanıyacak,
Ve İdlib operasyonunun ardından Suriye yönetimi ile Ankara normalleşme sürecine girecektir.
Deniliyor…
 
15 .8. 2018

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here