Bir ramazan programına ait olduğu anlaşılan ve sosyal medyada dolaşan bir video kaydında orta yaşlı tesettürlü bir kadın, bizim meşhur hocaya soruyor:
-“Yeni evliyken eşim bana orucumu yedirdi; zorla. Onu ben mi tutmalıyım, yoksa kendimi?”
Seyircilerin kahkahaları ve alkış tufanı arasında kendisi de gülümseyen ve uzunca bir süre kafasında vereceği cevabı tasarlayan meşhur hoca, sonunda cevap veriyor:
-“Ehehe; tabi o günaha girmiştir. Tövbe istiğfar etmesi lazım. Onun oruç tutmasına gerek yok! Onun günahı ayrı bundan dolayı. Keşke onu diyebilmiş olsaydık; keşke senin yerine o oruç tutsaydı. Ancak orucu yiyen kişi olarak siz tutmalısınız orucu. İleride bir gün kaza edersiniz. Sadece bir gün, tamam mı?”
Meşhur hoca, orucu zorla yedirmekten ne anladı bilmiyorum.
Uzun süre gülümseyerek soruyu soran kadına baktığına göre; aslında soruyu doğru anladı.
Ancak cevabını yanlış verdi!
Yani kadın demek istiyordu ki; “genç yaşımızda henüz yeni evliyken oruçlu vaziyette, eşimin ısrarıyla cinsel ilişkiye girdik ve orucumuz bozuldu. Oruç ibadetine dair hükümler karşısında bizim durumumuz nedir?”
Kadın “yeni evliyken..” vurgusu yaparak, bunu açıkça belli ediyor zaten.
Görüldüğü gibi, bu olayda kadın ve erkek olarak her iki eşin de orucu bozulmuştur.
Elbette erkek de oruç tutuyordu ise.
Bu sebeple her ikisinin de kaza olarak birer gün oruç tutması gerekir.
Hadiseye sebep olduğu ve ısrar ederek kadına orucunu bozdurduğu için erkeğin ilave olarak tövbe istiğfar etmesi, durumu yerindeyse hayır hasenat işlerinde bulunması, mesela sadaka türünden yardımlarda bulunması elbette yerindedir.
Bu, en azından bu işten dolayı duyulan vicdan azabından ve ruh sıkıntısından kurtulmak için faydalıdır.
Ancak “eğer eşiniz zaten oruç tutmuyordu ise” gibi herhangi bir ön şart belirtmeden “onun oruç tutmasına gerek yoktur” demek yanlıştır.
Hocanın, televizyon vasıtasıyla umuma açık şekilde verdiği bu yanlış cevabı düzeltmesi iktiza eder.
Efendim “erkek, eşini zorlamış ve ona zorla orucunu bozdurmuş. Bu sebeple erkeğin günahı kadına göre daha fazla. Onun bir gün kaza orucuna ilave olarak başka şeyler de yapması gerekir!”
Valla benim gördüğüm kadarıyla; soruyu soran kadın da o işten hoşnut kalmış gibiydi.
Soruyu sorarken ağzı kulaklarında görünüyordu.
Ya da soru, sanki sorması için önceden kadına verilmiş kalıp bir soru gibi geldi bize!
Üstelik, “zorla bana tecavüz etti” demiyor, sadece “zorla orucumu bozdurdu” diyor.
Belli ki; deli oğlan, gençliğin ve yeni evlenmenin verdiği enerji ile eşi olan kadına bir miktar ısrarcı olmuş, o da sonunda razı gelmiş…
*
Orucu bozan şeyler bellidir.
Bu anlamda, oruçlu iken eşlerle cinsel ilişkiye girmenin, oruçlu iken yemek içmekten, ilaç içmekten, damar yoluyla serum veya kan almaktan fazla bir farkı yoktur.
Hepsi de orucu bozar ve kazası gerekir.
Efendim, “orucu bozan şeyler arasında cinsel ilişkiye girmek diğerlerinden çok daha günahtır!”
Neden, keyif verdiği için mi?
Keyif denilen şey, adamına göre değişir.
Aç bir insan için en çok keyif veren şey yemek, susuz bir insan için en çok keyif veren şey sudur mesela.
Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk, ekranlarda kendisine “Hocam akşam iftar vaktinde seksle oruç açılır mı?” diye soru soran bir adama şöyle cevap vermişti:
-“Kudurdun mu be adam? Önce bir güzel ye, iç, orucunu aç; sonra ne halt edersen et…”
*
Eşler dışındakilerle oruçlu iken cinsel ilişkiye girmek ise farklıdır.
Bu durumda hem oruç bozulur, hem de zina suçu işlenmiş olur.
Bu elbette büyük günahtır ve cezası da farklıdır.
Onun günahını 61’de temizleyemez!
*
Genel kabul edilmiş görüşe göre; oruçlu iken cinsel ilişkiye girmenin hükmü şöyledir:
“Oruçlu olduğunu bile bile cinsel ilişkide bulunmakla oruç bozulur, hem kaza ve hem de kefaret gerekir (Buhârî, Savm, 30). Kişinin hanımını sadece öpmesiyle orucu bozulmaz (Buhârî, Savm, 24). Ancak kendine güveni olmayan, işi daha ileri götürmek endişesi olan kişinin hanımını öpmesi ve kucaklaması mekruhtur (Ebû Dâvûd, Savm, 35). Eğer öpmek veya kucaklamakla boşalma meydana gelirse, sadece mekruh olmakla kalmaz, aynı zamanda oruç bozulur ve gününe gün kaza gerekir (Merğinânî, el-Hidaye, I, 123).”
Diyanet’in görüşü olarak da sağda solda yayınlanan bu ifadelerde görüldüğü gibi “kefaret” tabiri de geçmektedir.
Yani halk arasında “61” olarak bilinen olaydan bahsedilmektedir.
Bu 61’in biri, bozulan orucun yerine kaim olmak üzere tutulur, 60’ı da ceza olarak tutulur.
Peki ceza, yani kefaret diye bir olay var mıdır?
Kur’an’da orucu bozan şeylerden bahsedilmekle birlikte (Bakara/187), kefaretten bahsedilmemektedir.
Hadise, tamamıyla hadis kaynaklıdır.
Bu sebeple bazı İslam alimleri, uydurma hadisleri de hesaba katarak, oruçta 61 diye bir olayın bulunmadığını söylemişlerdir.
Bir İslam alimi olmamakla birlikte doğrusu biz de böyle düşünenlerdeniz.
Zira bizim kanaatimiz de, oruçlu iken duymuş olduğu şiddetli arzu ve ihtiyaç sebebiyle orucunu bozan kişinin, bir günlük oruca karşılık fazladan 60 gün, 30 günlük oruca karşılık 1800 gün daha oruç tutmasına gerek olmadığı yönündedir.
Adam zaten bir gün bile dayanamamış, 60 güne nasıl dayansın!
Elbette sağlık açısından sakınca yoksa oruç bozulan gün sayısı kadar oruç tutulmalıdır!

