Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

VARNA’ DA BİR TOPLANTI

Pazartesi günü Varna’da, bir zamanlar Bulgar Kraliyet ailesine hizmet veren bir yazlık şalede,
R.T.Erdoğan,  Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov,  AB  Konseyi Başkanı Donald Tusk, Komisyon Başkanı Jean-Claude Juncker bir akşam yemeğinde buluştular.
AB liderleri geçen Mayıs’ta Brüksel’de, R.T. Erdoğan ile yaptıkları son görüşmelerinde olduğu gibi bu  toplanmayı da “zirve” yerine “liderler toplantısı” olarak adlandırdılar…

*

Brüksel toplantısının gündemini Göç Anlaşması’nın uygulanması: Bu anlaşmanın paralelinde Kıbrıs Sorunu : Vize konusu: Terörle Mücadele konuları oluşturuyordu.
Ama Erdoğan’da ,Cumhuriyet tarihinde hiçbir devlet görevlisinin karşılaşmadığı boyutta ” Anayasa’yı ihlal,Yolsuzluk, Hırsızlık ve bilumum Savaş  suçlamalarıyla” karşı karşıyaydı.
Meşruiyet krizinin paniğiyle MİT baskıları, yargıya el koymalar, medya yasakları gibi sultacı önlemlerle birlikte,
Türkiye’yi hukukun üstünlüğüne dayalı, insan haklarına ve temel hak ve özgürlüklere saygılı, demokratik, kurumsal ve öngörülebilir olmaktan uzaklaştırıyor,
Eh! Adalet ile birlikte devleti de çökertiyordu…

*
Brüksel’de Erdoğan, AB’nin Türkiye’nin üyelik sürecine pozitif bir ivme kazandırmaya yönelik 12 aylık takvimini kabul etti ve yeni bir süreç başlattı…

*

AB’nin 12 aylık takvimi Erdoğan’ın, Türkiye’yi ekonomi alanında AB kriterleri düzeyine getirebilmesinin gereklerini öngörüyordu.
İç tasarrufların artırılması ya da üretimin ithalâta dayalı yapısını yerli girdilere yöneltmenin reformunu,
Cari açığa olumsuz katkı yapan Enerji faturasının azaltılması için gerekli tasarruf önlemlerinin alınması reformunu,
Merkez Bankası ve diğer bağımsız kurumların gerçek anlamda bağımsız hale getirilmesine yönelik Kurumsal reformları,
Bankacılıktan reel sektöre kadar sektörel reformlarını yapması isteniyor,
Aynı zamanda Erdoğan’ın, 15 Temmuz askeri darbesinin acı verici deneyiminden sonra orantısız tepki vermesi ve aldığı önlemlerin bir çoğunun,
Eleştirileri zayıflatma ve iktidarı tek başına ele geçirme amacına hizmet ettiği izlenimini silmesi için OHAL ve uygulamalarına son vermesi gerekiyordu…

*

Erdoğan, hiç bir gereği yerine getirmedi.
Kuşatıldığı endişelerinden sıyrılmak ve sığınmak için sarıldığı Tanrı’sının kendine üflediği sanrılar doğrultusunda,
İslamcı hedeflerine ulaşmak, bu uğurda Türk halkına da baskı kurmak üzere süre kazandığını sandı.

*
Ama bugünlerde  Ankara ve Avrupa’nın kabul ettikleri tek şey aynı fikirde olmadıklarıdır…
Nitekim Varna toplantısının ardından Claude Juncler,​ ​”​Türkiye ile Avrupa arasındaki sorunları çözme şansını yakalayabilme​k​ için​ geçmişte​ birçok toplantı yaptık.​ ​​Bugün de​ ​t​üm açıklık​lığımızla​ konuş​tuk ve eleştirdik ​” dedi.
.
*

Türkiye çağdaş uygarlığa yükselme yolunda 1963’te Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ortaklık anlaşması imzaladı.
2005’te aday ülkelerin tabi olduğu AB müktesebatına uyum sağlamak üzere siyasi ve ekonomik kriterlerin yerine getirilmesi halinde katılma hakkı tanınacağı kararı alındı.

