Ana sayfa Yazarlar Ahmet K. Aytar

TÜRKİYE’NİN POZİSYONU

Trump yönetimini  açık politika yönergelerinde eksik kalmakla nitelendirenlerin;
Trump’ın stratejik bir vizyonu olmadığına ilişkin kanaatleri giderek dağılıyor…
ABD’nin çoğu zaman gösterdiği tutarsızlıklar ve net bir stratejik hedef göstermeyen davranışları göz önüne alındığında,
Beyaz Saray’da yeni bir proaktif başkanın olması üzerinde doğan umutlar, karışıklık hissini yavaş yavaş gölgede bırakıyor…

*

İşte, Başkan Trump ülkesinin Ulusal Güvenlik Stratejisi’ni açıkla​mış bulunuyor.
​Belgenin ana fikrini;
1- Ulusal egemenliğin  ittifaklar üzerinde ön planda tutulması,
2- Ulusları bir rekabet ortamında öngörmesi oluşturuyor.​

*

​Ayrıca s​trateji belgesi​;​
1- Sınırların güvenliğine,
2- Amerika’nın refahını korumak ve güçlendirmeye,
3- Barışı güçle korumaya,
4- Tüm dünyada Amerika’nın etkinliğini ve gücünü arttırmaya yönelik dört temel dayan​ıyor.

​*​
Bu çerçevede Başkan Trump’ın,
1- İsrail-Filistin çatışması ve barışını; Ortadoğu’da terörizm ve Araplardaki aşırıcılığın etkilerinden doğan  sorunların özünden ayırdığı,
2- ABD’nin Ortadoğu’da refah ve reform arayışında olan Arap hükümetlerine daha fazla fayda sağlayacağını,
3- İsrail- Filistin barış anlaşmasını, bir önceki anlaşmayı takip etmesi gerektiğini anlayan daha geniş bir bölgesel anlaşmaya bağlamayı öngördüğü görülüyor.

*

Belgede Rusya ve Çin  “ABD değerlerine meydan okuyan rakipler ” olarak yer alıyor.
Ancak ABD, Askeri Strateji’sindeki “Sonsuz Savaş” doktrini doğrultusunda;
1- Rekabetin koordinasyonla geliştirilip bir Rus-ABD ortaklığının oluşturulması halinde,
2- Bölgesel krizlerin daha az tehdit oluşturacağı, bölgesel çalkantıların büyük oranda önleneceğini kurguluyor…

*
Bu yüzden süreçte ABD ve Rusya liderlerinin, mesela;
1- Suriye’de savaş sonrasında mevcut siyasi kilitlenmelerin nasıl ortadan kaldırılabileceği,
2- Suriye’deki yeniden yapılanmanın nasıl sağlanacağı konusuna odaklandıkları anlaşılıyor.

*
Bunun için ABD ve Rusya,
1- Ortadoğu istikrarı başlığında Suriye’de ve Doğu İsrail’de İslamcı Cihad’ın savaş kapasitesinin ortadan kaldırılması,
2- İran ile Türkiye gibi üçüncü tarafların faaliyetleri ile ilgili pozisyonlarının hizalanmasına yönelik bir anlaşma içindedirler.

*

Nitekim,
1- Operasyonlar, Kuzey Suriye konuşlanan ABD birlikleri ve doğu-batı bölgelerindeki Rusya güçleri tarafından koordine ediiyor.
2- ABD; daha önce yapılan bir anlaşma kapsamında engellenen Rusya Hava Kuvvetlerine, Fırat Nehri’nin doğusunda operasyon yapmasının önünü açmıştır.
3- Rusya ise doğuda savaşan Suriye, İran ve Hizbullah güçlerini geri çekme taahhüdü karşılığında ABD destekli  Suriye Demokratik Güçleri ve Kürt YPG’ye saldırmamaktadır.
4- Rusya; Suriye savaşına İran ve Türkiye müdahalesi konusunda; İran’ı ve vekillerini ayrıca Türkiye’nin yeni savaş cephesini açmasını engellemek için hareket etmektedir…

