Yorum|Ejder İsmailov-

Türk’ün kanlı düşmanları olan Stepan Şaumyan ve Anostas Mikoyan ermeni terörün kurucusu!

“26 Bakü komiserleri” (kommunistleri) hakkında tarihi hakikat

Yahut 3 mezarsız komiser kimdir?

1989- yılında Azerbaycan Tarih Muzesinin eski direktörü akademik (ordinaryüs profesör) Püstehanım Azizbeyova devlet numayende heyetinin terkibinde Hindistanda seferde olmuştur. O, vatana döndükten sonra Azerbaycan Televizyonunda sensasyon konuşması ile dinleyicileri heyecanlandırdı. Akademikin kendisi bile telaşla konuşuyordu. P.Azizbeyova Delhide Devlet müzesinde “26 Bakü komiserleri”nin lideri Stepan Şaumyanın son yılların yayını olan kalın br kitabının sergilendiğine şahitlik ettiğini söylüyordu.

Püstehanım Azizbeyovanın şahitliği beni bu yönde araştırmalara itti. Bakünün merkezi parklarının birinde yerleşen “26-lar”ın defnedildiği parkta son aylarda yeniden yapılandırma işleri aparılarken umumi mezarlıktauzmanların hayata geçirdikleri araştırmalar zamanında maksatlı şekilde üstünden geçilmiş tarihçe ile bağlı yeni fikirlerin meydana gelmesine sebep oldu. İşte bu yüzden de Püstehanım Azizbeyovanın şahitliğine dayanarak daşnak-bolşevik lideri ermeni Stepan Şaumyanın “gizemli şekilde” kaybolması hakkında uzunsüreli araştırmaların sonucunu Türkiye okurlarına taktim ediyorum.

“26-lar”ın kurşuna dizilmesi konusunda o yıllarda Güney Kafkasyada yayınlanan “İskra”, &Znamya Truda&, &Narodnı Znamen& ve başka gazetelerde yazılar yer almıştı. Fakat yazıların hiç birinde Merkezi Kaspi Diktatörlüğünün Aşkabat hapisanesinde tutukladığı 26 komiserin ve onlarla birlikte hapsettiği diğer bolşevik liderlerinin hayatı hakkında doğru-düzgün bilgi verilmiyordu. Makaleler Krasnovodsktan gelen ve dilden-dile dolaşan haberler esasında hazırlanıyordu. Güncel yayınlarda bir-birini desteklemeyen, farklı bilgiler hakikati olduğu gibi veremiyordu. Çünkü o yazıların bir kısmında komiserlerin “iz bırakmadan kaybolmalarından”, bazısında onların “kurşuna dizilmelerinden”, diğerlerinde bolşevik liderlerin “Hindistan”a götürülmedi konusunda haberler halk arasındakı konuşmalardan başka hiç bir resmi evraka dayanmıyordu.

Fakat mesul şahıs olarak eser Vadim Çaykinin apardığı geniş kapsamlı araştırmalardan, kanlı olayı gerçekleştiren bazı şahıslardan aldığı ifadelerden sonra“İskra” ve “Znamya truda” gazetelerinde 12 mart tarihli sayında yayınladığı “26 Bakü Komiserlerinin idamı” başlıklı makalesinde Bakü işçisinin liderlerinin ingilizler tarafından Ağcakum çöllerinde kurşuna dizildikleri sonucuna varıyordu. V.Çaykin bu tarihi cinayetin sebebkarları olarak yerli ihanetkarlarla beraber, Büyük Britanya hükumetinin Doğuda işgalci siyasetini hayata geçiren askeri missiyanın başçılarından Aşkabatta oturan kapitan Tig Consu ve onun Meşhetteki hamisi general Mallesonu suçlu buluyordu.

Bununla ilgili olarak “Azerbaycan” gazetesinde yayınlanmış Büyük Britanya Baş Karargahının beyanatında deniliyordu ki, Tig Consu “26-lar”ı kurşuna dizmekte ittiham eden V.Çaykinin “beyanatı baştan-başa yalandır ve burada esas maksat ingilizleri kamunun hedefine çevirmektir”. “Kapitan Cons komiserleri Hindistana göndermeyi teklif etti ve bunun cevabında Aşkabat (icra) komitesinin üyelerinden biri cevap verdi ki, o kendi kararını verebilir… Bundan iki gün sonra Tig Consa belli oldu ki, komiserlerle ilgili gerekli tedbirler görülmüş, kendi de bu zaman onların katledilmesine işare ediyordu.