Uludere’deki Atatürk Sevgisi

Dün Şırnak Uludere’den bir görüntü yansıdı televizyon ekranlarına.
Büyüklerin eğlence tertip ettiği, Kürtçe ve Türkçe şarkılar söyleyip halaylar çektiği bir meydanda birden yağmur bastırıyor.
4-5 yaşlarında küçük bir kız çocuğu elindeki şemsiyeyi hemen meydanın kenarındaki Atatürk büstünün üzerine tutarak büstün ıslanmasına engel olmaya çalışıyor!
Bu manzarayı görünce hem gözlerim yaşardı, hem de baltayı ve tahrayı alıp Atatürk heykellerine saldıran ve “Meczuptur” denilerek geçiştirilen hergeleler geldi aklıma.

En çok da birkaç yıl önce “Kartal İmam-Hatip Lisesi öğrencisi” oldukları iddia edilen bir grup türbanlı genç kızın, parmaklarını okulun bahçesindeki Atatürk büstünün burnuna sokarak ve kafasına dokundurarak yaptıkları saygısızlık yıktı beni.
Uludereli küçük bir Kürt kızı, bize bir kez daha gösterdi ki; etnik kökeni ne olursa olsun bütün insanlar masum doğarlar.
Ona şekil ve yön veren, çevredir.
Aile, sokak ve okul demek istiyoruz.
Özellikle de okul ve eğitim.
Umarım ve dilerim ki; yağmurda ıslanmasın diyerek elindeki şemsiyeyi Atatürk büstünün üzerine tutan Uludereli bu küçük kız, ileride almış olduğu yanlı ve yanlış eğitimin etkisiyle bir Atatürk düşmanı olarak çıkmaz karşımıza.
Hele de militan olarak!
Bu bakımdan, yani Kartal İHL öğrencileri oldukları söylenen başörtülü genç kızlar ile Uludere’deki küçük kızın Atatürk’e karşı takınmış oldukları tavırlardan hareketle; Sayın Cumhurbaşkanının, açıklamış olduğu Manifestodaki “Tek tip insan yetiştirmeyeceğiz” sözünün altını kalın çizgilerle bir kez daha çiziyoruz…

25.06.2018
Ömer Sağlam

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.