*
Tam üyelik müzakerelerine başlanıldığı o günlerde, R.T.Erdoğan karakterini temsil eden tamahını gizleyebiliyordu.
Hatta demokrasiye talip herkese örnek teşkil eden küresel ölçekte büyüyen bir lider görünümü sergiliyordu.
2008’den sonra “tamahı” olan borcunu ödemeye başladı…

*

Tamahının azdırdıkları yüzünden Türkiye’yi şimdiye kadar görülmemiş biçimde bölünme aşamasına getirdi.
Şimdilerde Erdoğan, açıkca Batı’nın tüm Müslümanlara karşı düşmanlığı olduğunu iddia ettiği şeylerden dolayı gözyaşı döküyor.
Arap dünyasında hayranlık kazanabilmek için Türkiye’nin gurur verici laik geleneklerini bir bir geri alıyor.
Tamahkâr bir profil olarak kutsallaştırdığı fikirler ve metinler üzerinden yani “İslamcı İdeoloji” ile hem “İslam Dini’ne” hem de Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Ulusu’na meydan okuyor.
Neticede İslam toplumlarından çağdaş toplumlara tehlikeler saçmak, cinayetler ve yıkımlara neden olmakla da itham ediliyor.

*

Hz. Ali’nin “Tamahta zillet vardır” ifadesi Erdoğan’da kendini bütün açıklığı ile gösteriyor.
Erdoğan 20 Temmuz 2016’dan itibaren Fethullah Gülen’den tasfiye edilen devletin tüm merkezi, yerel, özerk kadrolarını bu kez kendisi ele geçirmiştir.
Sığındığı hayali Tanrı’sına karşılığını ödemek üzere güçlü bir ümmet ve İslamcı bir devlet kurmayı vaad etmiş,
Güc  yolunda Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Ege hidrokarbon kaynakları peşinden  koşuyor.
Ve Dünya onu çok önemli bir tehdit sayıyor…
Bu sırada Türkiye giderek Erdoğan’ın  totaliter gücü ile  bir zamanlar izinden gittiği Batılı örneklere veda ediyor…

*

Dün Varna toplantısında gündemi bu konularla ilgiliydi.
AB liderleri, partnerleri olan Ankara’nın uzun vadeli bir sorun haline gelmesinden endişe ettiklerini ifade ettiler.
Halbuki AB, Türkiye’nin ihracatının yaklaşık yarısını oluşturuyor, Türkiye’ye yabancı yatırımın yaklaşık üçte ikisini sağlıyor.

*

Türkiye’nin AB üyeliği için on yıllardır süren teklifine yeni bir soluk verme olasılığı, her zaman olduğu gibi Varna’da da akim kaldı.
Aslında son bir yıldır ilişkilerdeki bozulma göz önüne alındığında böyle bir üst düzey toplantıyı haklı çıkaracak bir şey de yoktu.
Yine de, Erdoğan Bulgaristan’a gelmeden önce, “AB üyeliği stratejik hedefimiz olmaya devam ediyor” diyerek,
Son zamandaki karışıklıklara rağmen Türkiye’nin seçkinleri ve finansal piyasalarına Batı’ya adanmışlık duygusunu sundu…

*

Şimdi AB; Ankara ile ilişkileri üyelik ve katılım müzakereleri ekseninden yavaş yavaş kopartıp “karşılıklı çıkar” olarak adlandırdığı yeni bir yörüngeye yerleştiriyor.
Erdoğan da her ne kadar üyelik dışı bir formülü kabul etmeyeceğini söylese de müzakereler konusunda AB’den beklenti içinde olmadığını artık yüksek sesle dile getiriyor…

*
Aslında Erdoğan’ın AB’den istediği tek şey: “Hayatta Kalmak”tır.

28. 3. 2018

1 YORUM

  1. Erdoğan iktidara geldiği 2003 yılından beri AB’yi ülkenin birinci hedefi yaparak ama bir türlü ulaşmamak için de gayret göstererek saltanatını sürdürmek istedi ve de başarılı oldu şu ana kadar. Aslında AB üyeliği kriterlerinin ne olduğunu herkes biliyordu siyasette. Ama AB üyesi olduğunda sözde ”Dünya Lideri” saçmalığı bitecek, sıradan bir ülke yöneticisi olacaktı. Bu da doymaz olan egosuna aykırıydı. Asla üye olmak istemiyor, ‘Mış’ gibi yaparak sultasını sürdürmeye devam ediyor. Onun anlayışında asla ‘BİZ’ yoktur, ‘BEN’ vardır. AB kriterlerine aykırı bir durum bile sayılır.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here