Bu konuda kapitan Tig Cons hemen general Mallesonu haberdar etti. Bir sure geçtikten sonra Aşkabat komitesinin adıgeçen üyesi kapitan Tig Consun yanına telaşlı halde gelerek bildirdi ki, Şaumyanın akrabaları onun nerede olduğu konusunda bilgi istiyorlar ve Tig Consdan komiserlerin Hindistana gönderilmesi haberinin kesin olmasını onaylamasını rica etmişler.Tig Cons bundan razı olmadan imtina etti.Kapitan Tig Consun komiserlerin infazına aitliği bununla da bitiyor”.

Bu beyanat doğal olarak sorular doğuruyor: “Şaumyanın akrabalarının ricası” konusunda dile getirilen fikir daşnak-bolşevik lideri S.Şaumyanın ömrünün sonuna kadar Hindistanda yaşadığı konusunda zaman-zaman insanlar arasında dolaşan fikirlere, aynı zamanda, “kurşuna dizlmiş” komiserin son yıllarda yazdığı kitabın Hindistan müzesinde saklandığına şahitlik eden Püstehanım Azizbeyovaya hak kazandırmıyormu? Komiserlerin 26 kişisi o zaman kurşuna dizilmişti mi?

Elimizde olan telegram metinlerinde, resmi evrak olarak bu sorulara açıkça cevap veriliyor.

Telegraf P.№M.D 00538, vakit 18/ alınıb 19 eylül 1918-ci yıl/. General Mallesondan, Meşhet — Baş Karargahın reisine. Simla.

1. Eylülün 17-de Battin Krasnovodsktan telegraf vasıtasıyla bildirmiştir ki, Baküden bura gelenler arasında onlar bolşevik rehberleri Petrov, Şaumyan, Avakyan, Caparidze, Karganovu hapsetmişler. Bu zaman mermilerle beraber iki makineli tüfek ve silah müsadere edilmiştir.

2. Aşkabat hükumetine yukarıda adıgeçen liderlerin Hindistana gönderilmesi ilealakadar onların bana verilmesi ileilgili soru gönderiyoruz, çünkü şimdiki zamanda onların Zakaspide olmaları oldukça tehlikelidir&.

Konuşmanın 18-19 eylül 1918-ci yıla ait olan bu telegrafta gösterilen liderlerin Hindistana — ingiliz sömürgecilerinin Doğudakı baş karargahına götürülmelerinden gidiyor.Mesele şöyle olduğu halde adıgeçen komiserlerin ingiliz karargahının kararıyla aradan bir kaç saat geçtikten sonra, yani 20-ne geçen gece özel bir trende Aşkabattan 207 kilometre uzaklıkta kendine tarihi isim edinmiş bir yere — “Ağcakum çölleri”ne getirilerek orada farklı komiserlerle bir yerde “kurşunlanmaları” hiç bir şekilde akıl alır durum değildir. Çünkü telegrafta bu liderlerin acele kurşunlanmaları değil, onların Zakaspi Diktatörlüğünde alıkoyulmalarının olağanüstü tehlikeli olduğu bildiriliyordu.

Yapılan kanlı cinayetten 3 gün sonra Hindistana Meşhetten vurulan telegraf “kurşunlanmanın” üzerinden 90 yıl (1918-2009) geçtikten sonra tarihi gerçeğe açıklık getiriyor. Malasef, telegrafın yayın metninde son fikirler yer almıştı.

“Telegram P.N M.D. 00581 23 eylül 1918-ci yıl. General Malleson. Meşhet — Baş Karargah reisine.Simla.gizli. Sizin 1 75457 M.O.İ. 21 eylül tarihli sorunuzda rapor ediliyor ki, 26 eski Bakü bolşevik rehberi kurşunlanmış, beş ve ya altı kişi diğerlerinden az, o kadar da ünlü olmayan şahıslar affedilmiştir”.

Öncelikle, bu “affedilmiş” kişiler kimlerdirler ve onların hangi sebepten, neyin bahasına gaddar ingiliz sömürgecilerinin kanlı ellerinden kurtulmaları evraktan belli olmuyor. Belli olan şudur ki, ingiliz imperializmine keskin düşman olmuş bolşevik liderlerine “çok önemli”,&az önemli& bölgüsü ile karar verileceğine aklı başında olan kimse inanmaz. İkincisi, telegrafta “beş-altı az önemli kişinin affedilmesi” bildiriliyor ki, bu da birinci evrakta adları belirtilen liderlerin sayısıyla tamamen üst-üste düşüyor.

