Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

DEMOKRASİ’ NİN İNTİHARI

2016 başkanlık seçimleriyle birlikte Birleşik Devletler’de siyasi kurumlar​la ilgili bir şeyler ters gitti.
​G​izlenen büyük sorunlar ​ortaya döküldü.
Bunun nedeni popüler olmayan ancak umut verici bir şekilde demokrasinin kendisine bağlanıyor…

*

Amerikalı Cumhuriyetçiler, bireyin girişim özgürlüğünü ve aile değerlerini savunuyor.
Demokratlar değişimden yanadır, bireyin girişim özgürlüğünden çok toplumsal haklara ve imtiyazsız kitlelerin devletçe korunmasına ağırlık veriyor.
Eğer siyasiler bugün olduğu gibi kurucu atalarının vazettiği yaşam tarzını tanımlayan ABD Anayasası’nın ruhuna dokunmaya başlarsa;
Buna ne derin Amerika ne de Yüksek Mahkeme izin veriyor…

*

​Şimdilerde Birleşik Devletler’de​ Cumhuriyetçi​ hükümetin tercih​leri ​işliyor.​
​Bireyler​in​ büyük gruplar halinde kol​l​ektif olarak hareket ettikleri ve davranışlarının sonuçlarından sorumlu olmadıkları bir süreç yaşanıyor.
​Dolayısıyla k​​​ararların makul veya tedbirli olma olasılığ​ının düşük olduğu bir süreçte yürünüyor.
Ama “Demokrasi hatalarını düzeltmekte yavaş kalır” kuramı doğrultusunda da;
“​Hiçbir zaman intihar etmeyen bir demokrasi yoktur​ ” gerçeği büyük bir ürküntüye yol açıyor…​​​

​*​

​A​BD Anayasası​ ​​”Demokrasi”nin korunmasında​ sorumlu hükümeti sağlamak için​ güçler ayrılığı, kontroller ve dengeler​ gibi birçok mekanizma içer​iyor.
​Ama ​s​iyasal kurumlar kötüye gittikçe,​ Amerikalıların ilk ​düşüncesi ister resmi ister gayri resmi olsun,
​D​emokrasinin kapsamını genişleten ve seçmene güvenli bir şekilde sahip olduklarından daha fazla güce emanet edilen anayasal değişiklikleri aramak​ ​oluyor.​..

​*​

​Gerçi ​Amerikan hükümet​ler​i, çoğunluğun tiranlığından büyük ölçüde izole edilmiştir​ ama​ ​şimdi ABD ​azınlığın tiranlığı​ korkutuyor.
Ülkeyi halk​ yönetmiyor​, ABD devletini​ sürekli olarak herhangi bir halk denetimin​i​ kabul e​tmeyen devlet memurları ve genellikle profesyonel politikacılar yönetiyor​.​
B​u yüzden, bugün ABD hükümetinin yükselişi artan “demokratikleşme” ile örtüşüyor!
Hükümet popülerleşiyor ve popülizm kontrol mekanizmalarının kaybına yol açıyor.
​Sonuçta oligarşinin demir yasası​ işliyor​ ve  azınlık çoğunluğu yöneti​yor…​

*

​Bu yüzden ​ABD küresel bir dev olmayı sürdürmesine rağmen rakip devletler karşısında su götürmez pozisyonunun keyfini ​sürdürmekte parpazlıyor.
Y​ine de ​ABD uluslararası anlaşmalar ve sözleşmeler​d​e​n​ hareketle üzerine düşen sorumlulukları yerine getir​meye çabalıyor.
“​Demokrasi” değerler​ine  saygılı olmayan ülkeleri ekonomik ve siyasal yaptırım mekanizmalarıyla cezalandırı​yor.​

*
​Öte yanda Avrupa Birliği de  zorlu günlerden geçiyor.
​Brexit, AB için en büyük tehdit olmaya devam ederken, bir diğer tehdit;
B​irliğin doğudaki üye devletlerinin birçoğun​un​ muhafazakar ve popülist hükümetler​inin​ kendi ulusal egemenliklerini yeniden belirl​emelerinden doğuyor.
​Bu tehdit ​AB’nin federalist merkeziyetçi kontrolünü ve bloğun genelinde kimlikleri tehdit eden ortak politikalar​ın​​ oluşumunu etkiliyor.​
S​ürtüşme, bu devletlerde Hıristiyan kimliğinin yeniden bir araya getirilmesiyle birleşi​yor ve AB projes​i​​nde ciddi çatlaklar ​oluşuyor.

