ABD Kuzey Suriye’de yeni bir Kürt devleti yaratma kararını çoktan vermiş bile, biz hala “YPG/PKK ile ilişkini kes, silah verme, stratejik ortağız, ayıp oluyor” diyoruz.
İç savaşda kendi halkını katleden Suriye’nin parçalanacağı zaten belliydi. Rus’lar tarihi hayalleri olan „Sıcak Sulara İnme“ emellerini gerçekleştirdiler ve Suriye’nin güneybatısına yerleştiler. İranlılar Suriye’nin doğusunda etkin durumda. Amerika’da Suriye’nin bizle 911 Km ortak sınırı olan kuzeyini kaptı. Bu bölge en zengin petrol yataklarının olduğu bölge.

NEDEN AMERİKA PKK/PYD’i SEVER?
Son yıllarda Amerikan kamuoyu eskiden Vietnam, Afganistan, Irak gibi savaştığı bölgelerde çok askerini zaiyat verdi. Amerikalılar artık kendi evlatlarının Orta Doğuda veya başka bir kriz bölgesinde ölmelerine çok tepkili. Bu yüzden USA işi taşaron örgütlere havale ediyor. USA, Marksist-Stalinist bir yapıya sahip olan PYD/PKK terör örgütü ile bile kolkola, dayanışma içinde kuzey Suriye + Kuzeybatı Irak’da İsrail’e destek olacak bir devlet yaratma çabası içinde.

Biz istediğimiz kadar „PYD terörist PKK’nın Suriye’de kurmuş olduğu PKK uzantısı bir terör örgütüdür, onlara yardım etmeyin, silah vermeyin, yoksa aramızdaki işbirliği, hatta NATO’daki konumumuzu sarsar“, „aramızda savaş çıkacak, Osmanlı tokatını tadacaksınız“  diye tehdit edelim, USA’nın bu uyarılara aldırdığı filan yok. Tek derdi, kendişi için savaşan taşeron terörist örgütü PKK/PYD’nin TSK karşısında yenilgiye uğramaması.
Zira USA çok iyi biliyor ki, PYD yenilir ve bölgeyi terk ederse, Türkiye bu bölgelerin bir süre güvenliğini sağlar, ama nihayetinde Rus-Suriye rejimine iade eder.  Yani USA’nın göz koyduğu bölgeler Rusya ve İran tahakkümüne girer.

911 km lik Suriye sınırımızın güneyi PKK/PYD tarafından kolayca işgal edildiği sırada ne yazık ki Türkiye bunları destekleyen ülkelerin bu yanlıştan döneceğini düşündü. Bir bakıma onların tüm kötü niyetlerini bilmesine  rağmen iyi niyeti elden bırakmayarak atalet içine girdi. Bir bakıma ABD tarıfından kandırıldı diyebiliriz.  ABD’nin terör örgütleri ile ilişkileri her gün  daha da arttı, aleni Türkiye’ye karşı bir kader ortaklığına dönüştü.

Bu ortaklığın henüz imza atılmamış anlaşma paktı ise USA genel bütçesi yapılırken görüldüç Paralel olarak Pentagon’un 2019 bütçesinde 300 milyon doları SDG’nin eğitim ve donatımına, 250 milyon doları da sınır güvenlik gücüne ayrıldığı açıklanıyor. Hatta sanki paralı bir ordu kurmuş gibi örgüt militanlarını maaşa bağladıkları bile konuşuluyor.

Peki, ABD’nin terör örgütlerinin yardımı ile Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin bir bölümünü içine alan bir devlet kurmalarından çıkarı nedir?

  • Bölgede ciddi bir ağırlık kazanan Rusya-İran’a karşı kendi kontrolünde yeni bir devlet oluşturmak.
  • Böylece İsrail’in güvenliğini pekiştirmek.
  • Bölge ülkelerinin zenginliklerini sömürmektir.