“Telegraf P. № M.D. 00595 24 eylül 1918-ci yıl. General Malleson, Meşhet — Baş Karargahın reisine.Simla.

Hattı serbest bırakın: Sizin 24 eylül № 76488 — M.O.Z. raporunuzda…

Bilgilere gore ismini sunduğumuz şahıslar artık idam edilmişler. (bak: benim 13 eylül M.D. 00581 telegrafım). Üç bolşevik burada hapisdedirler, fakat onların o kadar da önemi yoktur. Hiç şüphesiz, ben diğerlerini Aşkabat hükumetinden ala bilirim, fakat bana garanti verdiler ki,gerçekten de, asıl nufuza sahip olanların hepsi öldürülmüştür&.

Göründüğü gibi, üçüncü evrak aydınlanan meselenin üzerine yeniden siyah örtü seriyor, fikri çeliştiriyor ve bazı soru karşısında bırakıyor. Düşünüyoruz ki, evvela, affedilmiş “beş,ya altı kişi az önemli” bolşevik bir gün sonra, belki de, bir kaç saat geçmeden hangi sebepten tekrar “affedilme merasiminde” gözden geçiriliyor, ikincisi, kimler yeniden “affediliyorlar” ve “niçin affediliyorlar”- belli olmuyor.

Fkat o yıllarda olayı maharetle kördüğüm haline getirenlerin üstadı olmuş Anastas Mikoyan istemese bile kendisi bunu deşifre ediyor. Bu bakımdan onun “Bakinski raboçi” gazetesinde yayınlanmış makalesi (26-ların matem gününden bahseden “Kanlı yıldönümü münasebetiyle” başlıklı makale) ilgi çekicidir. Güya o, ingilizlerin ve Merkezikaspi Diktatörlüğünün Aşkabatta yarattıkları hapishanenin ölüm odalarına yerleştirilmiş “26 Bakü komiserleri”nden olan 16 kişiyle bir yerde olmuştur. Fakat o yıllarda “26-lar”la ilgili aparılan soruşturma yazılarında A.Mikoyanın Aşkabat hapisanesinde olmasıyla ilgili hiç bir kayıt yoktur.

Olay çerçevesinde toplanmış resmi evraklar onaylıyor ki, A.Mikoyanın kendisi bolşevizmin amansız düşmanları olan ingilizlerin ve Merkezikaspi Diktatörlüğünün Bayıl hapisanesine attıkları “26-ları” adıgeçen kurumların verdikleri resmi evraka dayanarak hapisaneden çıkarmış, silah nezaretinde Astrahana gidecek “Sevan” gemisine değil, düşmanların hazırladıkları “ölüm konvoyuna”— Krasnovodska yol alacak “Türkmenistan” gemisine bindirmiştir.

Peki tüm bu yetkiler ona nereden verilmişti?Sinsi, hilekar siyasetle Kremlin “reşadetli bolşevikler” siyahısında yer almış A.Mikoyanın siyasi yüzsüzlüğünü meydana getiren resmi evraklarla,&26-lar&ı katleden 41 kişilik mahkumun mahkeme süreçinde verilen ifadelerle, kendisinin mahkeme görevlisine şahsen verdiği açıklamayla tanış oldukta bu sorunun cevabı açığa çıkıyor. O, Merkezikaspi Diktatörlüğünün resmi görevlilerinden, tetikçi canilerinden olmuştur. Bütün bu tekzibedilmez gerçeklikle S.Şaumyanın ve onun diğer iki soydaşının, aynı zamanda kendisinin tarihi satkınlığını gizlemek için A.Mikoyanın suni şekilde düzenlediği “hapisane özgeçmişi” “olgusu” yalanın itirafı olgusuna dönüşüyor.

Makaleden parçalar:

“Üç gün idi ki,biz bu zındana getirilmiştik. Şaumyan, Çaparidze, Fioletov vediğer yoldaşlar bizim koğuşta idiler–tamtamına on altı kişi var idi. …Eylülün 20-sine geçen gece idi. Koğuşta olan bütün mahbusları üç gruba böldüler.Birinci iki grubu sıralarımızdan ayırarak koğuştan çıkardılar”.

