Ana sayfa Haberler Dünya

KUZEY KIBRIS 2018 (1) YUH ULAN-HÜSEYİN MÜMTAZ

 

 

KUZEY KIBRIS 2018 (1)
YUH ULAN!
Hüseyin MÜMTAZ

Aslında “hoşt” ile başlayacaktım ama daha yazının başlığında okuyucuyu o derece rahatsız etmek istemedim.
“Öpülecek yanak tokata” yahut “Patlayacak kulak yumruğa” yakın gelirmiş derler ya; siz gönlünüzden nasıl geçiyorsa lâfın o suretini, versiyonunu yahut aslını kullanın.
Yazı yazarken tek satır okumadan alabildiğine sallayabileceğini zanneden densizin biri geçen gün cahilce bir KAPLICA yazısı yazdı.
Yazısına “derinlik katmak için” Kaplıca’nın yanına da DAVLOS’u ekledi hemen, aklınca…
“Bölgenin şimdiki sakinlerinin balıkla olan yakınlığı, Kaplıca köyündeki popülasyonun büyük bir kısmının, Türkiye’nin Karadeniz yöresinden gelen göçmenlerden oluşmasından kaynaklanıyor. Karadeniz’den Kaplıca’ya göç eden nüfus, genellikle Trabzonlulardan oluşuyor. Bölgeye yerleşen Trabzonluların büyük çoğunluğu ise kültürlerinden dolayı Rumca biliyor. Bu nedenle, bölgenin 1974 öncesindeki Kıbrıslı Rum sahipleri, eski topraklarını ziyaret ettiklerinde özellikle dil konusunda sıkıntı yaşamıyor” dedi.
Aslında böyle demiyor, yazının internetteki ilk şeklinde ve gazetenin basılı nüshasında “Pontuslu Trabzonlular” diyor, ama “gözü yemediği” için; Özcan Tekgül’ü kıskandıracak bir kalça hareketiyle sadece iki saat sonra sanal âlemden “Pontus” lafını kaldırıyor, sadece “Trabzonlular” kalıyor.
Ama “sokma akıl altı adım gider” ya, tam örtemiyor ve izi kalıyor; “Trabzonluların büyük çoğunluğu ise kültürlerinden dolayı Rumca biliyor” cümlesine dokunmuyor.
Sizce de kapsamlı bir DNA tahlili gerekli değil mi?
Lâfı hiç uzatmayacağım, okuma bilmediği için de kitap, makale önermeyeceğim…
Trabzon 1461’de, Kıbrıs 1571’de fethedilmişti. Arada 110 yıl var.
Trabzon’un fethinden sonra; o zaman yabancı toprakların ele geçirilmesini takiben uygulanan prensip uyarınca yerli Rumların üçte biri payitahta, üçte biri imparatorluğun diğer uzak bölgelerine gönderilmiş ancak hasta, yaralı, yaşlı, yorgun üçte bir yerinde bırakılmıştı.
Demek ki neymiş, BİR; Kıbrıs’ın fethine daha 110 yıl olduğuna göre, yâni Kıbrıs henüz İmparatorluk toprağı olamadığı için, İmparatorluk topraklarına dağıtılan üçte bir Pontuslu’dan hiç kimse Kıbrıs’a gönderilememiş.
Aradan bir 458 yıl daha geçer, gelir 1919…
Topal Osman; İmparatorluğun batmasını fırsat bilerek ayaklanan, “1461’de geride bırakılan üçte bir”in torun çetelerini yok eder, kalanlar da Rusya’ya ve Yunanistan’a kaçar.
Demek ki neymiş, İKİ; Atatürk önderliğinde başarılan 1919-22 arası Kurtuluş Savaşı sonucu Karadeniz’de, Trabzon’da tek Pontuslu kalmamış…
1461’de gönderilemediğine, 1919’da da kalanlar Trabzon’u terk ettiklerine göre; 1974 sonrası Kaplıca’ya Yunanistan veya Rusya’dan mı gelmiş Pontuslular da tekrar Davlos yapmışlar?
Öyle bir belge, kaynak var mı?
