Ana sayfa Yazarlar Bülent ESİNOĞLU

Cemaat, tarikat, sivil toplum kuruluşları ve devlet

Cemaat, tarikat, sivil toplum kuruluşları ve devlet

Bülent ESİNOĞLU

Devlet ve devleti elinde bulunduranlar, yozlaştıkça ve bu yozlaşmanın sağladığı çıkarlarını sürdürmekte ısrar edip, zoru artırdıklarında, karşı örgütlenmelerin de ortaya çıktığını görürüz.

 

Halkın devlet organizasyonlarına verdiği, şiddeti kullanma rızası azaldıkça, devlet dışı yapılanmalar da (NGO) artar.

 

Cemaatlerin, tarikatların ve çağımızda devlet dışı örgütlenmelerin zuhur etmesinin sebebi; devletlerin giderek, bir çıkar gurubunun yanında ama diğer çıkar guruplarının karşısında yer alıyor olması, devlet dışı örgütlenmeleri artırmaktadır.

Dini örgütlenmelerde bu durum, tarikatlar olarak ortaya çıkıyor. Diğerlerinde ise devlet dışı örgütlenmeler ve/veya sivil toplum örgütlemesi olarak karşımıza çıkıyor.

Durum teorik olarak elbet böyledir de acaba siyaseten sadece bu kadar mıdır?

Devletin yozlaşması ya da devletin belli bir sınıfın eline geçmesi halinde, devlete karşı mücadele de kendisini gösteriyor.

İslam ülkelerinde ortaya çıkan mezhepler, tarikatlar ve cemaatler, üyelerinin çıkarlarını devlete karşı korumak veya geliştirmek üzere kurulmuşlardır.

Tarikatların, üyelerinin çıkarlarını savunmak adına iktidar mücadelesi vermeleri zorunlu bir sonuçtur.

Her iktidar mücadelesi kaçınılmaz olarak siyaseti bünyesinde barındırır.

Çıkar mücadelesi; siyasi bir mücadele olduğundan ya devletin içerisine sızarak ya da devlet ile doğrudan çatışarak yürütülegelmiştir.

Tarikatların da devletin içerisine sızarak yapmak istedikleri budur.

Devlet işçi sınıfının elindeyse, sermaye yanlısı devlet kurmak isteyenlere karşı amansız bir savaş verir. Devlet, sermaye devletiyse, devlet dışı organizasyonlar, sermaye devletine karşı yasal sınırlar içinde mücadele verirler.

Devlet dışı siyasal yapılanmaların, devlete karşı verdiği mücadelelerde, daima dış odaklar devreye girer.

Ülkemizde, demokratikleşmenin asıl temelinin, sivil toplum kuruluşları olduğu fikri; Batı’ya ait fikirdir. Neo-liberalizmin temelini oluşturur. Ve devleti mutlak anlamda sermaye devletine dönüştürme/ulaştırma ana fikrinden zuhur eder.

Cemaatlerin ve tarikatların devlet dışı yasal örgütler olduğu hususu, tarikatların daha kolay hareket etmesini sağladığından, onlar da, küreselleşme sonrası, sivil toplum örgütlerine destek vermişlerdir.

Tarikat mıdır yoksa emperyalizmin devlete karşı kullandığı bir örgüt müdür, bu durum ülkemizde bir güvenlik sorunu haline gelmiştir.

PKK ve onun uzantısı örgütlenmeleri, sivil tolum kuruluşu gibi görmek, bize nelere mal oldu ve daha nelere mal olacak bilmiyoruz.

Adnan Oktar’ın da, uzun süre bir sivil toplum kuruluşu olarak görüldüğünü biliyoruz.

Putin iktidar olduğunda, ilk icraat olarak, ülke dışından para alan devlet dışı örgütlenmeleri kapattı. Eğer Putin Rusya’yı tekrar eski gücüne yeniden çıkarmışsa, dış güçler için çalışan NGO’ları kapatmasının çok büyük önemi olduğunu sanıyorum.

Günümüzde tarikatlar ve cemaatler devlete sızmak için vardırlar. Tarih boyu da bu böyle olmuştur. Devlete sızmak deyince elbette orduya sızmak da bu işin içinde hep var olmuştur.

Mustafa Kemal, “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz.” Derken, devlete karşı örgütlenen tarikat ve cemaatlerin ne kadar tehlikeli olduğunu ifade etmiştir.

Tarikatları hangi iktidar kullanmaya kalkarsa, o tarikatların ilk yapacağı iş; kendisini kullanan iktidarı devirmektir.

 

1.8.2018, [email protected]

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here