*
Ancak bugüne kadar Rusya;
1- Suriye’nin her bölgesindeki savaşı ayrı şartlarda sürdürmüştür.
2- Kendi koşullarına göre her bölgede ayrı bir  grupla anlaşma ya da ateşkese ulaşmak üzere,
O bölgenin sivil otoritesini oluşturan isyancıların, Suriyeli muhaliflerinin ve Kürtlerin amaçları paralelinde,
Yaklaşık bir yıl sonraki seçime kadar Esad’ın yönetiminde görev yapacak geçici hükümetin yapısıyla ilgilenmiştir.

*
Halbuki şimdi;
1- Mevcut siyasi ve askeri gerçekler ışığında ABD’nin de kabul ettiği üzere Suriye’de 2021 seçimlerine kadar görevde kalacak olan,
2- Üstelik Türkiye’de mevcut yönetimin kararlılığı ve kaynakları bulunmadığı için  doğrudan deviremediği Devlet Başkanı B.Esad en güçlü dönemlerinden birini yaşıyor.

*

Bu noktada, Suriye Devlet Başkanı B.Esad;
1- Suriye’de muhalefetten, asilerden ya da Kürtlerden hükümet ortağı olmaksızın  ülkenin tamamının kontrolünü ele geçirmeyi ve uzlaşmayı istiyor.
2- Suriye’nin dörtte birini kontrol eden ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’ni ve ana unsuru olan YPG’li Kürtlerini ” hain” olarak nitelendiriyor.

*
Rusya ise;
1- Esad ve Nasturilerin Suriye’de tek egemen olmasının katlanılamaz bir durum olarak görüyor.
2- Suriye’nin kuzeyinde ABD desteğinden uzak durmaları halinde Kürtlerden yanadır.
3- İran’ın Tartus’ta Rus donanma üssü gibi bir deniz üssü kurmasını,
4- Suriye’nin  petrol endüstrisinin yeniden inşa edilmesini İran ile paylaşmayı da istemiyor.
5- Kürtlerin kontrolündeki alanlarda özerk bir bölgeye izin vermemek için Suriye’de bulunan Türkiye’yi geri gönderme işini ABD’ye yüklemek istiyor.

*

Bu yüzden Rusya Devlet Başkanı Putin,
1- Rus kuvvetlerini Suriye’den çekmiştir.
2- Böylece Esad’a ve Trump’a; “Eğer  siyasi bir düzenleme için öngörülerimi kabul etmiyorsanız, kendi başınıza isyancılarla ve İslamcı cihadla uğraşmanız gerekecek” mesajı veriyor…

*
Türkiye ise 24 Ağustos 2016’da Özgür Suriye Ordusu militanlarıyla Suriye topraklarında “Fırat Kalkanı Harekâtı”nı başlatmasının ardından,
1- Cerablus, El Bab, Azez ve El Rai kentlerinin bulunduğu 2 bin kilometrekarelik alanı kontrol ediyor.
2- Ağustos’tan beri Cerablus, El Bab, Azez ve El Rai kentleri yönetimine atadığı Gaziantep Valisi’nin 4 yardımcısı yönetiminde;
3- Eğitimden sağlığa, güvenlikten askeri operasyonlara kadar herşeyin koordinasyonunu sağlıyor
4- TSK’nin Suriye’ye girmesini  “egemenlik haklarının ihlali ” olarak değerlendiren Esad yönetimi, bu durumu  BM gündemine taşımış bulunuyor.

*

Türkiye; ABD ve Rusya arasında yapılan anlaşma doğrultusunda Astana’da varılan anlaşma çerçevesinde;
İran ve Rusya arasında Suriye’de isyancı gruplar tarafından kontrol edilen ve en büyük alanlardan biri olan Idlib’e, bir çatışmasızlık bölgesinin inşa edilmesi için gelmiştir.