Götürülen iki gruba dahil edilenler, Mikoyanla üçüncü gruba ayrılanlar kimler idi belli olmuyor.Peki Mikoyanın şahitlik ettiği üç gruba ayrılmış on altı kişiden farklı yerde kalan bolşevikler nerede tutuluyorlardı? O, bu konuda da bilgi vermiyor. Götürülenlerin kaderi de karanlık olar kalıyor.

Makaleden okuyoruz:

“Azaplı günler ve haftalar geçip gidiyor, bir haber gelmiyor”.

Buradan şöyle anlaşılıyor ki, 20 eylül tarihinden, farklı şekilde ifade edersek, “Ağcakum”da baş vermiş kanlı olay gününden “haftalar geçib gitse” de, Mikoyanın maksatlı olarak isimleri geçmeyen onunla üçüncü gruba ayrılmış bolşevikler halen hapisteymişler. Şahitin “ifadesinden” doğal olarak ortaya çıkıyor: hangi maksatla Zakaspi Diktatörlüğü ve ingiliz sömürgecileridüşmanları olarak hapsettikleri bolşeviklerin hepsini birlikte infaz etmemiş, onları “üçüncü gruba” ayırmış ve sonuncuları tarihe yazdıkları kanlı günden “haftalar geçib gitse de” koruma altında tutmuşlar?! Şöyle kabul edelim ki, o “mahpus”lardan biri Mikoyan olmuştur.Peki diğer mahpuslar kimler idi? Onlar da kurşunlanmışlar mı? Şayet kurşunlanmışlarsa, peki o zaman “Kremlin reşadetli bolşeviki” Mikoyanı hangi “mucize” kurtarmıştır. Makalede bu mesele de aydınlaşmamış kalıyor.

Mikoyan 26 Bakü komiserlerini, guya, onunla aynıkoğuşta yerleştirilmiş on altı kişiyi birinci ve ikinci gruba ayırıyor, fakat onların genel sayı konusunda bilgi vermiyor. O, yazıyor:

…Onların nerede olduklarını, nereye götürüldüklerini bile bilmiyoruz. Bazıları diyorlar ki, Aşkabattadırlar, başkaları diyorlar ki, İrandadırlar…”

A.Mikoyanın şahitliği S.Şaumyanın sırlı “ölümünün” Kreml tarafından 90 yıl halktan gizledildiğini gözler önüne sermiş oluyor. Fakat o, &Alyoşa&, &Vaneçka& uydurması ile, farklı milletten olan komiserlerin isimlerini söylemekle hem kendinin, hem de S.Şaumyanla beraber iki soydaşının tarihi ihanetlerini gizlemeye çalışıyor.

Yalancı “şahit” uydurmalarına devam ederek yazıyor: “Yakın dostlarımızın nerede olduğunu bilmiroruz… şüphe kalbimize giriyor, onu paramparça ediyor. Stepanın, Alyoşanın, Vaneçkanın artık hayatta olmadıklarını düşünmek çok ağırdır… Aniden birisi dışarıdan birden-bire bize, hapisaneye korkunç bir hakikati getirib haber veriyor, eser cellatların misli görünmemiş cinayetinin dehşetli manzarasını bana tasvir ediyor. Bu adam Krasnovodskta demir yolu işçisiydi, galiba, yol gösteren idi. Ne biz onu tanıyoruz, ne de o bizi… O gece oadam tren istasyonunda imiş. O, burada kıyafetlerini değişmiş, başlarına ağsarık giyinmiş silahlı, şupheli adamlar görüyor.Vagonlarda kürekler varmış. O, kötü ve dehşetli bir iş hazırlandığını duyarak, bu kanlı divanın şahiti olmakkararını veriyor&.

A.Mikoyanın tasvir ettiği etraf koşulları, kenardan gelen adam için oldukça tehlikeli durumu gözünüz önünde canlandırın. Mikoyanın “şahitinin” geçirdiği korkulu psikolojik durumu yaşayın və şöyle bir soruya cevap verin: “Başlarına ağ sarık giymiş silahlı adamlar” ve “vagonlarda kürekler” görmekle siz “kötü ve dehşetli bir iş hazırlandığını duya”bilirdinizmi? Nereden bilesiniz ki, “ağ sarık giymiş” bu adamlar özellikle “kanlı divan” tutmaya hazırlanıyorlar? Bunu bilmek için “vagonda kürekleri” görmek gerekli miydi? Belki o adamlar kumlu sahrada kürekle su geçitleri yapmaya, su getirmeye ve ya kürekle görülebilecek her hangi bir işin peşinden gidiyorlarmış? Peki ya siz bile bilirdinizmi ki, o “başlarına ağ sarık giymiş silahlı adamlar” hükmen “kıyafetlerini değişmişler? ”Şayet siz Mikoyanın uydurduğu “şahit ifadesine” inanmış olsanız, o zaman gerektir ki, o adamların önceki giyim formaları konusunda da bilginiz olmalı.

