WSJ Gazetesi 25.1.18   İngilizce + Türkçe Tercüme

https://www.wsj.com/articles/will-trump-tell-the-truth-about-the-armenian-genocide-1516925489

Will Trump Tell the Truth About the Armenian Genocide?
He recognized the reality that Jerusalem is the capital of Israel. Such daring is needed again.

By  Robert M. Morgenthau

Jan. 25, 2018 7:11 p.m. ET 

Trump Ermeni Soykırımı hakkında Gerçeği Söyleyecek mi?                         25.1.2018 – Robert M. Morgenthau

Hitler Polonya’yı 1939’da işgal için emir verdiği vakit kumandanlarına “Polonya asıllı ve lisanı konuşan erkek, kadın ve çocukların, merhamet duyulmadan ölüme sevki için verdiği emirde, buna karşı çok az itirazın olacağın teminatını vermişti. “Kim bunca yıl sonra, bugün Ermenilerin yok edilmesinden bahsediyor ki”? Demişti.

As Hitler launched his invasion of Poland in 1939, he instructed his commanders “to send to death mercilessly and without compassion, men, women and children of Polish derivation and language.” He assured his staff the world would raise little objection: “Who, after all, speaks today of the annihilation of the Armenians

1915 başlarında Ermeni halkın sistematik bir şekilde Osmanlı Türkleri tarafından yok edilmesi için bir referans vardı. Vuku bulan vahşete karşı durmak için Dünya Güçleri az gayret göstermişlerdi. Daha sonraları Türklerin ısrarlı inkârları bunu “unutulan bir soykırım” yaptı.

That was a reference to the systematic destruction of the Armenian population by the Ottoman Turks beginning in 1915. World powers had offered little resistance to the slaughter as it occurred. Later, Turkey’s insistent denials made it the “forgotten genocide.”

Görünüşte bir Amerikan müttefiki olan Türkiye, hâlâ tarihle yüzleşmeyi ret etmektedir. ABD hükümeti de, Ermenilerin yok edilmesi olayında borcunu ödemeyi ihmal etmiştir.  Amerikan idareleri, Türklerin baskısına boyun eğmişler ve devamlı olarak basit bir gerçeği teyit etmekte zuhul göstermişlerdir. Ermenilerin doğranması tarihteki basit bir şansızlık değil, fakat sistematik bir soykırım idi.

Turkey, ostensibly an American ally, still refuses to confront its history. The U.S. government also has failed to give the annihilation of the Armenians its due. American administrations have bowed to Turkish pressure and failed to affirm consistently a simple fact: The slaughter of the Armenians was not a mere misfortune of history but a systematic genocide.

Bu tür suskunluk aslında hayret verici değildir zira diplomatlar ihtiyatlı ve kaçamak huyludurlar Fakat Başkan Trump Kudüs’ü İsrail’in. başkenti olarak tanımakla, görünürde yeni bir çağı haber vermektedir.  1995’te Kongre aldığı kararla Dışişlerine Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanınması ve ABD Elçiliğinin oraya taşınmasına karar verdi. Adaylar Bill Clinton ve George W. Bush, elçiliği taşımaya söz verdi ve Barak Obama da 2008’deki konuşmasında “Kudüs’ün İsrail’in başkenti olacağını” söyledi.  Seçilen bir başkan fakat üçü de sözlerinden caydılar. Şimdi en sonunda Amerika’nın Kudüs politikası, prensiplerinde tutarlı ve tarihsel gerçeklere uygundur.

Such reticence wasn’t necessarily surprising, given diplomats’ cautious and equivocating nature. But President Trump, in recognizing Jerusalem as the capital of Israel, seems to be signaling a new age. In 1995, Congress enacted legislation directing the State Department to recognize Jerusalem as the capital of Israel and move the U.S. Embassy there. Candidates Bill Clinton and George W. Bush promised to move the embassy, and Barack Obama said in 2008 that “Jerusalem will be the capital of Israel.” Once elected president, all three reneged on their pledges. Now, at last, America’s Jerusalem policy is consistent with its principles and with historical fact.

Bu olay beni Amerika’nın Ermeni soykırımı hakkındaki gerçeği de kabul edeceği konusunda umutlandırdı. Bin yıldır Ermeniler, şimdi Doğuda Türk toprağı olan Ağrı dağının gölgesinde yaşadılar. Tarihin büyük bölümünde Hırisyiyan azınlık ile Müslüman çoğunluk barış iççinde yaşadılar. Fakat Osmanlı İmparatorluğu, 19’cu yüzyıl sonlarında ve 20’ci yüzyıl başlarında çözülmeye başlayınca Ermeniler baskının hedefi oldular. Birinci Dünya Savaşı başlayınca, Türkler bunu ‘Ermeni Sorunun’ neticelendirmek için bir fırsat olarak gördüler.

That makes me optimistic that America may similarly acknowledge the historical truth of the Armenian genocide. The facts are compelling. For millennia, Armenians lived in the shadow of Mount Ararat, in what is now eastern Turkey. For much of its history, this Christian minority lived in peace with its Muslim neighbors. But as the Ottoman Empire began to disintegrate in the late 19th and early 20th centuries, the Armenians became targets of oppression. As World War I loomed, the Turks saw the opportunity to settle their “Armenian question.”

Em başında toplumun liderleri ile aydınları tutukladılar ve infaz ettiler.  Gerişside klan sivil halkı da evlerinden çıkarıp Suriye çöllerinde “ölüm yürüyüşlerine” yolladılar. 1.6 mişyom kadar Ermeni ktledildi.

First they arrested and executed community leaders and intellectuals. Then they drove the remaining civilians out of their homes in long “death marches” to the Syrian desert. As many as 1.5 million Armenians were murdered.

