Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

DOĞU AKDENİZ İTTİFAKI // Ahmet Kılıçaslan Aytar

Kıbrıs dışında yaşayan Rumların temsil edildiği, Dış Ülkelerde Yaşayan Rumlar Federasyonu (POMAK) ve Rum Mücadelesi Dünya Koordinasyon Komitesi’nin (PSEKA),
Lefkoşa Rum Kesiminde düzenlediği “Dış Rumlar Konferansı” 26-27 Temmuz’da yapıldı.
Konferansa İsrail, Mısır, Yunanistan ve ABD’nin Rum Kesimi’ne akredite büyükelçileri katıldı. 
 
*
Konferans İsrail ve Mısır’ın Türkiye’ye meydan okuyan açıklamalarına sahne oldu.
İsrail Büyükelçisi A Ravel, Rumların doğalgaz aramasına tepki gösteren Türkiye’nin davranışlarını tahrik olarak niteledi.
“Türk tehditleri nedeniyle İsrail’in askeri müdahalede bulunmak zorunda kalmamasını temenni ederim” dedi. 
Mısır Büyükelçisi Taha Muhammed, gerekirse Türkiye’ye karşı askeri güç kullanmaktan çekinmeyecekleri tehdidinde bulundu.
ABD Büyükelçisi C.Doherty ise Türkiye’nin Rumlara gösterdiği tavrın kabul edilemez olduğunu söyledi…
 
*
Küresel istikrarsızlığın arttığı bu dönemde,
Soğuk Savaş’ın ardından stratejik düzenlemeler için ABD işgalleri: Rusya’nın yeniden canlanması: Sorunlu  AB : Yasadışı göç krizi : Çin’in küresel bir güç olarak yükselişi ve daha pek çok şey kayıtsızlığa yer bırakmıyor…
 
*
Nitekim Yunanistan, İsrail, Kıbrıs Rum Kesimi ve Mısır; 
Uzun soluklu Ortadoğu çatışması: Radikal İslamcılık: Türkiye’nin köktenci İslami otokrasiye dönüşmesiyle sıkıntılı Doğu Akdeniz’de,
Ülkelerini sağlam demokrasiler olarak tanımlıyorlar.
 
*
Barış, güvenlik, çevresel istikrar ve ilerleme arzusunu desteklemek, 
Aynı zamanda kendi Özel Ekonomik Bölgelerinde zengin hidrokarbon yataklarının keşfinden sonra güçlü ekonomik bağları teşvik etmek için,
Üç yıldır ” Doğu Akdeniz İttifakı”nda ortaklık yapıyorlar… 
   
*
Ortakların her biri bireysel zorluklarla karşı karşıyadır.
Ama hepsi bölgeyi bozan  şiddet unsurlarına ve Erdoğan Türkiye’sinin bir araya getirdiği “İslami Süper Güce”e,
Bu güçle Ankara’nın, Doğu Akdeniz’de haklı olduklarını alma taahhüdüne karşı birleşmiştir…   
Öyle ki, Türkiye I.Dünya Savaşı’ndan sonra kaderini bağlayan uluslararası anlaşmalardan sadece bir adım uzaktadır…
 
*
Yunanistan kendi açısından Doğu Akdeniz İttifakı’nı vazgeçilmez görüyor.
2010’da borç krizi ve iflasıyla Yunanistan  AB üyeleriyle olan ilişkisinde ciddi baskı altında kalmıştı.
Bugün Atina, uzun vadeli yabancı mali izleme ile karşı karşıyadır, ekonomi politikalarına önemli sınırlamalar getiriyor.
Yunan hükümetleri AB’nin mali izlemesi nedeniyle faaliyet göstermesi gerekiyor.
Bu yüzden Atina, Brüksel’deki dar alanın dışındaki alternatif iki taraflı  ya da çok taraflı girişimleri teşvik etmeyi amaçlıyor.
Nitekim Yunanistan  Doğu Akdeniz İttifakı’nı faaliyetleri için biçilmiş kaftan kabul ediyor…
 