Şu günlerde Türkiye ABD’li yetkililerin uğrak yeri, aleni olarak açıklanmasa  da, bu ziyaretlerde Türkiye ile açık bir savaşa girmeden, Türkiye’yi, askeri, ekonomik ve siyasi alanda zor duruma sokup, yok edecekleri tehditlerinde bulunuyorlar. (Niccolò di Bernardo dei Machiavelli, savaş öncesi korkutma klasiği)

Bu gelişmeler karşısında Türkiye, “ABD aklını başına toplamalı”,
“ABD ile ilişkiler ya düzelecek ya tam bozulacak” şeklinde içi boş açıklamalar yapılıyor.
Sorumlu mevkide bulunanların hâlâ ABD ile ilişkilerin bozulmadığı rüyasında olmalarına ne demeli?
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert  ise resmen Türkiye ile dalga geçiyor,  Gazetecilerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Osmanlı Tokatı” sorusu üzerine, Heather Nauert, “Bu tarz komik söylemlere çok alışığız. Türk hükümetinden bu tarz yorumlar geldiğinde buna sinirlenmiyoruz.” dedi.

Türkiye-ABD ilişkileri çok eskilere dayanıyor. İki ülke arasında o kadar çok kriz çıkmış ve atlatılmış ki, bunlar da atlatılır diye bakılıyor.

Artık bütün hükümet yetkilileri açık bir biçimde ABD’yi hedef tahtasına koyan açıklamalar yapmaktan kaçınmıyor. Çok karmaşık ve kaotik bir süreçten bahsediyoruz.
Dr.Ahmet Güler (14.02.2018)

Ahmet Güler tarafından yayınlandı

Ahmet Güler 1957’de Trabzon’da doğdu. Orta öğretimine Samsun’da devam eden Güler, 1980’de Hacettepe’den mezun olduktan sonra doktora için Almanya’ya gitti. Türkiye’de deri giysi üretim tabakhane ve konfeksiyon fabrikaları kurdu ve bu ürünleri 25 sene boyunca Avrupa’da kendi mağaza zincirlerinde pazarladı. Halen enerji sektöründe aktif olan Güler, Avrupa’da Türk kökenli işverenlerin örgütlenmelerinde öncü rol oynadı ve yıllardır Avrupalı Türk İşadamları Birliği federasyonunun başkanlığını yapmakta. Çeşitli medya kuruluşlarında yazarlık yapan Güler Avrupada’ki gençlerin meslek eğitimi görmeleri ve çevre konularında faaliyet içinde.

Sohbete katılın

4 yorum

  1. 60 senedir burnumuz boktan kurtulmadı hiç olmazsa biraz temiz hava alırız. Sallanır durulur yerimizi buluruz ama öyle ama böyle.En azından altımızı devamlı oyan müttefikten kurtuluruz.68 den beri bunu anlatmaya çalışıyorduk ama bunca kazığı bonus olarak yememiz gerekiyormuş.

  2. Amerikalıların koynuna boşuna girmedik ki, Amerika mı vardı Rusya Osmanlı donanmasını denizin dibine gönderirken, Ataköy’e kadar işgal etmişken. Aklı, bilimi seçmedikce kimse ABD’den kurtulunca şahlanacaz zannetmesin.

  3. ABD dünyanın jandarmasıdır bu doğru ama bu jandarmanın hizmetinde olmak için can atan ülkeler de ABD’ye boyun eymek zorunda. Yıllarca yanı başındaki KÜBA direndi ve kazandı. Ortadoğu ize, biz dahil ”ABD ne der?” modundayız devamlı. O zaman ne ekonomik, ne de siyasi bağımsızlık olamaz. Biz treni çok kaçırdık. Hele hele, Süleymaniye’de 2013 de askerlerimizin (Subay) başına çuval geçirdikten sonra MÜZİK(!) notası bile gönderemeyince seni kim dinler! Ektiğimizi biçiyoruz!

  4. bugün bazı ülkelerin elinde karşıdaki ülkeyi bir gecede yok edebilecek atom bombası gibi silahlar var. Savaşın uzaması durumunda Avrupa’nın ortasındaki Almanya’ya bile atma planları mevcuttu. İşte bu sebeple veto hakkı olan ülkeler var BM’de ve diğer her bir ülke bu ülkelerden biriyle gerdeğe girmek zorunda.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.