​*​

AB ile Polonya arasındaki artan gerilim bu değer çatışmasın​dan kaynaklanıyor.
Avrupa Komisyonu​ Polonya’nın AB oy hakkına mal olabilecek ve ciddi mali cezalara maruz bırakabileceği bir opsiyonu tetikle​miştir.​
Komisyon,​ Hukuk ve Adalet Partisi​ iktidarını​ ​çıkardığı yasalar​la Polonya’da yargı bağımsızlığını tehlikeye at​makla, dolayısıyla Avrupa normları ve değerleriyle uyumsuz ol​makla ​suçluyor.
İktidar ise Polonya’nın egemenliği ve geleneksel kimliği vurgul​uyor, giderek AB politika​larına karşı düşmanca davran​ıyor…

​*​

Macaristan muhafazakar bir müttefik​tir​, AB’nin Polonya’ya karşı yürüttüğü ​politikayı reddediyor.
​Avrupa Komisyonu ise Macaristan Başbakanı V. Orban’ı, şahsında  Avrupa seçkinleri somutlaştırmakla, Laiklikle çelişen bir “Hıristiyan Avrupa’sı” savunucusu olmakla itham ediyor.
Orban açık şekilde ABD’nin küresel Demokrasi iddialarıyla alay ederken,
Destekleyicileriyle birlikte AB politikasının sadece ulus devlet için bir tehdit olmadığını esasen Avrupa kimliğinin özünü de tehlikeye atmakla itham ediyor…

* ​
Sadece bu kadar değil! Avrupa’da siyaset​ten daha derin bölünme​ler​​ de​ ortaya çık​ıyor.​
Doğu devletleri, tarihsel Hıristiyan karakterini modern liberal inançla bağdaş​tırmaya uğraşıyor. ​
Polonya​ ve Macaristan, AB’den  Avrupa’ya gerçek özgürlüğü ve  Hıristiyanlığa dayanan daha güçlü bir uygarlığa giden yolu göstermesini talep ediyor.

​*​

Bilhassa Avrupa göçmen krizi, AB Komisyonu ve doğu devletleri arasında derin ayrılıklar ortaya çıkarmıştır.
Polonya ve Macaristan, AB’nin zorunlu kota sistemi kapsamında göçmenleri açıkça almayı reddettikten sonra, bir milyondan fazla göçmene kapılarını açan  Almanya’da,
Ortaya çıkan asimilasyon ve entegrasyon sorunlarını  ve bu çerçevede  siyaset çıkmazından ders alınması gereğini savunuyor…
Üstelik Avrupa hükümetlerinde ki yolsuzluklar da, Bulgaristan’da olduğu gibi devleti ele geçirerek “Devlet yolsuzluğu” yapma fiileri had safhada genişlemektedir.

*

Bunlar Doğu’da egemenliklerini ve Hıristiyan kültürlerini savunmaktan korkmayan muhafazakar hükümetleri ortaya çıkarıyor.
Demokrasi gerçek bir tehditle karşı karşıyadır.
AB, doğu ülkeleri için sürekli iç siyasî meselelere müdahalelerle demokrasi çizgisini tutturmaya çalışıyor,
Ama bu sürtüşmelerin uzun vadede demokrasiye çok daha fazla zarar vereceği endişesi giderek büyüyor…

​*​
​Bu sırada Türkiye​ demokrasisi; kurumlaşmanın henüz sağlanamamış olmasının sancılarını yaş​adığı bir dönemden geçmekteyken,
Kendisini muhafazakâr demokrat olarak tanımlayan İslamcıların oluşturduğu,
Türkiye’deki sermaye birikimini rejimin mantık ve yapısı dışında demokratik olmayan yollarla gerçekleştiren AKP iktidarıyla karşılaşmıştır.
O günden beri AKP; İslam dünyasına yönelik ekonomik bütünleşme, uluslararası politikada İslami devletler ittifakı peşinde olan bir sermaye ve bu anlayış doğrultusunda oluşturulan bir devleti inşa etmiş bulunuyor…

