Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

NE KONUŞTULAR, NE  PLANLADILAR // Ahmet Kılıçaslan Aytar

ABD Başkanı D.Trump​ ve Rusya Devlet Başkanı V.Putin, Helsinki’de ortak basın toplantısında,
Dünyaya, ​”​Biz ancak birlikte çalışırsak bütün zorlukların üstesinden gelebiliriz​ ” mesajı verdiler…
Harika! İki dev nükleer gücün sorumluluklarını terörle mücadelede işbirliğinden daha ötede sürdürme olasılığı umutları yeşertti.
 
*
Suriye’de yüzbinlerce insanın yaşamına mâlolan, milyonlarcasını sığınmacıya dönüştüren, ülkenin bütün alt yapısını çökerten savaşta;
Hizbullah ve Rusya’nın desteğiyle  Rejim Ordusu, 7 yıl önce Suriye’de çatışmaların başladığı ülkenin güneybatısındaki  Deraa’yı,
19 Haziran’da başlattığı ve üç hafta süren karşı bir saldırıyla yeniden ele geçirmişti. 
Şimdi Suriye Ordusu bu bölgenin topraklarının beşte dördünden fazlasını kontrolünde tutuyor…
 
*
İsrail  ilginç bir şekilde Suriye ve Hizbullah kuvvetlerinin güneye doğru Deraa’ya  ilerlemesini durdurmak için herhangi bir müdahalede bulunmadı.
Bu durum, İsrail’in Suriye devletinin konsolidasyonunu kabul etmesi karşılığında Rusya ile bir pazarlıkta olduğu,
1-  İran’ın Suriye’den geri çekilmesi,
2-  ABD ve İsrail yönetimlerinin Suriye savaşını bir insani müdahale olarak satma girişimlerinin sona ermesi anlamına gediğini düşündürdü…
 
*
Zaten İsrail Başbakanı B.Netanyahu ile Rusya Devlet Başkanı V.Putin arasında, iki tarafın çıkarlarının karşılanacağı müzakereler neredeyse rutinleşmişti.
Ortak geliştirecek bir anlayış hem İsrail hem de Rus liderliği için çok önemliydi.
 
*
Bu noktada Moskova; Suriye, İran ve Hizbullah’ın Yahudi Devletinin yıkılması ideolojisine bağlı olduklarını,
Ama savaşta desteklediği  Şam’ın, şu dakikada artık Tahran ve Hizbullah ile  bağlarını kesmekten başka seçeneğinin olmadığını düşünüyor.
Aksi taktirde Suriye’nin; ABD, İsrail, Türkiye’nin etkisinde olan Suriyeli isyancılar, ABD destekli Kürtler ve daha bir çok vekil güç tarafından ortadan kaldırılacağını,
Bugüne kadar böyle bir sonuç yaşanmadıysa bunun Moskova’nın başarısı olduğunu bildiğine inanıyor…
 
*
Ayrıca Rusya sınırları içinde ve dışında en büyük tehditin Sünni İslamcılık olduğunu öngörüyor.
Rus Müslümanların ezici çoğunluğu Sünnidir.
Rusya bilhassa Sünni köktendinci bir lider ile emperyal Osmanlı emellerine önderlik eden bir Türkiye’nin, Şii İran’dan daha büyük bir tehdit oluşturduğunu düşünüyor..
Çoğu Rus Müslümanın  aynı zamanda Türk etnik kökeniyle ilgili olmasından kaygı duyuyor.
 