*
Türkiye’nin İdlib çatışmasızlık bölgesindeki rolü;
1- Suriye yönetimiyle işbirliği yolu çiz​erek çatışmaların bitmesine​ çaba göstermek,
2- ​İdlib’teki yönetim​i​ silahlı terör gruplarından al​arak sivil idareye devre​tmek,​ radikal unsurları elimine etmek, kentteki çatışmasızlığı denetle​mek​,​ güvenliği ​Fırat Kalkanı bölgesinde olduğu gibi yerel polis güçlerine bırak​maktır.​​

*
Ancak Türkiye bu görevi;
1- Suriye toprak bütünlüğü ve bölgede nüfusun artacak olması paralelinde,
​2- Bölgeye çok sayıda Sünni Arap taşımakla yani  yeni bir demografik yapı oluşturmakla sağlayabileceğini öngörüyor…
Bununla da yetinmiyor;

*

Aslında AKP Genel Başkanı R.T.Erdoğan, yürüttüğü bir dizi politika ve uygulamalar sonucu;
1-  Türkiye’nin Avrupa ve ABD’den izole edilmiş olması,
2-  Giderek tüm Arap ülkeleriyle  sorunların büyümesi,
3-  İşte İŞİD terör örgütünün yok edildiği Suriye ve Irak’taki Kürtlerin Türkiye güvenliğine tehdit oluşturduğu gibi sözde gerekçelerle,
TSK’yı hâlâ hem Irak hem Suriye’de işgalci bir ordu gibi tutması,
4-  Bir çok ülkenin gereğinde işleme konulması üzere Erdoğan’ın Suriye ve Irak savaşları sırasında işlediği çeşitli savaş suçlarına ilişkin dosyalara sahip olması,
5-  ABD’de Reza Zarrab şahsında İran’daki uluslararası ambargonun kırılmasıyla ilgili olarak yargılanması,
6-  Yönetiminde Türkiye’nin derin bir şekilde bölünmüş olması,
7-  Muhalefetin onu ve ailesini ağır yolsuzluklar  içinde olmakla itham etmesiyle çok ağır bir anksiyetik süreçten geçiyor.

*

Kudüs Meselesi, Lozan Anlaşması karıştırmalarından sonra,
1-  Kuzey Suriye’de ABD tarafından desteklenen Halkın Koruma Birimlerine atıfta bulunarak Türkiye-Suriye sınırından Kürt “terörist” i ortadan kaldıracağını,
2-  “Afrin’i, Manbij’i ,Tel Abyad’ı, Ras al-Ayn’ı ve Kadırov’u teröristlerden temizleyeceğiz” diyor.

*

Sonuçta;
1- Mart 2018’de başkanlık seçimlerinde yeniden aday olacak Devlet Başkanı V.Putin, Rusya’nın Suriye’deki barışcı varlığı ve etkisini  güvence altına almıştır.
2- Washington’un Suriye’de çatışmayı “dondurması” ihtimali,Moskova’nın amaçlarına uyacağı için kesinlikle kalmamıştır.
3- Moskova’nın Tahran’la olan işbirliği, ABD’nin bölgesel politikası için büyük etkileri bulunan bir ilişki azaltma belirtisi göstermiyor.
4- Batılı politika yapıcılar, Kremlin’in Suriye’de dürüst bir komisyoncu olmayacağını ve Moskova’nın liderliği ele geçirmesine izin vermek yerine Batı liderliğini yeniden tesis etmek için çalışması gerektiğini kabul ediyor.
5- Bu angajmanı, Moskova’nın bölgede yerleşmesini, dolayısıyla olumsuz etkilenmesini önlemenin tek yolu olduğunu görüyorlar.
​6-​ Esad güçlü bir pazarlık pozisyonundadır, geleneksel düşmanları giderek Moskova’nın görüşünü kabul etmeye başlamıştır.

*

Gerisini AKP Genel Başkanı R.Tayyip Erdoğan düşünmelidir.
Ama Türk Halkı da neden böyle bir duruma katlanmak zorunda kaldığı için döğünmelidir…

20. 12. 2017

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here