Recep Erdoğan hükümetinin, Cumhuriyetin ulus bütünlüğünü, ulusal birliği ve tam bağımsızlığını belirleyen, bunlarla bağdaşmayan ödünlerde bulunulmasını engelleyen Türkiye’nin 1.Meclisinin Misak-ı Milli’sinin değil,
Israrla son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin ülke sınırlarını Suriye ve Irak’ın kimi bölgelerini de kapsar biçimde belirlediği Misak-ı Milli’si peşinde koşması;
Türkiye’yi çağdaş dünyadan koparmıştır, ülke ekonomik ve siyasi olarak bir felâkete sürükleniyor…

*

Bu noktada Ulu Önder Atatürk, “Hayat felsefesinin garip bir tecellisidir ki, her faydalı ve her yeni şeye karşı mutlaka bir kuvvet çıkar.
Buna bizim dilimizde irtica denir.
İşte bu irticanın imhası için gerekli tedbirleri evvelden almış olmak lazımdır.
Uygarlık yolunda başarılı olmak yenileşmeye bağlıdır.
Uygarlığın buluşları, teknik harikaları, dünyayı değişmeden değişmeye uğrattığı bir dönemde yüzyıllık köhne düşüncelerle, maziseverlikle varlığı koruyup, sürdürmek olasılığı yoktur”  sözünü bir kez daha hatırlamak gerekiyor…

*

İşte, 2254 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararının tanımladığı üzere;
Anayasal, kanuni ve meşru sorumluluğu olan Esad hükümeti  ve Suriye halkının öncülüğü ve sahipliğinde,
​Ortadoğu’da,
ABD koalisyonu ve k​apsayıcı, özgür, adil ve şeffaf bir siyasi sürecin hayata geçirilmesine yardımcı olması için Astana süreciyle Rusya, Türkiye ve İran’ın yürüttüğü  bir istikrar planı işliyor…

*
1-Ortadoğu’daki bütün sorunlardan bağımsız olarak “İki Devletli Çözüm” amacıyla Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması, bu suretle  tarafların barışa ivmelenmesi ve İsrail- Filistin Barışı’nın sağlanmasına,
2- İslamcı İdeolojilerin ve terör örgütlerinin ortadan kaldırılmasına,
3- Suriye krizine siyasal çözüm bulunmasına,
4- İran’ın nükleer bomba kullanma olasılığının engellemesine çalışılıyor…

*
Bu paralelde, Astana süreci ve Soçi Zirvesinde Rusya, Türkiye ve İran;
1- Suriye İç Savaş’ına siyasi çözüm noktasında Kürtlerin katılımının sağlanması,
2- Şam’ın meşru izni olmadan uluslararası güçlerin Suriye’de bulunmasının hiçbir nedeninin olmadığı,
3- Yabancı askerlerin varlığının yalnızca Suriye hükümeti onları davet ettiyse kabul edilebilir bir durum olduğu,
4- Suriye krizinin çözümüne yönelik hiçbir siyasi inisiyatifin  ülkenin egemenliğini, birliğini ve bütünlüğünü hiçbir halükarda bozmaması konularında anlaşmışlardır…

*

Öngörülen  istikrar planı  bu düzlemde seyrederken;
Tayyip Erdoğan, İsrail askerlerinin Gazze sınırında eylem yapan 15 Filistinli’yi öldürmesine,
“Biz, haklı davalarında sonuna kadar Filistinlilerin yanında yer almayı sürdüreceğiz. İsrail terörünü her fırsatta ve her zeminde ifşa edeceğiz” diyerek tepki gösteriyor.

*
İsrail Başbakanı Benjamin Netenyahu ise,
“Erdoğan, ona tepki gösteren insanlara alışkın değil ama buna alışmaya başlamalı.
Kuzey Kıbrıs’ı işgal eden, Kürt şeridini işgal eden, Afrin’de vatandaşları katleden kimse, bize değerler ve etik hakkında ders veremez” diyor.

*

​Bu kez Erdoğan, “​Türkiye​’​ye sataşmasınlar. Önce teröristleri Elysée Sarayı​’​nda kabul edenler kendilerine çeki düzen versinler.
Kendilerine çeki düzen vermeyenler Türkiye​’​nin dostluğunu da kaybederler.
İsrail Başbakanı muhatabım değil de​,​ bir l​â​f etmiş.
Onların ordusu hiçbir zaman zulüm yapmamış.
Dünyada İsrail ordusunun ne kadar zalim olduğunu benim anlatmama gerek yok​.​
Kalkmış bizim​ askerlerimizin ​ Afrin​’​de mazlumlara zulüm ettiğini söylüyor.
Ey Netanyahu​!​ ​S​en çok zayıfsın, çok garipsin. Bir defa kendine çeki düzen ver. Biz teröristlerle uğraşıyoruz ama senin derdin teröristler değil sen terör devletisin​ ” diyor…​

*
Ama Ortadoğu’daki işler, B.Netenyahu’nun işaret ettiği üzere;
“Erdoğan, ona tepki gösteren insanlara alışkın değil ama buna alışmaya başlamalı” yoluna dönmüş ve süratle ilerlemeye başlamıştır…

*

Perşembe günü, Başkan D.Trump Suriye’den çok yakında çıkılacağını, böylece “diğer bölge ülkelerinin” daha büyük roller üstleneceğini,
Ancak İran’ın Suriye’de askeri varlığını tesis etmemesi için birkaç yıl boyunca az sayıda ABD kuvvetinin bölgede kalacağını açıkladı.
Aynı gün, Fransa Cumhurbaşkanı E.Macron, aralarında YPG’lilerin de bulunduğu bir heyetle Elysée Sarayı’nda bir araya geldi.