*

Türkiye, AKP iktidarları sürecinde bir yaşam tarzı, ideoloji ve zihniyet dünyasına ait bir ayrışmadan çok ekonomik ve politik tercihlerle ilgili bir ayrışmaya uğramıştır.
Kendi çıkarlarını din kisvesi altında ifade eden bir sermaye kesimi, diğer sermaye kesimlerini stratejik olarak farklı tercihler izlemeye zorlamış,
Doğrusu AKP iktidarı Ortadoğu ve AB’ ye ilişkin politikalarda gerilimlerle neden olmuştur.
Emperyalizm karşısında kendini güncelleyemeyen, bu yüzden demokratikleşemeyen ve  tıkanan Türkiye Cumhuriyetini erozyona uğratmış,
İslam ülkelerine yayılmacı felsefede istihbarat, emniyet, yargı, merkezi, yerel, özerk idareler, üniversiteler, medya ve TSK üzerinden yeni bir devlet ve yeni bir bürokrasi oluşturulmuştur…

*

Bugün bu devletin  “Demokrasisi” İslamcı diktatör Recep Tayyip Erdoğan​ yönetiminde​;
Çöken bir ekonomi: Fethullah Gülen: OHAL: Üçe bölünmüş bir sosyal yapı : Öngörülebilirliğin azalması: Güven ve güvenlikte olağanüstü sıkıntılar: Cari açığın düşürülememesi : Borçların ödenememesi: Ülke varlıklarının elden çıkarılması gibi bir durumu arz ediyor.

​*​

​Bu çerçevede Türkiye; bir dikta yönetimi altında, OHAL idaresinde, bütün yönlerinde haksızlığın pik yaptığı bir süreçten,
​24 Haziran’da​, hem parlamento hem Cumhurbaşkanlığı seçimlerine götürülüyor.​
​S​eçimlerin 4 olasılığı bulunuyor;
1​-​ Erdoğan’ ın cumhurbaşkanlığını ve AKP’ nin meclis çoğunluğunu kazanması,
​2-​ Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını kazanması ama AKP’nin meclis çoğunluğunu kaybetmesi,
​3-​ Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını kaybetmesi ama AKP meclis çoğunluğunu kazanması,
​4-​ Erdoğan ve AKP’nin seçimleri kaybetmesi olasılıkları.

*

Bu noktada sıcak bahis 1. ve 4. seçeneklerdir.
1. Seçenekte, Türkiye’nin ağır sorunları ve demokrasi açığı nedeniyle toplumun en az yarısı tarafından dışlanan Erdoğan’ın,
Sorunlarla baş edebilmesi, itibarını ancak şeklen kurtarabilmesi için daha çok baskıya başvuracağı,
Ancak şiddetli kutuplaşmış toplumda potansiyel bir tehlike olarak ortaya çıkacak sokak şiddeti ve bir iç savaşla birlikte acı verici bir rejim değişikliği döneminden geçilmesi kaçınılmaz görünüyor.

*
4. Seçenek en az 1.seçenek kadar tehlikelidir.
Bu kez Erdoğan’ın ve AKP’nin haricinde Cumhurbaşkanı olan kişi ve meclis çoğunluğunu kazanan siyasi partinin;
​S​orunlarla baş edebilme​k ve itibarını  koruyabilme​k​ için​,​
Erdoğan’ın yıllardır iddia ettiği İslam ülkelerine yayılmacı felsefede istihbarat, emniyet, yargı, merkezi, yerel, özerk idareler, üniversiteler, medya ve TSK üzerinden​,​
​Y​eni Türkiye parti devletini nasıl aşabilece​ği büyük bir sorun arzediyor.

​*​
​Her iki halde de şiddet içeren gruplarda toplanan Erdoğan taraftarları,​ “​büyük önder​”​​ kabul ettikleri Erdoğan’a karşı çıkan ​”​hainler le çatışmak için sokaklar​d​a ​olacaklardır..
​Bu görünüm Erdoğan’ın perişan ettiği “Demokrasi”nin bir sonucudur. ​
​Bu durum başta ABD olmak üzere  hiç bir çağdaş ülke tarafından kabul edilmeyecek,
​Göz göre göre Türkiye’ki demokrasinin intiharına​ yol verilmeyecektir.

1​9. 6. 2018​

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here