*
Yunanistan’ın en önemli stratejik endişesi, Ankara’nın bir zaman Osmanlı’nın olan topraklarda ” yeniden İslamlaştırılma ” amacını ifade etmesinden kaynaklanıyor.
Türkiye’nin Suriye’ye girmesi: Kuzey Irak’ta askeri varlığı: Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı’nın (TİKA) Balkanlarda restorasyon, sağlık, eğitim, tarım ve hayvancılık, idari ve sivil altyapıların geliştirilmesi gibi birçok alanda faaliyeti sırasında genişleyen yıkıcı İslamileştirme faaliyetleri: Yunan egemen hava ve deniz alanında gündelik ihlaller:
Barışçıl bir geleceğe çok az umut veriyor…
 
*
İsrail ve Kıbrıs sularındaki hidrokarbonların keşfi, ABD ve Rusya’nın yanı sıra Doğu Akdeniz’de tarafsız olan ülkelerin de;
Bölgenin siyaseti, ekonomisi ve güvenliğine ilgi duymasına yol açmıştır.
Yunanistan- Amerikan Liderlik Konseyi,  Ermeni lobisi, Kıbrıs, Suriye ve İsrail kendileriyle ilgili olarak Türkiye’nin NATO ve müttefikleri ile ters düştüğüne dikkat çekerek,
Türkiye’nin bu yıl teslim almaya başlayacağı F-35 savaş uçaklarının verilmemesi için kampanya yürütmüşlerdir. 
Yunanistan ayrıca  Ankara’nın AB’ye girmeye yönelik başvurusunu da  engelliyor…
 
*
Doğu Akdeniz İttifakı, böylece Yunanistan’ın güvenlik ve ekonomik ilerlemesinin en önemli çapası olmuştur. 
Bu yüzden Atina’nın Doğu Akdeniz İttifakında diplomatik misyonunu;
Hem Mısır Arap Cumhuriyeti’nin tüm aşırılık ideolojilerini görme ve sınırlama rolü,
Hem de Kudüs Sorunu hassasiyeti ekseninde yürütmesi gerekiyor.
 
*
Nitekim İttifak; İsrail, Mısır, Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’ın jeopolitik işbirliğini vurgulayan iyimser bir düzlemde ilerliyor.
Bu olumlu gelişmelerin merkezinde, Doğu Avrupa boru hattının inşa edilmesi planlanıyor.
Boru hattının Türkiye güzergahından geçmesi maliyetini düşürmesine rağmen,
Bu hat  bypass edilerek Türkiye’nin Doğu Akdeniz İttifakı merkezindeki kontrolünün kaldırılması , böylece güvenliğin arttırılması öngörülüyor.
 
*
Erdoğan’ın 24 Haziran 2018’deki seçim zaferi, onun halifelik ve İslamcı özlemlerini güçlendirmiştir..
Daha güçlü bir Erdoğan, Türkiye’nin İslami köktenciliğe daha hızlı geçişi, 
Bu da Avrupa’nın kapılarına  dayanan radikal İslam anlamına geliyor…
Erdoğan’ın her geçen gün, Batı değerlerini reddetmesi ve kınaması, neo-Osmancılığını Türkiye’nin itici gücü olarak kullanması;
Köktendinci İslamcılığın yükselişini teyit ediyor.
Batı’nın böyle bir Türkiye ile uzlaşması mümkün görülmüyor…
 
*
Elbette Batı ittifakının  Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki en zorlu güvenlik sorunu Türkiye meselesini çözmektir. 
Bu noktada Doğu Akdeniz İttifakının misyonu Türkiye meselesini çözmek değildir.
Ama misyonunun ortakların çıkarlarını geliştirmek ve güvence altına almak, irredentist ve saldırgan politikalar konusunda uluslararası hukukun üstünlüğünü teşvik etmek,
Avrupa’ya reddedilemez stratejik değerin ekonomik inisiyatiflerinin bir üstyapısını yaratmak ve güçlendirmektir…
 
*
Bakalım, Avrupa ve NATO, Erdoğan tarafından kontrol altına alınabilecek midir?

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here