*

Ve Saray’dan,
1- Fransa’nın ABD ile anlaştığı üzere Kuzey Suriye’de konuşlanacağı,
2- YPG dahil Kürt yetkililerle Suriye’nin kuzeyinde istikrar sağlanacağı,
3- Fransa’nın Suriye’nin kuzeyinde IŞİD’le savaş koalisyonunu faaliyetlerinden başka yeni operasyon düzenlemeyeceği,
4- Demokratik Suriye Güçleri ile Türkiye arasında arabuluculuk yapılabileceği,
5- Fransa’nın  bölgede var olan rolünü güçlendireceğine ilişkin açıklaması yapıldı.

*

Bu noktada Fransa’nın, Batılı ülkeler adına bu ülkelerin Suriye’ye karşı oynadığı askeri role ilişkin tanıklıkların silinmesi için Kuzey Suriye’de bulunacağından söz ediliyor.
Bunun için Kosova örneğinde olduğu gibi bu kez Fransa, Kürtlerin Paris’te  bir temsilciliği olan Rojava’yı ;
Fransız-Suriye Anlaşmasını: Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmeyi :Fransız Anayasası’nı ihlal etmek pahasına,
Geleceğin Suriye Federasyonunda özerk bir devlet olarak tanıyacaktır…

​*​

Rojava’nın özerk bir devlet olarak tanınmasından sonra kurulacak ve evrensel yargı yetkisini kullanacak bir mahkeme,
Bugün PYD’nin elinde esir olan Avrupalı İŞİD cihadçilerini yargılayacak,
Onların temsil ettiği ülkelerin Suriye’ye karşı oynadığı askeri role ilişkin tanıklıkları silinirken,
İlgili Rojava Mahkemesi BM Savaş Suçlarını Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı  dava dosyalarını,
Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi mevcut bir organa ya da  Suriye için yeni bir mahkemeye  aktararak yetki verecektir.
Bu suretle  hukukî alt yapı oluşturulacak ve Suriye krizinin siyasi çözümü yolunda yürünecektir.

*

Erdoğan, Fransa’nın Suriye’ye “tamamen yanlış yaklaştığını” söylüyor.
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’ a  “Sen kimsin, arabuluculuk yapacaksın?” derken,
Erdoğan, “Macron ile geçen hafta görüştüm. Baktım garip garip şeyler söylüyor. Kendisine biraz frekansı yüksek oldu ama söylemek zorunda kaldım” diyor…

*
Ama bir önemli gelişme d,e Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’dan geliyor.
Mart’ta lobi faaliyetlerinde bulunmak üzere yurt dışına çıkan Veliaht, Mısır’da Başkan Abdel Fattah el-Sisi ile görüşmesinin ardından,
​”​Mısır ve Suudi Arabistan​’​ın düşmanları şeytan üçgenini temsil ediyor. Bu da Türkiye, İran​, Katar​ ve terör örgütleridir​”​ demiş,
Erdoğan​’ın​ yeni bir​ ​​”​Osmanlı Halifeliği​”​ kurmaya çalıştığını iddia e​tmişti.

*

Yine Türk Dışişleri Bakanlığı anında karşı çıkmış,
​Bu kez ​Suudi Arabistan Ankara Büyükelçiliği,​ ​Prensin sözlerinin doğru olduğunu ancak bu sözler içerisinde hedefin Türkiye olmadığını belirtmişti..
​Ya? ​Büyükelçilik açıklamasında, “Veliaht Prens, şer güçlerden söz ederken Müslüman Kardeşler ve radikal grupları kast etmiştir” demişti…​

*
Prens Bin Salman, 20 Mart’ta Beyaz Saray’da bir araya geldiğinde Başkan D.Trump’a,
“Eğer ABD askerini Kuzey Suriye’den çıkarırsanız kontrolü kaybedersiniz.
Biz, ABD Birliklerinin Demokratik Suriye Güçleri ve Kürt PYD’nin kontrolü altında bulunan  Kuzey Suriye’yi ayakta tutmak ve rehabilite etmek maliyetlerini karşılamaya,
Bunun için 4 milyar dolar vermeye hazırız” diyor…
Başkan Trump, Kuzey Suriye’ye yapılan 200 milyon dolarlık ABD tahsisatını kesiyor!

*

Suudi Arabistan ve İsrail koalisyonu; ABD askeri birliklerinin Fırat nehrinin doğusundaki üslerinden ayrılması durumunda,
Doğu Suriye, Ürdün ve İsrail  İran’dan gelecek saldırılara doğrudan açık olacak, bu durum  Suudi Arabistan’a da aşırı yükler getirecektir.
Bu noktada İsrail zaten,  İran’ın Suriye’de kalıcı bir askeri bir konuma gelmesini önlemek için ABD’den daha iyi bir garantiye sahip olamayacağını düşünmektedir.
Nitekim Başbakan Netenyahu bu düşünceden hareketle 5 Mart’ta Beyaz Saray’da  Başkan Trump’tan, sadece ABD kuvvetlerini Suriye’de tutmak için değil Afrin’de Türk Ordusuna karşı savaşan Kürt YPG milislerinin desteklenmesini de istemiştir…

*
Şimdi Suudi Prensi Salman’ın Bağdat’ı ziyaret etmesi ve İran’ın genişlemesine karşı;
Irak’ın ordusunu Suriye sınırına göndermeye ikna edip-edemeyeceği bekleniyor.
Ama Türk Ordusunun bulunduğu Kuzey Suriye’nin giderek kuşatıldığı görülüyor…

*

Keşke, Türkiye bu işlere hiç  girmeseydi…

3. 4. 2018

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.