Mikoyanın hiç bir siyasi maksat gözetmeyen şahitinin (“yalancının şahiti yanında olur” — demişler) merakı ne kadar delilik haddine yükseliyor ki, o, şirin canını felakete atıyor. Yukarıdaki cümlenin devamında okuyoruz: “Kimsenin gözüne görünmeden vagonların arasına girip tamponların üzerine oturuyor. O, kendi gözleri ile görüyor ki, treni uzak bir sahrada durdurdular, kommunizm uğrunda çarpışan “mübarizleri” toplu-toplu vagonlardan dışarı çıkararak, demir yolu hattı yakınlığında onlara vahşicesine işkence yaptılar”.

Bu “göze görünmemek” nere, &vagonlarda kürekleri görmek& nere?!

1.Şayet “göze görünmemek” gerekliydise, demek ki, vagonlar ciddi silahlı nezarette idi, o etrafa yakınlaşmak da oldukça tehlikeli idi.

2. Şayet, hatta “vagonlarda kürekleri görmek” tesadüfi adamiçinsade bir meseleymişse, demek ki, vagonlar nezaretsiz imişler ve “göze görünmemek” de kimseye gerek değilmiş. Gel, keyfim, gel. Ne ala ermeni masalı!

Mikoyanın masalından şöyle anlaşılıyor ki, kurşunlanmaya götürülmüş bolşevikler bir vagona değil, bir kaç vagona yerleşmesi mümkün olan sayıda olmuş, onları da güya “toplu-toplu” vagonlardan çıkarmışlar. Peki öyleyse niçin daşnak-bolşevik lideri S.Şaumyan başta olmakla “dostluk ve kardeşlik” kurbanlarının kitablarda sayca 26 kişiden ibaret olduğu yazılıyordı? Bu olayın bir tarafı. Diğer tarafına bakarsak Zakaspi Diktatörlüğünün “üçüncü grub”a Mikoyanla birlikte “seçtiği” mahpuslar kimlerdir ve onların son akıbetleri nasıl olmuştur?

Sovyetler birliği halklarından Kremlin gizli tuttuğu hakikat insanlara 90 yıldan sonra belli oldu. “26 Bakü Komiserleri”nin birlikte gömüldüğü mezarı başka bir araziye göçürülürken tarihi sırr ortaya çıktı: “26-lar”dan 3 komiser mezarsızdı! Bu faktı yukarıda metnini verdiğimiz resmi evrak da onaylıyor: “24 eylül. Verilen bilgilere göre adıgeçen şahıslar artık idam edilmişler. Bolşeviklerden üçü burada hapisdedirler”. A.Mikoyan Merkezikaspi hükumeti tarafından hapsedilmiş “26-lar”ı Baküden uzaklaştırmak için kim tarafından yetkili şahıs ilan edilmişti? “26-lar” konusunda geniş soruşturma gerçekleştirmek yetkisi olmuş eser Vadim Çaykinin “26 Bakü Komiserinin idamı” kitabında verilmiş bilgiler “Böyük Armeniya” için ermeni liderlerinin bütün tarihi dönemlerde siyasi fahişe olduklarını ortaya koyan çok kıymetli tarihi delillerdir. Dikkat edelim.

Lev Dalinin verdiği yazılı ifade “26-lar”ın facialıkaderine sebep olmuş Anastas Mikoyanın Kafkasyada devrim ateşini söndürmek uğrunda çarpışan ingiliz sömürgecileri ve Merkezikaspi Diktatörlüğü ile iş birliğinde olduğunu ifşa eden resmi evraktır. Dalinin kendi eli ile yazdığı ifade bundan ibarettir:

“1. Yoldaş V.A.Çaykine: Sizin tarafınızdan 26 bolşevik komiserinin (Baküden) infazı ile bağlı iş üzre mahkeme-soruşturma komisyonunun teşkili konusunda mesele kaldırıldığına gore, Bakü şehri olağanüstü soruşturma komisyonunun başkanına, Lev Dalin, bu meselenin tam manzarasının yaranması için aşağıdakibilgileri dikkatinize sunmayı kendi vazifem olarak arzediyorum: Bakü Sentrokaspi diktatörlüğünün kararına esasen geçen senenin 16-18 ağustosunda komiserler ve bir sıra bolşevik rehberleri ile ele geçirilmiş gemilerden çıkarılanlar 1 numaralı merkezi ve 2 numaralı Bayıl hapisanelerine getirilmişler. Ağustosun 25-de bolşeviklerin hepsi Bayıl hapisanesindeydiler.