*
Rusya, ayrıca çok önem verdiği Balkanlarda artan Sünni İslamcılık girişkenliğini, 
Erdoğan’ın yeni Osmanlı vizyonunu bölgeye damgasını vuran Türk nüfusuyla desteklemesine bağlıyor.
Her zaman politik ve askeri bir varlık olmayı hedeflediği  Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’in neredeyse tamamının Sünni  İslamcılaştırılmasını da reddediyor… 
 
*
Bu sırada yabancı güçlerin Suriye’den çıkması söylemi  artık gündemi belirler haldedir.
İran, Suriye rejiminin daveti nedeniyle bölgede olduğunu,
Esasen Suriye’den çıkması gerekenlerin başta ABD olmak üzere Türkiye olduğuna işaret ediyor.
Açık ki, Türkiye’nin Suriye kuzeyini  Sünni Araplar üzerinden islamcılaştırmasını istemiyor.
Ve bu konuda Rusya ile ortaklaşıyor…
 
*
Şimdi Rusya, Orta Doğu’da Sünni çoğunluğa karşı  Suriye’de bir azınlık ittifakının oluşmasını  öngörüyor.
Ancak Tahran’dan uzak bir azınlık Alevi rejiminin oluşmasıyla Suriye’ye  zarar vermekte istemiyor. 
Bu nedenle İran’ın varlığını Suriye’den çekmeye aracılık yaparken İslamcı rejimi devirmek için güçlerini İsrail ile birleştirmiyor…
Ama İsrail’in Suriye’den Şii İran askeri varlığının çıkarılması ihtiyacına destek veriyor… 
 
*
Nasılsa Türkiye-Suriye sınırındaki ABD varlığı; 
Hem İŞİD’in varlığının sürdürmesine hem  Suriye ve Hizbullah kuvvetlerine karşıdır hem de ABD’nin Fırat’ın doğu kıyısı boyunca,
Deir az-Zur bölgesine kadar Kürt kuvvetlerine destek için sigorta sayılıyor…
 
Bu durumda Rusya, Türkiye’nin Afrin, Cerablus ve Membiç sınırındaki varlığını sona erdirmesini,
Türkiye’nin İdlib bölgesinde Sünni isyancılara sağladığı lojistiği kesmesinin ardından;
İran ve Hizbullah’ın Suriye’den ayrılmasını sağlayacağına dair güvence verdiği anlaşılıyor.
 
*
Ancak hâlâ İsrail, yukarıdaki Rus vizyonunu; sadece İran varlığının Suriye’den çekilmesindeki aracılığı için değil,
İran Şii rejimini devirme hedefine ulaşana kadar  güçlerin birleştirilmesi  ve Şam’da Tahran’dan uzak bir Alevi rejimini tahrip etmeyi desteklemesi halinde makul  kabul ediyor!
İsrail bu ilerlemeyi sürdüremediği taktirde  Suriye’deki Şii milislerini ve Alevi rejimini ezmeye devam etmek zorunda kalacağına inanıyor.
Suriye ve Hizbullah’ın güneye doğru Golan Tepeleri’ne doğru ilerlemesi göz önüne alındığında, onlara sert vuramayacağı gibi bir durumdan da endişe ediyor!
 
*
Halbuki Rus vizyonu, Hizbullah’ın nihayetinde milisleri ile birlikte teokratik ve “direnişçi” ulusal Lübnanlı bir partiye dönüşeceğini öngörüyor.
İran’ın birçok iç meselesine döneceğini,
Suriye’nin, heterojen nüfusun gereksinimlerini karşılamak için Kürt kantonlarının istikrarı güvenceye alınıncaya kadar federal bir çözümle ortaya çıkmakta zorlanacağını, 
Ama Rusya’nın da Tartus’ta deniz ve Hmeymim’de hava unsurlarıyla kalacağını esas alıyor. 
Bu senaryo geçecek olursa, İsrail’in bölgesel istikrarı artacak, sınır ötesi ticareti dışında devlet ve devlet aktörlerinin kendi işlerini göz önünde bulunduran yeni bir düzen sağlanacaktır…
 
*
16 Temmuz’da Helsinki’de Donald Trump ile Vladimir Putin Suriye konusunda bunlara benzer şeyler konuştular… 
 
 
18. 7. 2018

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here