Neresinden çıkarıyor bunu o muharrir müsveddesi?
Geliyoruz şu çuvala sığmayan “Trabzonluların büyük çoğunluğu ise kültürlerinden dolayı Rumca biliyor” yalanına…
Önce bir anı; 1981’de Edirne’deyiz. O zaman uydu yok, çatı anteni Yunanistan televizyonlarını alıyor. Bir Pontus dizisi… Karadeniz’de çekilmiş. Kıyafetler, konuşmalar, oyunlarla Pontus özlemi yaşatılıp yansıtılmaya çalışılıyor. Konuşmalar tabiatıyla “Pontus’ca”.
Tabii hiçbir şey anlamıyorum.
Ama hayret; Yunanca alt yazı var…
Demek ki Yunanlılar da Pontus’cayı “anlamıyor”!
O halde kim bu Kaplıca’yı “kültürlerinden dolayı” Davlos yapanlar?
Çok basit.
“Olay” sadece “ticaret” ve “para kazanmak”tır.
Turistlere mal satmak için Trabzon’lu, İstanbul’lu esnaf Arapça; Antalya’lı Rusça, Japonca; Edirne’li Yunanca öğrenip kullanmaya çalışıyorsa; Kıbrıs’ın kuzeyinde her türlü alış verişte bayıla bayıla sterlin kullanılıp İngilizce konuşuluyorsa sırayla hepsi Arap, Rus, Japon, Yunan, İngiliz mi oluyorlar?
Ve efendim; “Köyü, deniz kıyısında bulunan turistik alanla bir yol ayırıyor. Yolun kuzey kısmı hotel, bungalov ve balık lokantalarından oluşurken, güney kısmında ise daha muhafazakar olarak nitelendirilebilen Kaplıca köyü bulunuyor. Köyde bulunan marketler alkol satışı gerçekleştirmiyor. Köyde alkol satışı olmaması nedeniyle, bölgedeki turistik mekânlar, alkol içeren ürünleri fahiş fiyatlara satabiliyor. Bölgedeki market sahiplerinden biri, alkol satmama nedenlerini, köydeki nüfusa bağlıyor. Market sahibi, yılın on iki ay olduğunu, yaz aylarını kapsayan üç ay dışında kimsenin alkol talebinde bulunmadığını ve gerçek müşterilerinin, geriye kalan dokuz ayda marketten alış verişini gerçekleştiren yerliler olduğunu ifade ediyor. Bölgedeki nüfusun, alkol konusunda tutucu olduğuna dikkat çeken market sahibi, bu nedenlerden ötürü alkol satışı gerçekleştirmediklerini söylüyor” MUŞ.
Ve ÜÇ; hem “kültürlerinden dolayı Rumca bilecekler”; hem de “tutucu olduklarından alkol satışı gerçekleşemeyecek”!
Doğru; “Rumca bilenler” ve Pontuslular “dinleri gereği” hiç/asla ve kata alkol kullanmazlar, zinhar ağızlarına bile sürmezler, günahtır, mekruhtur!
Commandaria şarabı deden yapar, Uzo’yu da nenen içer.
Peki herkes bir tarafa, Trabzon/Akçaabat asıllı olduğunu bildiğim KKTC Milletvekili bu kadar saçmaya neden çıt çıkarmaz?
Ya “KKTC Karadeniz Kültür Derneği”?
Bu yalana dolana sessiz kalacaksanız dernekçilikten anladığınız; senede bir mangal yakıp hamsi partisi düzenlemek midir, yoksa “benim dernek olarak şu kadar oyum var” deyip bir partiye yaslanarak siyasi rant/şantaj peşinde koşmak mıdır?
NOT; Pazar günkü yerel seçimlerde Lefke’de sınıf arkadaşım Rahmetli Ali Sencer’in oğlu Timuçin Pirgalıoğlu’nu; Lefkoşa’da ise Gencay Eroğlu’nu destekleyeceğim. 22 Haziran 2018

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here