2. Bolşeviklerin işi üzresoruşturmayı olağanüstü komisyonun mahkeme yetkilisi, bolşevikler tarafından davet edilmiş vatandaş Çukov yönetiyordu.

3. Eylülün 14-de saat 10-11 civarında bolşevik Mikoyan Sentrokaspi Diktatörlüğü ve İcra Komitesinden benim unvanıma A.Velunun ve katib A.Ter-Karapetyanın imzası ile bütün hapiste olan bolşeviklerin “Sevan” gemisine yerleştirilmesi konusunda karar getirdi. Geminin komutanı nereye gitmek konusunda kararı sonralar bilecekti. Burada aynı zamanda durduğu yer gösterilmişti.

5. Yoldaş Mikoyanın imzasına esasen hapisanenin siyasi kampüsünde bütün tutulanların bırakılması konusunda izni imzalayarak ben ona Bakü komiserlerinin gemiye bindirilmesi zamanı eşlik ve koruma için 12 kişiden ibaret 1-ci bölümü kendi ile götürmeyi teklif ettim.

Petrovskte, komiserlere eşlik eden bölüm reisinin bana ettiği rapordan belirledim ki,

a) onlar gösterilen yere geldikleri vakit “Sevan” gemisi orada olmamıştır;

b) bunun yakınlığında olan yerde onlar “Türkmen” ve ya “Torkan” (kesin hatırlamıyorum) gemisinebinerek denize açıldılar;

v) onlarlaayni vakittegerilla T.Amirov kendi çetesinin bir kısmı ile hapisaneye yaklaştı (gemide olan Amirovlardan biri);

q) yoluzunu mücadele başladı: bir tarafdan Astrahana taraf yön almak teklif eden Amirovun tehtitleri ve rüşvet teklifleri, diğer taraftan ise gemi komutanının yakıt kıtlığı sebebinden Astrahana gitmemek beyanatları – hem de komutan iki istikamet gösterdi — Petrovsk ve ya Krasnovodsk; nihayet Krasnovodska gitmek kararı alındı, şöyle ki, Biçerahov Petrovskta idi;

d) Krasnovodska ulaştıktan sonra onların hepsi İcra Komitesi tarafından göz altına alındı.

Vicdan ve namus borcu karşısında bütün dediklerimi onaylıyorum. L.Dalin.

Tiflis şehri, 4 Haziran, 1919-cu yıl.

Vadim Çaykin A.Mikoyanın tarihi ihanetini Merkezikaspi devletinin esas simalarından olan Abram Veluntsla ilgili araştırmalarına ve L.Dalinin yukarıda verdiğimiz resmi ifadesinesonuç olarak aşağıdaki netice ileonaylıyor.Bu neticeye yukarıda adıgeçen Abram Veluntsun şahsi ifadesi esasında gelinmiştir. Onun dediği Mikoyan tarafından serbest bırakılan ve onunla birlikte Baküden giden komiserle ilgili kanıtla genel olarak örtüşüyor.

Yukarıda örnek verdiğimiz resmi evraklar ve A.Mikoyanın “canlı şahitliği” esas veriyor ki, şöyle bir tespitte bulunalım: Merkezikaspi Diktatörlüğü Bayıl hapisanesine attığı komiserlerin ve diğer bolşevik liderlerinin Baküden çıkarılması için ona öylesine, sebepsiz izin vermemiştir. Olayların sonucu gösteriyor ki, ingiliz sömürgecilerinin yalakası olmuş yerli ihanetkar diktatörlüğün mahpusları şaşırtmak için öncelikle seslendirdikler “Sevan” gemisinde değil, &Türkmen& gemisinde yolcu etmesi de tesadüfi bir olay değildir. Bu, dünya ermeni lobisinin ideolojik savaş aracının hazırladığı, fakat beklenmedik halde ingiliz bayrağı altından Kafkasyada fırtınaya yakalanmış “Büyük Hayastan” “gemisinin” batma (Nuru paşanın komandanlığı altında türk ordusunun Baküye olan muzaffer yürüşü ile) tehlikesinde olduğunu ermeni hassaslığı ile duyan S.Şaumyanla A.Mikoyanın Lenin Rusyasının, aynı zamanda, Baküişçisinin gözünden perde asmak için yabancı ve yerli ihanetkar ağaları ile beraber düzenledikleri pilana uygun idi.

