Cemiyetimiz de adı kölelik olan iğrenç bir hastalık var. Bu hastalık parti ve din köleliği… Mesela hangi kölenin siyasi parti lideri bir yanlış yaparsa sen yanlışını bildirirsen hemen bu köleler sana saldırır veya başka partinin liderini eleştirir!

Hangi tarikat hocası dini kullanarak bir yerlerinden yalan ayet uydurur, hemen sadece namaz kılıp, oruç tutmadan başka hayatında bir kitabı bile okumayan hocaların kokuşmuş ağzından çıkanı dinleyen bir sürü köle saldırıya geçip karşısındakini dinsiz ilan eder. Oysa karşısındaki hakiki dinini yaşayan, eğitimli bir hocadır.

Aziz köleler saldırıya geçmeden önce Yaradan’ın size verdiği o beyini kullanın. Yok, eğer siyasi parti ve ya cemaatlerde uydurulan yalanlarla beyninizi kurdublarsa bari susun! Unutmayın köleler ağaları tarafından kışkırtmak içinse, susmasını da bilmelidirler. Yıllardır sırtınızda taşıdığınız bu siyasetçi ve hocalar yüzünden milletin manevi değerlerini yok ettiniz. Azcık kendinize yazığınız gelsin. Bir kac günlük sırtınızda taşıdığınız ağalarınızı indirin, dinlenin. Yoksa kölelerle aynı ortamda yaşamaktan ülkemizi kaybedeceğiz. Sizinle aynı, insan sınıfında olmaktan utanır hale getirmeyin insanlığı. Unutmayın bu güne kadar yaşanan tüm olumsuzluklar sizlerin köle psikolojisi yüzünden oldu. Ve sizi kullananlarda bunu iyi bilir.

Kölelik psikolojisine yatkın olduğunuzun  işaretleri;

Çok fazla televizyon seyretmek: Köle psikolojisine yatkın olmanın en açık işaretlerinden biri de ana akım TV yayınlarının esiri olmaktır. Çünkü gün boyu gözünüzün önünden akıp giden dizilerin, realite showların ve sizi sürekli tüketmeye yönlendiren reklam kuşaklarının insan algısını manipüle ettiği artık bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek.

 Politikacıları desteklemek:Politika, öz itibariyle dünyayı gerçek manada iyiye götürmeyi amaçlayan bir araç olmaktan çok uzaktır. Politikacılar genelde iktidarı elde etmek uğruna, boş vaatlerin ve anlamsız argümanların ardına sığınırlar. Bu yüzden bir politikacıyı ya da siyasi partiyi ateşli bir şekilde desteklemek demek, politikacıların toplum üzerinde uyguladıkları köleleştirme politikalarının amacına ulaştığını gösterir.

Alışverişin sizi dertlerinizden soyutladığına inanmak: Cevabınız evetse özgür bir ruh olduğunuzu söyleyemeyeceğiz. Çünkü moda trendleri, sürekli değişen eğilimler ve cafcaflı reklam kampanyaları sadece büyük şirketlerin daha fazla para kazanmasını sağlamak için kurgulanmış bir oyundur.

Bir dine / inanca körü körüne bağlı olmak: Dinler ve inanç sistemleri insanlara genelde erdem ve spiritüel hayat dersleri içerse de, bu inanç sistemlerini hiç sorgulamadan kabul edip tüm hayatı bu kökleşmiş inançlara göre yaşamak sizin zihinsel özgürlüğünüzü elinizden alır. Zamanla hayal gücünüzü ve haksızlıklar karşısındaki tepkinizi de yitirmenizi sağlayan bu davranış biçimi yaşam kalitenizi de hızla düşürecektir. Aliya İzetbekovic deyir ki; “Unutmayın dinle bilim ayrı düşünce din geriliye bilim ise Ateizme doğru ilerler”

 Çalışma konusunda kendinizi aşırı baskı altında hissetmek:, Mevcut ekonomik sistemin en kötü yanlarından biri de insanları kredi kartları, banka kredileri vb. kanallarla sürekli borçlandırarak onları sevmedikleri işlerde çalışmak zorunda bırakması.

Yediklerinize dikkat: Bedeniniz, ruhunuzun tapınağıdır. Bu yüzden, tüm hayatınızı içinde yaşamak zorunda olduğunuz bedeninize çöp kutusu muamelesi yapamazsınız. Market raflarında gördüğünüz renkli paketlere ya da televizyonda yayınlanan iştah kabartan reklamların oyunlarına gelerek endüstriyel gıdalar tüketmek, kendinizi bir bağımlılığın içine hapsetmekten başka bir şey değildir. Bundan başka büyük şirketlerin isteği üzerine televizyonlardaki diyetisyen doktorların uydurduğu saçma sapan yemekler. Yani insan olarak özgür yemek hakkınızdan vazgeçip kendinizi karatayların eline bırakmışsın.

Şuursuzca ilaç almak:Sistemin topluma dayattığı en zehirli alışkanlıklardan biri de kontrolsüz ilaç tüketimi. Çünkü günümüzde ilaçlara ulaşmak son derece kolay… Amerika’da ağrı kesici bağımlılığı yüzünden acı çeken yüzbinlerce insan olduğunu hesaba katarsak, sistemin hesaplandığı gibi tıkır tıkır işlediğini görebiliriz.

Aslında bu konuyu uzatabilirdim. Sadece okuyucuların sabrını da dikkate alıp es geçtim. Diğer yazılarımda da sabırsızlık hastalığını yazacağım. Emin olun o kölelik hastalığından daha dehşetlidir.

 

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.