Bana göre bu vuku bulan olaylar, tarih kitaplarının içimde saklanamaz. Büyük babam, Henry Morgenthau, cinayetlerin başlangıcında,  Başkan Wilson’un Osmanlı İmparatorluğundaki büyük elçisiydi. Bunun dünyada görmediği bir ölçüde kitlesel katliam olacağını hemen anladı. Türk liderlerini protesto etti; onlar da Ermenilerin ABD vatandaşı olmadıklarını ve rlçiyi ilgilendirmeyeceğini söylediler. Ayruca Elçinin Yahudi, Ermenilerin ise Hıristiyan olduklarını söylediler.

For me, this chronicle is not confined to history books. My paternal grandfather, Henry Morgenthau, was President Wilson’s ambassador to the Ottoman Empire as the horror began to unfold. He quickly understood that this was slaughter on a scale the modern world had never seen. He protested to Turkish leaders, who replied that the Armenians were not American citizens and thus none of the ambassador’s concern. Besides, they said, Ambassador Morgenthau was Jewish, and the Armenians were Christian.

Hatta Türkler onu Washington’a baskı yaparak onu geri yollamayı tehdit ettiler. Büyük babamın cevabı çok açıktı ve dedi ki: “Bir Yahudi olarak, yüz binlerce Hıristiyan’ın hayatını kurtarmak için yetkim içinde olan her şeyi yapmadığımdan” daha büyük bir felâket olamazdı.

The Turks even threatened to pressure Washington to recall him. My grandfather’s reply was eloquent: “I could think of no greater honor than to be recalled because I, a Jew, have done everything in my power to save the lives of hundreds of thousands of Christians.”

Türkler yumuşamayı kabul etmediler ve. Büyükbabam hükümetine dönüş yaparak bir diplomatik telgraf yolladı ve dedi ki:”Bir ırkın yok edilmesi ameliyesi yürürlüktedir”. Bundan sonra Dışişlerimiz Birinci Dünya savaşına katıldı ve ilgisiz cevap verdi. En sonunda Büyükbabam, bir sürü konferanslar vererek, Dünya’n  takdirine sığınmaya karar verdi.

The Turks refused to relent, and my grandfather turned to his own government. He sent Washington a diplomatic cable reading: “A campaign of race extermination is in progress.” The State Department, then preoccupied with World War I, responded with indifference. Ultimately my grandfather decided to appeal to the world’s conscience through a series of speeches.

Daha sonra çok büyük bir yardım kampanyası ile dağılmış ve kurtulmuş olannnnnların yerleşmelerine yardım etti.  Fakat soykırımın Ermeni halkı üzerinde ve Büyük babamın ruhunda tarif edilemez bir bedel bıraktı. Amerika’ya döndü ve kurtulanlara yardım etmeye karar verdi ve günlerini bazen Ellis adasında geçirerek “Henry Amca” olarak hiç kimseleri olmayan muhacirlere destekleyici oldu. Ve bunun yanında başka bir şey yaptı. Kendi çocuklarına ve torunlarına şahitlik ettiği tarihi öğretti.:ıkardığı ders çok saydamdı.  Prensipler, hızlı çözümlere feda edilince, kaçınılmaz sonuç trajedidir.

Eventually a massive aid campaign helped resettle the scattered survivors. But the genocide had exacted an unfathomable toll on the Armenian people—and on my grandfather’s spirits. He returned to the U.S. determined to spend his days helping the survivors, sometimes appearing at Ellis Island as “Uncle Henry” to sponsor refugees who had no one to meet them. And he did something else. He taught his children and his grandchildren the history he had witnessed. The lesson he drew was clear: When principle succumbs to expediency, the inevitable result is tragedy.

Hitler Polonya’yı istilâ ettiği vakit falcılık öngörüsü gerçekleşti; dünyan Ermenileri unutkanlığı sayesinde de teşvik gördü. Amerika için, bu uykuculuktan uyanmanın uygun zamanıdır.  Her Nisan ayında başkan, Ermeni halka uygulanmış düşmanlıklar hakkında bir demeç verir. Fakat Türk baskısı nedeniyle bu demeçte “soykırım” kelimesi olmamıştır. Bu değişmelidir.

That prophecy was realized when Hitler invaded Poland, emboldened by the world’s amnesia about the Armenians. It is high time for America to emerge from that amnesia.

Every April, the president issues a proclamation recognizing the atrocity that was inflicted on the Armenian people. But bowing to Turkish pressure, that proclamation has never contained the word “genocide.” That must change.

Bazı kimselerin, “Türklerin gazabı, Amerikan menfaatlerine halel getirebilir” sözünü hafife almıyorum.  Elçiliğin Kudüs’e naklinin barış görüşmelerini zorlaştıracağı görüşüne de saygılıyım. Fakat adaletli ve uzun ömürlü dünya sahtekârlıklar ve kaçamak sözler üzerinde inşa edilemez.  Başkan Tump, Ermeni soykırımını beyan etmek suretiyle hakikate sadakatini gösterecektir. Bu, bütün dünyada iktidarlarda olan haydutlara açık bir mesaj olacaktır. Suçlar cezasız kalamaz.

I do not underestimate the concerns of those who say the wrath of Turkey may work against U.S. interests—as I do not dismiss those who say moving the embassy to Jerusalem may complicate peace negotiations. But a just and lasting world order cannot be built on falsehoods and equivocations. Let President Trump demonstrate that commitment once more by declaring the truth of the Armenian genocide. This would send clear message to the thugs in power around the world: Your criminal acts will not go unnoticed.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.