Tarihten bellidir ki, ermeni “Gnçak” partisinin ünü Avrupada iflasa uğradıktan sonra onun bir çok lideri Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisine sokulmuştu.

Zamanın iki super gücüne — bir taraftan ingiliz, diğer taraftan rus emperyalizmine dayanan dünya ermeni lobisinin siyaseti uğrunda mücadele eden “Bakü komiserleri”nin 26-sından 3-nün — S.Şaumyan başta olmakla ilave iki ermeni komiserinin Baküde “şanlı bolşevikler” mezarlığında olmamaları, A.Mikoyanın Kremlde yüksek makama ulaşması, Şaumyanın ve devrime ihanet etmiş diğer ihanetkarların ailelerini stalinçi Kremlin himaye etmesi asla şaşırtmamalıydı.

Tabi ki, &A.Mikoyanın iltizamı& ile hapisane reisinin 26-ları cezaevinden serbest bırakması ve onun emir komutasına vermesi, devrimci liderlerin “Sevan” adlı gemi ile değil, beklenilmedik halde “Türkmen”le, hem de Tatevos Amiryanın başçılık ettiği daşnak çetesinin göz altında düşman ocağına — Krasnovodska istikametlendirilmesi üç “mezarsız komiserin” kimliğine açıklık getirmiş oluyor. Şahitle “misafirlerin” Merkezikaspi devletinin Aşkabattakitemsilcileri tarafından karşılanmaları önceden konuşulmuş pilanlarına uygun idi.

Mahkemenin birinci duruşması 19-26 Nisan 1921-ci yılda Krasnovodskta olmuştu.A.Mikoyanın Bakü komiserlerinin haincesine kurşunlanmasında özel amacını güzel bilen Stalin kendi seminerist arkadaşını korumak için mahkemenin esas bölümünü Leninin ortadan kaldırılmasına kadar geçiştirmeye muvaffak oluyor. Böyelikle mahkeme süreçi Baküde 1926-cı yılın 17-27 Nisan tarihlerinde ve 1-6 Mart günlerinde devam etdiriliyor.

“26-lar”ın kurşunlanmasında günahkar bilinen 41 kişiden bazılarının mahkeme süreçi zamanı verdikleri ifadeden bir kaç detayı hatırlarsak, bolşevik S.Şaumyanla A.Mikoyanın ingilizlere ve “Merkezikaspi Diktatörlüğü” ileilişgileri ve “Bakü komiserleri”nin terkibinde ermeni milletinden olmayan şahısların facialı kaderinde özel rol aldıkları bir daha gözler önüne serilecektir.

1.Şahit B.Şeboldayevin ifadesinden: &Şaumyan yoldaş başta olmakla BaküHalk Komiserleri Soveti Biçerahovun çetesinin ingilizlerin esas çetesi olduğunu çok güzel biliyordu. Fakat cebhedeki uğursuzlukların etkisi altında (şahit Bakünün müdafaasında dayanmış Merkezikaspi devletinin ermenilerden ibaret olan silahlı çetesini Nuru paşanın komandanlığı altında türk ordusunun darmadağın etmesini hatırlatıyor) vetoplum düşüncesini göz önünde bulundurmak zerureti yüzünden bu adımı atmaya mecbur oldu&.

2. Şahit Suren Ağamirovun ifadesinden: “O zaman 20 tağım askerimiz” vardı, onlar 3 ayrı bölükte birleşmiştiler, böyük bir bölümü cebheçi ermeni askerleri idi. Onların çok az bir kısmıparti özelliklerine göre kendi çetelerini oluşturan bakülü ermeni işçileri (knçakistler, daşnaklar) idi, sonra bu çeteler nizami ordu hisseleri ile birleştiler. Birinci bölüyün komandanıHamazasp idi, ikincibölüye Arutyunov ve üçüncü bölüye, yanlış hatırlamıyorsam, geçmiş komutan Beknazarov komandanlık ediyordu…&

3. Şahit Pleşakovun ifadesinden:“Hatırlıyorum, askerler Şamahının yakınlarında Ağsu köyüne yaklaştığında 2. bölüyün memurları beni mustakim iletişim aracının yanına çağırdılar. Onlar komutan Hamazaspı ve komiseri iyice arıyorlardı.Elimizin altında olan çırakların, çaparların hepsini gönderdik ve komutan Hamazaspı bulamadık.Yalnız gece saat 5-te A.Mikoyan ile Hamazaspı trenin arka vagonunda 3 hemşirenin yanında bulduk”.

4. Şahit Artakın ifadesinden:“Sovyet hükumetini deviren ingilizler ve Sentrokaspi diktatörlüğü Baküde eserlerin ”Znamya truda& ve menşeviklerin “İskra” gazetesinde haber yayınlamıştılar ki, güya, Baküye Şaumyan için mektub getiren alman casusları hapsedilmişler.

5. Şahit Anastas Mikoyanın mahkeme soruşturmacısına verdiği ifadesinden: “Sonuncu gün, eylülün14-de (14—16 Eylülde Nuru paşanın ve Mürsel paşanın türk harp birleşmesi Baküye girdi — V.Çaykin) ”Sentrokaspi& artık gemiyetaşınmıştı ve onun binasında mesul şahıslardan kimse kalmamıştı, ben tek idim, tağım komutanım Veluntsu bekliyordum. O, cebheden dönmeliydi. Onu azarladım, dedim ki, ya benimle gitmelidir, ya da vahşilikler yaptığını ispat eden dökümanları türklere ulaştıracağım. Bu sözlerin etkisinden Velunts benimle Soruşturma Komiserliğine gitti. Orada Dalinden ve askerlerden başka kimse yoktu. Sonuçta onlar bana izin verdiler ki, mahpusları (söz konusu Bayıl ceza evinde tutulan Bakü komiserlerinden ve diğer bolşevik liderlerinden gidiyor. Evraktan belli oluyor ki, Merkezikaspi diktatörlüğü devrimci Bakü işçilerinin 65 kişilik liderini hapsetmiştir) serbest bırakmadan gardiyanların nezaretinde Baküden alıp gideyim&.

Yukarıda dediklerimizi onaylayan A.Mikoyanın ifadesinden deaçıkca gözüküyor ki, “26 Bakü komiserleri”nin ve onların diğer bolşevik yoldaşlarının “Sevan” gemisi ileAstrahana değil, “Türkmen” gemisi ile Aşkabada götürülmesi hiç de tesadüfi değildir. Bakünü ingilizlerden ve ermeni gaddarlarından kurtarmaya gelmiş türk ordusunun korkusundan alel-acele Bakü ofisini Aşkabattakimerkezine göçüren Merkezikaspi diktatörlüğü, şöyle söylemek gerekirse, ona mahsus olan mahpusları da Bayıl ceza evinden oraya göçürmeli olmuştu.

Evraklardan getirdiğimiz bir kaç örnek canlı şahite dönüşerek kanıtlıyor ki, günümüzedek Sovyetler Birliyi halklarına “Kremlin reşadetli bolşeviki” gibi tanıdılan Anastas Mikoyan bolşevizmin keskin düşmanları olmuş “Knçak” ve “Daşnak” partileri ile, esas terkibini ermenilerin teşkil ettiği eser ve menşeviklerle aktiv ilişki kuran, “Merkezikaspi Diktatörlüğünün” ermeni milletinden olan farklı öncül kişileri ile aynı sırada “mesul işçisi” vetetikçisi olmuştur.

İdealı “Büyük Hayastan” uğrunda mücadele etmek olan S.Şaumyanın yukarıda adıgeçen siyasi teşkilatlarda bileşen ermenilerle, özellikle Lenin hükumetinin amansız düşmanı olmuş ingilizlerle birlikte askeri ittifakta olmuş Biçerahovla sözleşmeye girmesi, onun Bakü işçilerinin diğer liderleri ile birlikte hapsedilmesi, onlarla birlikte Aşkabada götürülmesi, hiç şüphesiz, Merkezi Kafkasyada bolşevizmin itibarlı adamaları olan gayri-ermeni liderlere karşı gerçekleştirilecek facialı olayların önüne serilen özel pilanla hazırlanmış sinsi perdedir. Getirdiğimiz inkaredilmez tümkanıtlar Baküde “26-lar”dan üç mezarsız komiserin hangi halkasup olduğuna ışık tutmuş oluyor.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.